İslam'ın Hayatımıza Aksine Dair, Safranbolu Evleri ve Mahremiyyet
Evlerin Haremlik Selamlık Bölümleri, servis dolapları, kapı tokmakları... Bunlar hayatın gereği mi sadece?
Malumumuz olduğu üzere İslam ile diğer dinler arasında çok açık ara farklar mevcuttur. Bunların en mühimmi de İslamiyetin hem ahiret hem de dünya dini olmasıdır. Zaten başka olması da düşünülemez. Çünkü ahiret, dünyada yaşadığınız hayat için ceza (karşılık, mukabele) yeridir. Madem cennet burada kazanılacak veya oraya ateş buradan götürülecek(!). Demek ki dinin asıl gayesi insanın dünyasını düzene sokmak olmalıdır. Eğer din insanın dünyasına müdahale edip, düzenleyemiyorsa insanı kurtuluşa göteremez. Ve o din Hakk da olamaz, bu vasfa haiz değildir... Hakk olmayan (Allah'dan gelmeyen) bir din zaten insanın dünyasını düzenlemeye cesaret edemez. Buna gücü de yetmez. Çünkü insan san'atının san'atkarı olmayan onu tanıyamaz, ona yol gösteremez.
Ayrıca Hakk din fıtrîdir de... İnsanların ruh, kalb ve akıllarına hitab eder ve yerleşir. Onlar dini yaşarken fıtratlarının gereğini de yapmış olurlar. Akıl ve kalb rahatına da ererler. Bu vesile ile hem ahiret hem de dünya saadetine ulaşırlar. İşte bütün bu hakikatlerinin perde arkasında onun fıtrî olması yatar.
İşte bu fıtrîliği sebebi ile İslam hayatın zerresine kadar zarif bir şekilde nüfuz etmiştir. O insanların hayatlarının her safhası buna göre şekillenmiştir. Burada çok vecihlerinden yalnız birine (inayeti ilahi ile ) temas etmeye çalışacağız.
MİMARİ...
Ecdadımızın kültüründe hane sevgisi belkide dünyadaki hiçbir milletin kültüründe bu tarzda yoktur. Ev denildiğinde akıllarına 4 tarafı duvarla çevrili bir mekan gelmez. Akıllarına aile fertlerini bir arada tutan sevgi mahalli, sonra onları saadet-i dareyne mazhar edecek kudsi bir mekan gelir.
Safranbolu Evleri...
Henüz bir televizyon edinebilmiş olamama rağmen trt belgesel kanalında tevâfuken izlediğim "Karabük"le ilgili bir program çok dikkatimi celb etti. Ecdadımız Osmanlı'nın İslam'ı hakikaten de çok güzel fehmedenler arasında olduğunu tekrar tehattür ettim. Cenab-ı Hakk onların bıraktığı bu güzel mirasa çıkmayı nasib etsin. İslam'ı güzelce anlayanların hayatının her safhası Cenab-ı Hakk'ın rızasını aramakla geçmiştir. Ve onlar her safhasını O'nun marziyyâtı dahilinde şekillendirme gayreti içinde olmuşlardır. Burada Safranbolu evlerinin bu vecihteki bir kaç hususiyetinden bahsedeceğiz. İşte bu hakikattendir ki Onların İslam'ı yaşama gayretleri öyle bir safhaya gelmiş ki, mimarilerini bile o düsturlar şekillendirmiş.
Evler umumen 2 katlı olup, avlusu vardır. Haremlik-selamlık kısımları muhtevi, güneşi tam olarak alan, fevkalade bir tasarım sahibi, esteteğin ön planda olduğu kendi ailesini ve mü(i)safirleri rahat etirebilecek mekanlardır.
