Islam ve medya

İngilizce kökenli medya sözcüğü yazılı, sözlü, görüntülü kitle yayın araçlarını içermekte olup gazete, dergi, radyo, televizyon ve interneti kapsamaktadır. Yaygın anlayışa göre, demokratik ülkelerde yasama organı (Parlamento) birinci, yürütme organı ( Hükümet ) ikinci, yargı organı ( Mahkemeler ) üçüncü, kitle iletişim organları ( Medya ) ise dördüncü kuvvet olarak nitelendirilmektedirler. Bazen, medya idari yönetimi ve kamuoyunu belirgin şekilde etkilediği konumlarda birinci sıraya oturuverir. İşyerlerinde, kahvehanelerde, evlerde hep haberler ve manşetler konuşulur. Yani, ister-istemez toplum refleks vermek durumunda kalır. Eğer etkileme güçlü ise reaksiyon dahi gösteremez. Sivil toplum örgütleri aksiyonunu kaybedebilir.
Toplumun huzuru ve barışın korunması için; haber alma, doğruyu öğrenme, bilgilenme, bilinçlenme insanın doğal ihtiyacıdır. Medyanın da asıl görevi bu olmalıdır. Ama ne yazık ki çoğu zaman bu anlayışı görmek mümkün olmaz. İstenilen anlayış topluma dikte edilerek insanın ne düşüneceğini, nasıl düşüneceğini, nelerle meşgul olması gerektiğini, hangi şeylere kızması icap ettiğini, nelere sevineceğini belirlemek ister. Çoğu defa toplumun öz kültürü baskı altında tutularak, batı kültürü enjekte edilmektedir. Batının emperyalist kültürünü Dünya’ya yaymak isteyişi Dünya Medya’sı incelendiğinde daha iyi anlaşılacaktır.
Hucurat :6 “ Ey iman edenler! Eğer yoldan çıkmışın biri size bir haber getirirse, onun iç yüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme fenalık edersiniz de sonra ettiğinize pişman olursunuz.” Bu Ayet’i Kerime’nin iniş nedeni ise kısaca şöyle; Sahabe’i kiram’dan Velid bin Ukbe (ra)’ı, Peygamberimiz (sav) Efendimiz, zekat toplaması için Mustalık Oğulları’na memur olarak (amil) gönderdi. Velid (ra), kendisini karşılamaya çıkan kabile halkını görünce, savaşacaklar zannıyla yanlış düşünceye kapıldı ve zekatları toplamadan Medine’ye geri döndü. Ve Peygamberimiz (asv)’e de kabile halkının zekat vermediklerini söyledi. Peygamber Efendimiz (sav) kabile ile savaşmak için niyetlendi. Ancak, aynı zamanda kabileden bir heyet gelmiş, olayın gerçek içyüzünü Efendimize açıklamış bulundular. Bu olay üzerine ayet-i kerime nazil olmuş oldu. Habercilik açısından bu konuya, Peygamberimiz (sav)’in “Duyduğunuz bir sözü bir başkasına anlatmanız size günah olarak yeter.” Cümlesini de ayrıca ilave etmek gerekir.
Lokman:6, 7, 8, 9 “İnsanlar arasında, bir bilgisi olmadığı halde Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte alçaltıcı azap bunlar içindir. Ayetlerimiz o sapık kimseye okunduğu zaman sanki kulaklarında ağırlık var da işitmiyormuş gibi büyüklenerek sırt çevirir. İşte ona can yakıcı azabı müjde et. İnanıp yararlı iş işleyenler için, Allah’ın vaadi gereğince temelli kalacakları nimet cennetleri vardır. O, Güçlüdür, Hakim’dir.” Bu Ayet-i Kerime, İlk medya patronu Nadir bin Haris hakkında nazil olmuştur. O İran’a gidip ticaret yapar, oradan da Acem’lerin kitaplarını satın alır, bu kitaplardaki şeyleri Kureyş’lilere anlatır ve şöyle derdi: Eğer Muhammed (sav) size Ad ve Semud kavimlerinin haberlerini anlatıyorsa, ben de size Zaloğlu Rüstem’in, Behram’ın ve İran krallarının haberlerini anlatıyorum. Bazı kimseler O’nun bu sözlerini güzel buluyor ve Kur’an-ı dinlemekten vazgeçiyorlardı.(Tv dizi filmleri, magazin, show gibi) Rivayetlere göre bu adam şarkıcı cariyeler de kullanırmış ki, daha etkin olabilsin. Bir kimse müslüman olmak istedi mi, hemen ona bu şarkıcı cariyelerini gönderir ve onlara yemek yedirir, içki içirir, şarkılar okuturmuş. Böylece bu Ayet’i Kerime’leri günümüze uyarlarsak medyanın etkin fonksiyonunu ortaya çıkarmış olabiliriz.
MEDYA, BİR KİMLİKTİR.
