ABDULLAH4
Forum Yöneticisi
Hayat Hz.Ademle başladı. Tabii İslamda. İslam tüm peygamberlerin altın bir zincir gibi boyunlarına taktıkları muazzam kutlu bir inanç manzumesi ve yaşam biçimidir. Her Müslüman bu kutlu dine mensup olmakla iftihar eder, şeref duyar. Çünkü İslam olmak peygamberlik izinde yürümek ve bu altın zinciri boyna bir madalya gibi asmaktır. Şerefle taşımaktır. İnsanlığa peygamberler her zaman saadet,huzur, sevgi, barış taşımışlardır. Kimse bunun aksini iddia edemez. İslam etimolojik olarak zaten : barış, huzur, güvenlik, esenlik, saadet, emniyet, selam, selamet anlamına geliyor. İslamı yanlış anlayanlar önce kendi anlayışlarını, yaklaşımlarını değiştirmelidirler. Yanlış anlayanların yamuk bakışlarını İslam diye sunmaları hiçbir kıymet ifade etmez.
İslam bizim sakat bakışımızdan, yamuk algılayışımızdan münezzeh bir dindir.
Şair onun için şöyle demiş : “Kaç Müslümanlardan sığın müslümanlığa” yamuk bakanların, yanlış anlayanların verdiği zararı ifade kabilinden tabii.
İslamın saadet dini olduğunu isbata sayılamayacak kadar örnek vardır tarihimizde. İşgal edenler kan dökerken, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyorlar. Ama mekkenin fethinde lokal bazı küçük çaplı çatışmaların dışında bir kimsenin burnu bile kanamamıştır.
Ve muzaffer komutan Hz. Peygamber şehre bir “Kral değil kuru et yiyen bir kadının oğlu” olduğunun bariz bir göstergesi olarak boynu devesinin hörgücüne değecek şekilde eğilerek alabildiğine bir tevazu içerisinde girmiş ve genel af ilan etmiştir. Peygamberler (salat ve selam hepsine ) saadet taşıyıcılarıdır. Huzur sakalarıdır. Emniyet ve güvenin iki ayaklı mücessem sembolleridir. Peygamber denince insanın içini ferahlık kaplar çünkü peygamberler diriltmek için gönderildiler, öldürmek katletmek için değil. Peygamberlerin ışığı güneş ışığı gibi olmuştur her zaman, onlar yılanada, ceylanada doğmuşlar onların ışık ve ısısından dost-düşman, hasım-hısım herkes istifade etmiştir. Bunu bizden olmayan oryantalist ama objektif tüm arastırmacılar bile dillendiriyorlar. İfade ediyorlar. Peygamberler tarihinde yaşanmış savaşların toplamı 11 haçlı seferi ile işlenmiş cinayetlerle dolu zaman diliminin zekatı etmez.
İslam medeniyeti fethettiği yerlerde inşa ettiği eserlerle nasıl bir inancın ve yaşamın mensubu bulunduğunu zaten isbat ediyor. Baktığımızda alenen görürüz bunu.
Çeşmeler, hanlar,köprüler, imaretler, ibadethaneler, hastaneler v.b eserler savaşın değil barışın tarafını tuttuğumuzun en canlı şahidleridir.
Yeryüzünde yaşayan her insan borçludur. İlk önce kendisini yaratan Allah’ a borçludur. İnsanın borcunu ödeme imkanı yoktur olmazda. Çünkü sahip olduğu tüm imkanlar(sağlık,sıhhat,nefes,zaman,rızık,eşya) kendisini yaratan tarafından karşılıksız verilmiş bahşedilmiştir. Yaratan borcu ödemeyi değil (cunku bu ımkansızdır) borcumuzu itiraf etmemizi emir buyurmuştur.
İslam insana bunu öğretir. Azmadan, sınırı aşmadan, saldırganlaşmadan, mala tapmadan, dünya malına tamah etmeden, başkasının hakkına tecavüz etmeden, hayatı kimseye zindan etmeden, kan dökmeden, fesat çıkarmadan, yaşamak ve verilene razı olmak.