İşte O'nun marziyatına verilen bu kadar ehimmiyyet, Onların evi gelişi güzel yapmalarına mani olmuştur. Mimarileri bizzat bu ulvi efkarlarını da aksettiren bir miras olarak bize kadar gelmiş. Bu anlayış noktasında fukara birisi Safranbolu evlerini incelediğinde Ecdadın mimari istidadları hakkında kitap yazabilecek seviyeye gelebiyor. Lakin onlardaki "Cenab-ı Hakkın rızasını gözetme" mefhumunu maalesef sezemiyorlar. Taşındın, alçısından, süslemelerinden bahsediyorlar, ve oralara nazar edip, dikkatleri onlara celb ettiriyorlar. Lakin o eserler bizlere bambaşka hadisattan haber veriyorlar.
1. Evlerin Haremlik Selamlık Bölümleri...
Buradaki evlerde insan, hane, sokak, komşu, çarşı alakaları son derece intizamlı ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı hakimdir. Hiçbir ev diğerinin görüşünü engellemez. Çünkü, hiç bir ev başkasının avlusunu görmemelidir. Bahçeler sokaktan yüksek taş duvarlarla ayrılmıştır.
İslam "haneye has hayatı" haricin nazarına kapatır. Bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, avlu kavramı oluşmuştur. Pencereler kafeslidir, kadının kazâra dahi olsa erkeğe görünmesine mani olunmak murad edilmiştir. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Kimlerle mi? Kadınların mahremi olmayanlarla. Evler selamlık ve haremlik olarak ikiye bölünmüştür. Hatta Hacı Memişler Bağ Evinde ve Kaymakamlar Evinde olduğu üzre haremlik ve selamlık girişlerinin iki ayrı sokaktan sağlandığı bile olmuştur. Bahse konu olan bu hanenin selamlık girişi Kışlayanı Sokağı, harem girişi ise Akpınar Sokağı üzerinde bulunmaktadır. Artık buna mahremiyet anlayışının doruğu diyebiliriz. Aile hayatını tedirgin etmeden kolay ulaşılabilen bir odası da selamlık olarak kullanılır. Selamlık odaları biraz daha özenlidir. Çünkü onlar müsafir içindir.
Aslında bu uygulama bize onalrın itikadlarını gösteriyor. Nasıl mı? Demekki mahremiyet kavramının fıkıh kitaplarında yazan şeklinin, hayattaki muamelesi bu şekildedir. Tersinden baktığımızda da, demekki onların itikadı bu şekilde idi ki, inandıklarını yaşama hususunda herkese numune olan büyüklerimiz, böyle bir uygulama ortaya koyuyorlardı.
2. Servis Dolapları...
En çok dikkatimi çeken hususlardan birisi de servis dolapları idi. Mutfak ile selamlık arasında yemek servisinde kullanılan silindirik bir ahşap dönme dolap yer alır. Mutfak tarafındaki ablalarımız ve annelerimiz hazırladıkları yemeği misafir olan na-mahremlerine bizzat kendileri ikram etmezler. Onlar hazırladıkları yemekleri servis dolabına yerleştirirler. Öyle bir tasarıma sahip ki, mutfak tarafında hazır edilip yerleştirilen yemekler, dolap dönünce mutfak tarafındaki mahremlerin hiç bir şekilde görülemeyeceği bir usulde yemek selamlık bölümüne ulaşmış oluyor. Bunu sadece zekavete bağlayamıyorum. İman, kalb, ruh... İnsan hayata nasıl bakarsa, onu o tarzda şekillenir. Aslında bu hususda söylenecek çok şey var lakin inşallah bazı ufukların açılması için yeterli diye düşünüyorum.