Elbette ki, herkesin bir misyonu (görevi) olmalıdır. “Ehli Sünnet Vel Cemaat“ (Sünnetlere uymada titiz ve duyarlı davranan topluluk) fikrinde bulunmak başlı başına büyük bir olaydır. Sapık fikirler ve akımlar insanın dünya ve ahiretini karartır. Genel olarak bir medya kuruluşunun üç çıkış sebebi vardır. ( Medyanın hedefleri: )
1-Gündemi belirleme ( Siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda insanları kendi güdümüne girdirmek. )
2-İdeoloji transferi ( İnsanları bir düşünce sisteminde buluşturmak ve tek tip insan oluşturmak. )
3- Manevi atmosferi oluşturma. ( Sevgi toplumu kurarak, insanların iki dünya saadetini sağlamak. )
Medya bir mektuptur, bir mesajdır tüm insanlığa. İslami medyanın çizdiği ufuk bellidir. Amacı; tarihimizi, kültürümüzü, milli ve manevi değerlerimizi yeni nesillere taşımaktır. Peygamber Efendimiz (sav) de hükümdarlara, krallara mektuplar gönderirdi. Niye? Çağlarüstü kutlu mesaj onlara ulaşsın ki, kurtuluşlarına vesile olsun. Böylece elçilik sorumluluğunu yerine getirmiş bulunsun. Bu vurguyu da veda hutbesinde “duyanlar duymayanlara aktarsın. Ola ki duyanlar meseleyi daha iyi kavramış olabilirler.” Ardından da sorumluluğunun, (misyonunun) gereği Cenab’ı Allah’a oradakileri şahit tutmuştur. Sürekli gönderilen bu mektuplarda bazı özel hikmetler de vardır, bunlar: a-Sürekli bir eğitim verilmesi ve bu bir okul (ekol) oluşundandır. b-Gönül erleri arasıdaki bir haberleşmedir. c-Buluşma ortamlarının hazırlanmasıyla sevgi, kardeşlik bağları pekişir ve tanışma sağlanır.
İBRET ALMAK, BİR İLİMDİR
HİKAYE:1 Yahudi bir kasap, müşterisi olan bir müslümana, sürekli kemiksiz ve kaliteli et vermekte ayrıca, bir tane de böbrek hediye (promosyon) takdim etmekteymiş. Günlerden bir gün bu yahudi kasap, arkadaşlarının yemekli ziyafetine müşterisi olan bu müslümanı da davet etmiş. Müslüman da satın aldığı etin kalitesi ve hediye böbreğin elinden çıkmaması endişesiyle ziyafete katılmaya kendini mecbur hissetmiş. Bu durum birkaç defa tekrarlanmış. Sonuç olarak da bu müslüman camiye gidiyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor, zikir yapıyor ama yahudi gibi düşündüğünden, çarpık davranışlar sergilediği gözlemleniyormuş. Yani, beyni ile kalbi arasındaki irtibat kesilmiş.
HİKAYE:2 Bir yahudi esnaf, tezgahı üzerinde bulunan günlük bir gazeteyi, müşterisinin eşyasını paketlemek üzere iken, müşterinin ikazıyla karşılaşmış. Ve aralarında şu konuşma geçmiş:
-Bugünkü gazeteyi niçin ambalaj kağıdı olarak kullanıyorsun? Yazık değil mi?
-Ben ümmiyim (okuma, yazma bilmeyen) gazete okumasını bilmem ki.
-Peki! ümmi olduğunuz halde niçin günlük bir gazete satın alıyorsunuz?
-Bu gazete biz yahudi cemaatinin yayın organıdır. Eğer ben bu gazeteyi ayakta tutmak için çaba göstermezsem, yani satın almazsam kadavra (üzerinde tıbbi çalışmalar ve deneyler yapılan ceset) oluruz ki, perişan hale düşeriz.
ARTIK! YORUMU SİZ YAPIN
1)- Bir an için, üç kişinin Uhud Savaşının yapıldığı yerin tepesinde bulunduklarını düşünelim. Peygamber ve sahabeleri can pahasına savaşıyorlar. Bu üç insan da şöyle düşünüyor olsunlar. Birincisi: Ben olmasam da olur, kardeşlerim zaten gereğini yaparlar, ben ise şimdi kendi işlerime bakayım. İkincisi: Ellerini havaya kaldırıp dua ediyor. “Yarabbi, kardeşlerime yardım et, gayretlerini arttır, onları muzaffer kıl.” Üçüncüsü: Benim şu anda nefsimi düşünmem hiç hoş olmaz. En kısa ve kestirme yoldan giderek, kardeşlerimin yanında yer almalıyım. Çünkü, inancımın gereği budur.
2) – İslami tebliğ maksadıyla, medyayı kullanarak sesinizi Çin’e duyurmak istersiniz değil mi? Sağ iken Cennet ile müjdelenmiş sahabe’i kiram Sad bin Ebu Vakkas (ra) da öyle yapmış. Hicretten elli yıl sonra, beşbin km. uzaklıktaki Çin’e yayan, yapıldak sırf tebliğ için “Hidayet Seferi” düzenlemiştir. Rivayetlere göre mezarı ise şimdiki Çin’in Hong Kong yakınlarındaki liman şehrinde bulunmaktadır. Halbuki kendisi Medine’de kalabilir, Her gün Peygamberimiz Asv. Efendimizin kabrini ziyaret eder, Ve Cennet’ül Baki’ye (Medine mezarlığı) de gömülebilirdi. Ama O öyle yapmadı.
 
Üst