İslam bunu ister. Zaten insan bu cihana sahip olmaya değil şahit olmaya gelmiştir. Sahip olma hırsıdır, insanı azdıran, kanaat ahlakından koparan, gözü dönmüşlüğe mahkum eden. İnsan yetinmezlik hastalığına yakalanınca başkasında olana göz dikmeye başlıyor ve kavga çıkmasına vesile oluyor. Teslim olamayınca Allah’ ın ilkelerine, kendisi kurallar koymaya kalkıyor ve savaşın tarafı oluyor bir anda. Hemcinsine üstünlük taslamaya kalkmak, kendisinin efdal olduğunu, üstün olduğunu iddia etmek doğal olarak kaosa yol açmaktır. İslam bir imtihan alanı olarak isimlendirdiği bu dünyanın kalıcı olmadığını öğretir. Onun için Müslüman olmak kalıcı değerlerin ardı sıra yürümektir. Geçici olan dünya hayatı ve malı için kavga vermemektir. İslam kavgacı bir kimliği asla onaylamaz. Kavgacı kimlik islamın özüyle çelişir. İslam kaldıki göklerdeki, kozmik alemdeki denge ve düzeni, muvazeneli akışı insan hayatındada tesis için sunulmuş bir dindir.
İnsan, hayatını islama uyarladığında göklerdeki, bilemediğimiz alemlerdeki denge ve düzen, nizam ve intizam toplumsal alanada yansıyacak ve damgasını vuracaktır.
Esas olan teslim olmaktır.
Güneş, ay, yıldızlar, galaksıler, gece gündüz, iklimler özetle kainatta var olan tüm eşya teslim olduğu için biz yaşama imkanı buluyoruz. Onlar teslimiyetlerine son verecek olsalar kıyamet kopmuş oluyor. Bizdende onların korosuna katılmamız isteniyor.
İnsan bu koroya katılmazsa toplumsal kıyamet kopuyor. O zaman işte içinde bulunduğumuz kaos, kavga, çatışma, cinnet, vahşet, cinayet, savaş, işgal, tahakküm, zorbalık, hükmünü icraya zemin buluyor.
İslam sadece islamdır.
Başka adı yoktur.
İslam şanı yüce Allah’ ın inzal buyurduğu bir kutlu din-hayat tarzıdır. Rahmeti sonsuz, sınırsız Rabbimizin rahmetinin bir tecellisidir. İslam insana merhameti, şefkati öğreten, acımayı, acıları paylaşmayı öğreten SEFKAT, MERHAMET dinidir
İslam bizim sakat bakışımızdan, yamuk algılayışımızdan münezzeh bir dindir.
Şair onun için şöyle demiş : “Kaç Müslümanlardan sığın müslümanlığa” yamuk bakanların, yanlış anlayanların verdiği zararı ifade kabilinden tabii.
İslamın saadet dini olduğunu isbata sayılamayacak kadar örnek vardır tarihimizde. İşgal edenler kan dökerken, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyorlar. Ama mekkenin fethinde lokal bazı küçük çaplı çatışmaların dışında bir kimsenin burnu bile kanamamıştır.
Ve muzaffer komutan Hz. Peygamber şehre bir “Kral değil kuru et yiyen bir kadının oğlu” olduğunun bariz bir göstergesi olarak boynu devesinin hörgücüne değecek şekilde eğilerek alabildiğine bir tevazu içerisinde girmiş ve genel af ilan etmiştir. Peygamberler (salat ve selam hepsine ) saadet taşıyıcılarıdır. Huzur sakalarıdır. Emniyet ve güvenin iki ayaklı mücessem sembolleridir. Peygamber denince insanın içini ferahlık kaplar çünkü peygamberler diriltmek için gönderildiler, öldürmek katletmek için değil. Peygamberlerin ışığı güneş ışığı gibi olmuştur her zaman, onlar yılanada, ceylanada doğmuşlar onların ışık ve ısısından dost-düşman, hasım-hısım herkes istifade etmiştir. Bunu bizden olmayan oryantalist ama objektif tüm arastırmacılar bile dillendiriyorlar. İfade ediyorlar. Peygamberler tarihinde yaşanmış savaşların toplamı 11 haçlı seferi ile işlenmiş cinayetlerle dolu zaman diliminin zekatı etmez.
