Ana sayfa
Forumlar
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Blog
Neler yeni
Yeni mesajlar
Son aktiviteler
Giriş yap
Kayıt ol
Neler yeni
Ara
Ara
Sadece başlıkları ara
Kullanıcı:
Yeni mesajlar
Forumlarda ara
Menü
Giriş yap
Kayıt ol
Install the app
Yükle
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İnsanın üç hali
JavaScript devre dışı. Daha iyi bir deneyim için, önce lütfen tarayıcınızda JavaScript'i etkinleştirin.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..
Tarayıcınızı güncellemeli veya
alternatif bir tarayıcı
kullanmalısınız.
Konuya cevap cer
Mesaj
<blockquote data-quote="zeyhak_" data-source="post: 99415" data-attributes="member: 22"><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">HAZRET-İ ABDULKADİR, Fütuhu’l-Gayb serlevhalı muhteşem eserinin başlarında, akla ‘İnsanın yapısı bu kadar derin ve bu kadar basitçe böylesine nasıl özetlenir?’ dedirtecek türden bir tespitte bulunur ki, sormayın… </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Şöyledir: "İnsan, başına bir iş gelirse; önce, kendi kendine kurtulmaya çabalar. Bunu başaramazsa, etraftan yardım istemeye koyulur… Padişaha gider, rütbe ve makam sahiplerine yalvarır. Zenginlerden medet diler. Hal sahiplerine gider, dua ister, himmet ister. Eğer hasta ise doktora gider, şifa arar. Bununla da kurtulamayacağını anlayınca, en nihayetinde Allah’a döner. Eğer insan kendi işini kendi halledebilseydi, halka yönelmeyecekti. İşini halk ile bitirebilseydi, Hakk’a dönmezdi…" </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İnsan, ne kadar gariptir ki önce kendini sebep ve fail olarak görmek istiyor. İlk planda kendini aktif kılmak, kendi gücü ve ihtiyarı dahilinde bir şeyi çözmek yoluna gidiyor. Eğer bu noktada bir acze düşerse, işte o zaman mecburen ve kerhen kendi cinsinden olanlara başvuruyor. Makam ve zenginlik gibi dünyanın baskın ‘sebep’lerinden medet istiyor. Bu uğurda epeyce bir mücadele ettikten sonra, insan ne zaman ki yorgun, bitap ve mecalsiz düşüyor, işte tam bu noktada elleri yanına dökülüyor, omuzları iniyor ve ‘Ya Rab!, Ey Allahım!’ diye nidalarla yalvar yakar oluyor. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">İnsandaki ‘ego’ aslında, bütün evrenin sırlarının kapılarını açan bir maymuncuk gibidir. Rabbin Rububiyet sıfatının bir tecellisi olarak insana verilmiştir. O meşhur, yerlerin ve göklerin yüklenmekten imtina ettiği ‘emanet’in insandaki ‘ego, ene’ olduğu yönünde hakikat ehlinin yaklaşımları mevcuttur. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Egonun (ene) saf hali, güneşin ışıklarını taşıyan hava gibi renksiz ve duru olması halidir. Ama ego ile birlikte, birbirinin mütemmim cüzü olarak beliren malikiyet (sahiplik) duygusu, gerçek Malik’i tanımaktan uzaklaştıkça kendini ‘efendi’ ilan etmeye başlıyor. Böylece egonun saf hali olan ‘hava hali’ koyulaşmaya başlıyor. Mülkü ve yaratılanları Rab ile kendi arasında adeta pay etmeye başlıyor. Yani "Sen bunları buraya kadar yapıyorsun, buradan sonrası da bana ait, ben yapıyor ben ediyorum" dercesine bir aşamaya geliyor ki bu aşamada ego koyulaşıyor ve ‘sıvı haline, su haline’ geliyor. Eğer insan, yapıp etmelerini kendinden, sonuçları kendinden, başarıları kendinden bilmeye devam ederse ego saf halinden biraz daha uzaklaşıyor ve tamamen katılaşıyor, ‘buz’laşıyor. Yani egonun üç halinden bahsetmek böylece mümkün oluyor: Hava, su ve buz. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Egonun bu üç hali ile Hazret-i Abdulkadir’in izah ettiği üç aşama arasında (yani önce kendine müracaat, sonra halka, en sonunda Hakka) tersinden bir mütekabiliyet ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, insan, enenin saf halindeyken, alemden ve kendinden sadır olan her şeyin faili olarak, ‘Müsebbibu’l-Esbab’ olarak, Halık’ını görüyor ve biliyor. Bu aşama Hazret-i Abdulkadir’in ifade ettiği insanın mecburen gelip dayandığı hale tetabuk ediyor ki, yelkenlerin indiği, acziyetin zirvesinde bütün sebeplerin sustuğu bu aşamada ‘Çıkar eneyi aradan, görünsün Yaradan’ vecizesinin hakikati tecelli ediyor. </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Enenin ikinci hali, Hazret’in söylediği, halktan, eşraftan, zenginlerden, makam ve mansıb sahiplerinden medet uman, mülkü fifti fifti paylaştırma dediğimiz ikinci aşamaya denk düşüyor, yani enenin ‘su’ hali… </span></span></p><p><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Kişinin tamamen kendini fail bilip, tamamen kendine başvurup, önce bir şeyi kendi imkanlarıyla halletmeye çalışıp da ne halkı ne de Halık’ı hatırlamayan birinci hali de egonun üçüncü katı (buz) haline denk düşmektedir. </span></span><span style="font-family: 'Comic Sans MS'"><span style="font-size: 12px">Eskilere uyarak bitirelim: Arif olana bir işaret yeter, olmayana ise tüm izahlar faydasızdır. </span></span></p><p></p></blockquote><p></p>