3. Kapı tokmakları...
Ayrı bir hususiyet de kapı tokmakları. Bazı evlerin kapılarında 2-3 çeşit tokmak bulunur. Hatta sunucu bir ara demircinin yanında tokmağı dövmeye çalıştı. Lâkin kendi ifadesiyle de tokmağın şahsiyeti bozdu. Çünkü, bunların hepsi de demirden imal ediliyor. Fakat şekil ve yapıları farklı. Bu farklar mahremiyetin birer aksidirler. Evlerdeki mimari haremlik–selamlık anlayışına uygun olduğundan kapı tokmaklarıda ona göre tasarlanmıştır. Kapılarda kalın ve oldukca görkemli değişik motiflerde yapılan bir demir tokmak bulunur. Bu tokmaklardan birisnin kapıya değdiği yerde bulunan demir perçine vurmasıyla çıkan tok ses sayesinde evde bulunan halk gelen kişinin yabancı erkek (na-mahrem) olduğunu bilir ve kapıyı evin erkeği açar. Bunun hemen altında bulunan yuvarlak halka şeklinde bir tokmak daha vardır. Bu bir tokmaktan ziyade küçük bir halkadır. Bunu da kapı zeminindeki metal aynaya vurduğunuzda cılız ama duyulacak bir ses çıkartır ki bundan da gelen kişinin bayan olduğu anlaşılır ve kapıyı evin hanımı veya başka bir bayan açar. Dikkat ediniz, evin hanım ya da bayan. Çünkü gelen bayana da na-mahrem olacak bir erkek açmaz. Eğer ki yüzün na-mahreme gösterilmesi caiz olsa idi (fıkhın tarif ettiği zaruret halleri haric) herhalde bu tokmaklar vucuda gelmezdi. Aslında bu tokmaklar kapıdaki perçine değil de bizim kafamıza vuruyor gibi... Ve "Marziyyatı İlahi"den haber veriyorlar.
Mahremiyete bakan vecihlerinden sonra birkaç adedde büyüklerimizin letafetlerinden bahsedelim:
Cümle Kapısının kapı kancalarının kulplarına bir ip bir, iki kez dolanıp kapatımlışsa ev sahibi, çok kısa süre biyere gittim hemen gelicem anlamındadır.
Bu iple kapıya bir fiyonkluk düğüm atılmışsa, komşuya gittim yakın zamanda geleceğim anlamındadır,
Bu ipi kapı tokmağına defalarca sarıp düğüm atılmışsa "yakın mahalle gittim bir kaç gün yokum" ma'nasındadır.
Son olarak da İslamı fevkalade fehmetmiş olan ecdadımız hakkında islam Şairi Mehmed Akif ERSOY'un şu mısralarını hatırlımadan, ve hatırlatmadın geçemeyeceğim. O büyük mirası tekrar hatırlayıp, sahip çıkmayı, ve çıkmamızı temenni ediyorum.
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin,
Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin;
Yarmışız edvar-ı fetretten kalan yeldaları;
Fikr-i ferda doğmadan yağdırmışız ferdaları!
Öyle ferdalar ki: Kaldırmış serapa alemi;
Dideler bir cavidani fecrin olmuş mahremi.
Yirmi beş yıl, yirmi beş bin yıl kadar feyyaz imiş!
Bak ne ani bir tekamül! Bak ki: Hala mündehiş
Yad-ı fevka'l-i'tiyadından onun tarihler;
Görmemiş benzer o müdhiş seyre, hem görmez beşer.
Bir taraftan dinimiz, ahlakımız, irfanımız;
Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsanımız;
Yükselip akvamı almış fevc fevc aguşuna;
Hepsi dalmış vahdetin aheng-i cuşacuşuna.
Emr-i bi'l-ma'ruf imiş ihvan-ı İslam'ın işi;
Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Kimse haksızlıktan etmezmiş tegafül ihtiyar;
Ferde raci' sadmeden efrad olurmuş lerzedar.
Bir, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?
Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!
Nehy-i ma'ruf emri münkerdir gezen meydanda bak!
En metin ahlakımız, yahud, görüp aldırmamak!
Yıktı bin mel'un kalem namusu, bizler uymadık;
"Susmak evladır" deyip sustuk... Sanırsın duymadık!
Kustu bin murdar ağız (din)'in bütün ahkamına;
Ah, bir ses bari yükselseydi nefret namına!
Altı yüz bin can gider; milyonla iman eksilir;
Kimseler görmez! Gören sersem de Allah'tan bilir!
Sonra, şayet şahsının incinse, hatta, bir tüyü:
Yer yıkılmış zanneder seyr eyleyen gümbürtüyü!
