Insanlar uykudadirlar öldükleri zaman dirilirler.

bizar

Well-known member
Ne kadar doğru bir tespit.Gerçekten de uykudayız ve o çok güvendiğimiz aklımız bizi uykudan uyandırmaya yetmiyor.bir gün gözlerimizi açıyoruz dünyaya ve sanki hep buradaymışcasına sarılıyoruz dört elle.Nereden geldiğimizi neden geldiğimizi hiç sorgulamadan.Elde ettiğimiz bunca serveti bir mirasyedi gibi kullanıyoruz.
Asıl sahibinin bir gün bize hesap soracağını düşünmeden.Yaptıklarımızı hiçbir mantık ölçüsüyle açıklamak mümkün değil.
Biliyoruzki bu hayat kısa,zaman su gibi akıp gidiyor.
Buna rağmen HİÇ ÖLMEYECEK GİBİ sarılıyoruz hayata.
Her aynaya bakışta gerçekle yüz yüze geliyor,yaşlandığımızı gördükce daha bir inatla sarılıyor insan dünyaya.Hayatın geçici olduğunu ve istesekte istemesekte geldiğimiz gibi çırılçıplak bırakıp gitmek zorunda olduğumuzu bile bile bu hırs niye?
Hergün biraz daha ölüme yaklaştığını bile bile ölüme kayıtsız kalmak,hiç birisini yanında götüremiyeceğini bildiği halde mal,mülk zevk lerin peşinde böylesine hırslı olmak hangi mantıkla açıklanabilir?

DAHA KÖTÜSÜ HERKESİN GERÇEKLERİ BİLİP HİÇBİR ÖNLEM ALMAMASI.
GÜNEŞİN SICAĞINA KARŞI KREM SÜRÜNÜYOR AMA CEHENNEM ATEŞİNE KARŞI HİÇBİR TEDBİR ALMIYOR.

Biliyoruz ölüm var bu bir gerçek.
Biliyoruz bir gün sıra bize gelecek.
Biliyoruz birgün hayat elimizden kayıp gidecek,biliyoruz sorgu sorulacak,hesap verilecek ama şaşırtıcı bir mantıksızlıkla illüzyon devam ediyor ve Efendimiz (a.s)sözü kulaklarımızda yankılanıyor:

İNSANLAR UYKUDADIRLAR,ÖLDÜKLERİ ZAMAN UYANIRLAR

ALLAH(C.C)BİZLERİ ÖLMEDEN UYANAN KULLARINDAN NASİP ETSİN.(AMİN)

--
Körüm KörLüğüme BiLe...
Körüm Gördüğüme BiLe...
Körüm Gösterdiklerini BiLe ,
Vadettiğin Cennetine BiLe körüm !
Senin GörmenLe Görür CümLe GözLer, Aç GözLerimi
 
H

hatve

Misafir
[highlight]Ey dünyaperest insan!
Çok geniş tasavvur ettiğin senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir. Fakat o dar kabir gibi menzilin duvarları şişeden olduğu için, birbiri içinde in’ikâs edip, göz görünceye kadar genişliyor.
Kabir gibi darken, bir şehir kadar geniş görünür.
Çünkü o dünyanın sağ duvarı olan geçmiş zaman ve sol duvarı olan gelecek zaman, ikisi mâdum ve gayr-ı mevcut oldukları halde, birbiri içinde in’ikâs edip gayet kısa ve dar olan hazır zamanın kanatlarını açarlar.
Hakikat hayale karışır; mâdum bir dünyayı mevcut zannedersin.
Nasıl bir hat, sür’at-i hareketle bir satıh gibi geniş görünürken, hakikat-i vücudu ince bir hat olduğu gibi,
senin de dünyan hakikatçe dar, fakat senin gaflet ve vehim ve hayalinle duvarları çok genişlemiş.
O dar dünyada, bir musibetin tahrikiyle kımıldansan, başını, çok uzak zannettiğin duvara çarparsın.
Başındaki hayali uçurur, uykunu kaçırır.
O vakit görürsün ki, o geniş dünyan kabirden daha dar, köprüden daha müsaadesiz.
Senin zamanın ve ömrün, berkten daha çabuk geçer; hayatın, çaydan daha sür’atli akar.

Madem dünya hayatı ve cismânî yaşayış ve hayvânî hayat böyledir.
Hayvâniyetten çık, cismâniyeti bırak, kalb ve ruhun derece-i hayatına gir.
Tevehhüm ettiğin geniş dünyadan daha geniş bir daire-i hayat, bir âlem-i nur bulursun.
İşte o âlemin anahtarı, marifetullah ve vahdâniyet sırlarını ifade eden
Lâ ilâhe illâllah kelime-i kudsiyesiyle​
​
kalbi söylettirmek, ruhu işlettirmektir. [/highlight]​
 
Üst