İslam medeniyeti fethettiği yerlerde inşa ettiği eserlerle nasıl bir inancın ve yaşamın mensubu bulunduğunu zaten isbat ediyor. Baktığımızda alenen görürüz bunu.
Çeşmeler, hanlar,köprüler, imaretler, ibadethaneler, hastaneler v.b eserler savaşın değil barışın tarafını tuttuğumuzun en canlı şahidleridir.
Yeryüzünde yaşayan her insan borçludur. İlk önce kendisini yaratan Allah’ a borçludur. İnsanın borcunu ödeme imkanı yoktur olmazda. Çünkü sahip olduğu tüm imkanlar(sağlık,sıhhat,nefes,zaman,rızık,eşya) kendisini yaratan tarafından karşılıksız verilmiş bahşedilmiştir. Yaratan borcu ödemeyi değil (cunku bu ımkansızdır) borcumuzu itiraf etmemizi emir buyurmuştur.
İslam insana bunu öğretir. Azmadan, sınırı aşmadan, saldırganlaşmadan, mala tapmadan, dünya malına tamah etmeden, başkasının hakkına tecavüz etmeden, hayatı kimseye zindan etmeden, kan dökmeden, fesat çıkarmadan, yaşamak ve verilene razı olmak.
İslam bunu ister. Zaten insan bu cihana sahip olmaya değil şahit olmaya gelmiştir. Sahip olma hırsıdır, insanı azdıran, kanaat ahlakından koparan, gözü dönmüşlüğe mahkum eden. İnsan yetinmezlik hastalığına yakalanınca başkasında olana göz dikmeye başlıyor ve kavga çıkmasına vesile oluyor. Teslim olamayınca Allah’ ın ilkelerine, kendisi kurallar koymaya kalkıyor ve savaşın tarafı oluyor bir anda. Hemcinsine üstünlük taslamaya kalkmak, kendisinin efdal olduğunu, üstün olduğunu iddia etmek doğal olarak kaosa yol açmaktır. İslam bir imtihan alanı olarak isimlendirdiği bu dünyanın kalıcı olmadığını öğretir. Onun için Müslüman olmak kalıcı değerlerin ardı sıra yürümektir. Geçici olan dünya hayatı ve malı için kavga vermemektir. İslam kavgacı bir kimliği asla onaylamaz. Kavgacı kimlik islamın özüyle çelişir. İslam kaldıki göklerdeki, kozmik alemdeki denge ve düzeni, muvazeneli akışı insan hayatındada tesis için sunulmuş bir dindir.
İnsan, hayatını islama uyarladığında göklerdeki, bilemediğimiz alemlerdeki denge ve düzen, nizam ve intizam toplumsal alanada yansıyacak ve damgasını vuracaktır.
Esas olan teslim olmaktır.
Güneş, ay, yıldızlar, galaksıler, gece gündüz, iklimler özetle kainatta var olan tüm eşya teslim olduğu için biz yaşama imkanı buluyoruz. Onlar teslimiyetlerine son verecek olsalar kıyamet kopmuş oluyor. Bizdende onların korosuna katılmamız isteniyor.
İnsan bu koroya katılmazsa toplumsal kıyamet kopuyor. O zaman işte içinde bulunduğumuz kaos, kavga, çatışma, cinnet, vahşet, cinayet, savaş, işgal, tahakküm, zorbalık, hükmünü icraya zemin buluyor.
İslam sadece islamdır.
Başka adı yoktur.
İslam şanı yüce Allah’ ın inzal buyurduğu bir kutlu din-hayat tarzıdır. Rahmeti sonsuz, sınırsız Rabbimizin rahmetinin bir tecellisidir. İslam insana merhameti, şefkati öğreten, acımayı, acıları paylaşmayı öğreten SEFKAT, MERHAMET dinidir