Kırkın aylıktan biraz, yahud geciksin vermeyin;
Fodla çiy kalsın, "pilav bitmiş" deyin, göstermeyin;
Fes, külah, kalpak, sarık vermiş bakarsın el ele;
Mi'delerden fışkırır ta Arş'a aç bir velvele!
Ortalık altüst olurken ses çıkarmazdım, hani,
Öyle bir dernekte seyret gel de artık sen beni!
Göster, Allah'ım, bu millet kurtulur, tek mu'cize:
Bir "utanmak hissi" ver gaib hazinenden bize!
Mehmed Akif ERSOY
Evlerin Haremlik Selamlık Bölümleri, servis dolapları, kapı tokmakları... Bunlar hayatın gereği mi sadece?
Malumumuz olduğu üzere İslam ile diğer dinler arasında çok açık ara farklar mevcuttur. Bunların en mühimmi de İslamiyetin hem ahiret hem de dünya dini olmasıdır. Zaten başka olması da düşünülemez. Çünkü ahiret, dünyada yaşadığınız hayat için ceza (karşılık, mukabele) yeridir. Madem cennet burada kazanılacak veya oraya ateş buradan götürülecek(!). Demek ki dinin asıl gayesi insanın dünyasını düzene sokmak olmalıdır. Eğer din insanın dünyasına müdahale edip, düzenleyemiyorsa insanı kurtuluşa göteremez. Ve o din Hakk da olamaz, bu vasfa haiz değildir... Hakk olmayan (Allah'dan gelmeyen) bir din zaten insanın dünyasını düzenlemeye cesaret edemez. Buna gücü de yetmez. Çünkü insan san'atının san'atkarı olmayan onu tanıyamaz, ona yol gösteremez.
Ayrıca Hakk din fıtrîdir de... İnsanların ruh, kalb ve akıllarına hitab eder ve yerleşir. Onlar dini yaşarken fıtratlarının gereğini de yapmış olurlar. Akıl ve kalb rahatına da ererler. Bu vesile ile hem ahiret hem de dünya saadetine ulaşırlar. İşte bütün bu hakikatlerinin perde arkasında onun fıtrî olması yatar.
İşte bu fıtrîliği sebebi ile İslam hayatın zerresine kadar zarif bir şekilde nüfuz etmiştir. O insanların hayatlarının her safhası buna göre şekillenmiştir. Burada çok vecihlerinden yalnız birine (inayeti ilahi ile ) temas etmeye çalışacağız.
MİMARİ...
Ecdadımızın kültüründe hane sevgisi belkide dünyadaki hiçbir milletin kültüründe bu tarzda yoktur. Ev denildiğinde akıllarına 4 tarafı duvarla çevrili bir mekan gelmez. Akıllarına aile fertlerini bir arada tutan sevgi mahalli, sonra onları saadet-i dareyne mazhar edecek kudsi bir mekan gelir.
Safranbolu Evleri...
Henüz bir televizyon edinebilmiş olamama rağmen trt belgesel kanalında tevâfuken izlediğim "Karabük"le ilgili bir program çok dikkatimi celb etti. Ecdadımız Osmanlı'nın İslam'ı hakikaten de çok güzel fehmedenler arasında olduğunu tekrar tehattür ettim. Cenab-ı Hakk onların bıraktığı bu güzel mirasa çıkmayı nasib etsin. İslam'ı güzelce anlayanların hayatının her safhası Cenab-ı Hakk'ın rızasını aramakla geçmiştir. Ve onlar her safhasını O'nun marziyyâtı dahilinde şekillendirme gayreti içinde olmuşlardır. Burada Safranbolu evlerinin bu vecihteki bir kaç hususiyetinden bahsedeceğiz. İşte bu hakikattendir ki Onların İslam'ı yaşama gayretleri öyle bir safhaya gelmiş ki, mimarilerini bile o düsturlar şekillendirmiş.