[QUOTE="zeyhak_, post: 99415, member: 22"] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]HAZRET-İ ABDULKADİR, Fütuhu’l-Gayb serlevhalı muhteşem eserinin başlarında, akla ‘İnsanın yapısı bu kadar derin ve bu kadar basitçe böylesine nasıl özetlenir?’ dedirtecek türden bir tespitte bulunur ki, sormayın… [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Şöyledir: "İnsan, başına bir iş gelirse; önce, kendi kendine kurtulmaya çabalar. Bunu başaramazsa, etraftan yardım istemeye koyulur… Padişaha gider, rütbe ve makam sahiplerine yalvarır. Zenginlerden medet diler. Hal sahiplerine gider, dua ister, himmet ister. Eğer hasta ise doktora gider, şifa arar. Bununla da kurtulamayacağını anlayınca, en nihayetinde Allah’a döner. Eğer insan kendi işini kendi halledebilseydi, halka yönelmeyecekti. İşini halk ile bitirebilseydi, Hakk’a dönmezdi…" [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İnsan, ne kadar gariptir ki önce kendini sebep ve fail olarak görmek istiyor. İlk planda kendini aktif kılmak, kendi gücü ve ihtiyarı dahilinde bir şeyi çözmek yoluna gidiyor. Eğer bu noktada bir acze düşerse, işte o zaman mecburen ve kerhen kendi cinsinden olanlara başvuruyor. Makam ve zenginlik gibi dünyanın baskın ‘sebep’lerinden medet istiyor. Bu uğurda epeyce bir mücadele ettikten sonra, insan ne zaman ki yorgun, bitap ve mecalsiz düşüyor, işte tam bu noktada elleri yanına dökülüyor, omuzları iniyor ve ‘Ya Rab!, Ey Allahım!’ diye nidalarla yalvar yakar oluyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]İnsandaki ‘ego’ aslında, bütün evrenin sırlarının kapılarını açan bir maymuncuk gibidir. Rabbin Rububiyet sıfatının bir tecellisi olarak insana verilmiştir. O meşhur, yerlerin ve göklerin yüklenmekten imtina ettiği ‘emanet’in insandaki ‘ego, ene’ olduğu yönünde hakikat ehlinin yaklaşımları mevcuttur. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Egonun (ene) saf hali, güneşin ışıklarını taşıyan hava gibi renksiz ve duru olması halidir. Ama ego ile birlikte, birbirinin mütemmim cüzü olarak beliren malikiyet (sahiplik) duygusu, gerçek Malik’i tanımaktan uzaklaştıkça kendini ‘efendi’ ilan etmeye başlıyor. Böylece egonun saf hali olan ‘hava hali’ koyulaşmaya başlıyor. Mülkü ve yaratılanları Rab ile kendi arasında adeta pay etmeye başlıyor. Yani "Sen bunları buraya kadar yapıyorsun, buradan sonrası da bana ait, ben yapıyor ben ediyorum" dercesine bir aşamaya geliyor ki bu aşamada ego koyulaşıyor ve ‘sıvı haline, su haline’ geliyor. Eğer insan, yapıp etmelerini kendinden, sonuçları kendinden, başarıları kendinden bilmeye devam ederse ego saf halinden biraz daha uzaklaşıyor ve tamamen katılaşıyor, ‘buz’laşıyor. Yani egonun üç halinden bahsetmek böylece mümkün oluyor: Hava, su ve buz. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Egonun bu üç hali ile Hazret-i Abdulkadir’in izah ettiği üç aşama arasında (yani önce kendine müracaat, sonra halka, en sonunda Hakka) tersinden bir mütekabiliyet ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki, insan, enenin saf halindeyken, alemden ve kendinden sadır olan her şeyin faili olarak, ‘Müsebbibu’l-Esbab’ olarak, Halık’ını görüyor ve biliyor. Bu aşama Hazret-i Abdulkadir’in ifade ettiği insanın mecburen gelip dayandığı hale tetabuk ediyor ki, yelkenlerin indiği, acziyetin zirvesinde bütün sebeplerin sustuğu bu aşamada ‘Çıkar eneyi aradan, görünsün Yaradan’ vecizesinin hakikati tecelli ediyor. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Enenin ikinci hali, Hazret’in söylediği, halktan, eşraftan, zenginlerden, makam ve mansıb sahiplerinden medet uman, mülkü fifti fifti paylaştırma dediğimiz ikinci aşamaya denk düşüyor, yani enenin ‘su’ hali… [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Kişinin tamamen kendini fail bilip, tamamen kendine başvurup, önce bir şeyi kendi imkanlarıyla halletmeye çalışıp da ne halkı ne de Halık’ı hatırlamayan birinci hali de egonun üçüncü katı (buz) haline denk düşmektedir. [/SIZE][/FONT][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3]Eskilere uyarak bitirelim: Arif olana bir işaret yeter, olmayana ise tüm izahlar faydasızdır. [/SIZE][/FONT] [FONT=Comic Sans MS] [/FONT][FONT=Comic Sans MS][/FONT] [/QUOTE]
Adı
İnsan doğrulaması
Peygamber Efendimiz a.s.v.'ın kabri nerededir? (Sadece şehir adını küçük harfler ile giriniz)
Cevap yaz
Forumlar
Eğitim ve Kültür
Kütüphane
Makale - Menkıbe ve Denemeler
İnsanın üç hali
Bu site çerezler kullanır. Bu siteyi kullanmaya devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Accept
Daha fazla bilgi edin.…
Üst