Evler umumen 2 katlı olup, avlusu vardır. Haremlik-selamlık kısımları muhtevi, güneşi tam olarak alan, fevkalade bir tasarım sahibi, esteteğin ön planda olduğu kendi ailesini ve mü(i)safirleri rahat etirebilecek mekanlardır.
İşte O'nun marziyatına verilen bu kadar ehimmiyyet, Onların evi gelişi güzel yapmalarına mani olmuştur. Mimarileri bizzat bu ulvi efkarlarını da aksettiren bir miras olarak bize kadar gelmiş. Bu anlayış noktasında fukara birisi Safranbolu evlerini incelediğinde Ecdadın mimari istidadları hakkında kitap yazabilecek seviyeye gelebiyor. Lakin onlardaki "Cenab-ı Hakkın rızasını gözetme" mefhumunu maalesef sezemiyorlar. Taşındın, alçısından, süslemelerinden bahsediyorlar, ve oralara nazar edip, dikkatleri onlara celb ettiriyorlar. Lakin o eserler bizlere bambaşka hadisattan haber veriyorlar.
1. Evlerin Haremlik Selamlık Bölümleri...
Buradaki evlerde insan, hane, sokak, komşu, çarşı alakaları son derece intizamlı ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı hakimdir. Hiçbir ev diğerinin görüşünü engellemez. Çünkü, hiç bir ev başkasının avlusunu görmemelidir. Bahçeler sokaktan yüksek taş duvarlarla ayrılmıştır.
İslam "haneye has hayatı" haricin nazarına kapatır. Bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, avlu kavramı oluşmuştur. Pencereler kafeslidir, kadının kazâra dahi olsa erkeğe görünmesine mani olunmak murad edilmiştir. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Kimlerle mi? Kadınların mahremi olmayanlarla. Evler selamlık ve haremlik olarak ikiye bölünmüştür. Hatta Hacı Memişler Bağ Evinde ve Kaymakamlar Evinde olduğu üzre haremlik ve selamlık girişlerinin iki ayrı sokaktan sağlandığı bile olmuştur. Bahse konu olan bu hanenin selamlık girişi Kışlayanı Sokağı, harem girişi ise Akpınar Sokağı üzerinde bulunmaktadır. Artık buna mahremiyet anlayışının doruğu diyebiliriz. Aile hayatını tedirgin etmeden kolay ulaşılabilen bir odası da selamlık olarak kullanılır. Selamlık odaları biraz daha özenlidir. Çünkü onlar müsafir içindir.
Aslında bu uygulama bize onalrın itikadlarını gösteriyor. Nasıl mı? Demekki mahremiyet kavramının fıkıh kitaplarında yazan şeklinin, hayattaki muamelesi bu şekildedir. Tersinden baktığımızda da, demekki onların itikadı bu şekilde idi ki, inandıklarını yaşama hususunda herkese numune olan büyüklerimiz, böyle bir uygulama ortaya koyuyorlardı.
2. Servis Dolapları...
En çok dikkatimi çeken hususlardan birisi de servis dolapları idi. Mutfak ile selamlık arasında yemek servisinde kullanılan silindirik bir ahşap dönme dolap yer alır. Mutfak tarafındaki ablalarımız ve annelerimiz hazırladıkları yemeği misafir olan na-mahremlerine bizzat kendileri ikram etmezler. Onlar hazırladıkları yemekleri servis dolabına yerleştirirler. Öyle bir tasarıma sahip ki, mutfak tarafında hazır edilip yerleştirilen yemekler, dolap dönünce mutfak tarafındaki mahremlerin hiç bir şekilde görülemeyeceği bir usulde yemek selamlık bölümüne ulaşmış oluyor. Bunu sadece zekavete bağlayamıyorum. İman, kalb, ruh... İnsan hayata nasıl bakarsa, onu o tarzda şekillenir. Aslında bu hususda söylenecek çok şey var lakin inşallah bazı ufukların açılması için yeterli diye düşünüyorum.
3. Kapı tokmakları...
Ayrı bir hususiyet de kapı tokmakları. Bazı evlerin kapılarında 2-3 çeşit tokmak bulunur. Hatta sunucu bir ara demircinin yanında tokmağı dövmeye çalıştı. Lâkin kendi ifadesiyle de tokmağın şahsiyeti bozdu. Çünkü, bunların hepsi de demirden imal ediliyor. Fakat şekil ve yapıları farklı. Bu farklar mahremiyetin birer aksidirler. Evlerdeki mimari haremlik–selamlık anlayışına uygun olduğundan kapı tokmaklarıda ona göre tasarlanmıştır. Kapılarda kalın ve oldukca görkemli değişik motiflerde yapılan bir demir tokmak bulunur. Bu tokmaklardan birisnin kapıya değdiği yerde bulunan demir perçine vurmasıyla çıkan tok ses sayesinde evde bulunan halk gelen kişinin yabancı erkek (na-mahrem) olduğunu bilir ve kapıyı evin erkeği açar. Bunun hemen altında bulunan yuvarlak halka şeklinde bir tokmak daha vardır. Bu bir tokmaktan ziyade küçük bir halkadır. Bunu da kapı zeminindeki metal aynaya vurduğunuzda cılız ama duyulacak bir ses çıkartır ki bundan da gelen kişinin bayan olduğu anlaşılır ve kapıyı evin hanımı veya başka bir bayan açar. Dikkat ediniz, evin hanım ya da bayan. Çünkü gelen bayana da na-mahrem olacak bir erkek açmaz. Eğer ki yüzün na-mahreme gösterilmesi caiz olsa idi (fıkhın tarif ettiği zaruret halleri haric) herhalde bu tokmaklar vucuda gelmezdi. Aslında bu tokmaklar kapıdaki perçine değil de bizim kafamıza vuruyor gibi... Ve "Marziyyatı İlahi"den haber veriyorlar.
Mahremiyete bakan vecihlerinden sonra birkaç adedde büyüklerimizin letafetlerinden bahsedelim:
Cümle Kapısının kapı kancalarının kulplarına bir ip bir, iki kez dolanıp kapatımlışsa ev sahibi, çok kısa süre biyere gittim hemen gelicem anlamındadır.
Bu iple kapıya bir fiyonkluk düğüm atılmışsa, komşuya gittim yakın zamanda geleceğim anlamındadır,
Bu ipi kapı tokmağına defalarca sarıp düğüm atılmışsa "yakın mahalle gittim bir kaç gün yokum" ma'nasındadır.
Son olarak da İslamı fevkalade fehmetmiş olan ecdadımız hakkında islam Şairi Mehmed Akif ERSOY'un şu mısralarını hatırlımadan, ve hatırlatmadın geçemeyeceğim. O büyük mirası tekrar hatırlayıp, sahip çıkmayı, ve çıkmamızı temenni ediyorum.
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün afakı insaniyetin,
Nur olup fışkırmışız ta sinesinden zulmetin;
Yarmışız edvar-ı fetretten kalan yeldaları;
Fikr-i ferda doğmadan yağdırmışız ferdaları!
Öyle ferdalar ki: Kaldırmış serapa alemi;
Dideler bir cavidani fecrin olmuş mahremi.
Yirmi beş yıl, yirmi beş bin yıl kadar feyyaz imiş!
Bak ne ani bir tekamül! Bak ki: Hala mündehiş
Yad-ı fevka'l-i'tiyadından onun tarihler;
Görmemiş benzer o müdhiş seyre, hem görmez beşer.
Bir taraftan dinimiz, ahlakımız, irfanımız;
Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsanımız;
Yükselip akvamı almış fevc fevc aguşuna;
Hepsi dalmış vahdetin aheng-i cuşacuşuna.
Emr-i bi'l-ma'ruf imiş ihvan-ı İslam'ın işi;
Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Kimse haksızlıktan etmezmiş tegafül ihtiyar;
Ferde raci' sadmeden efrad olurmuş lerzedar.
Bir, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?
Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz!
Nehy-i ma'ruf emri münkerdir gezen meydanda bak!
En metin ahlakımız, yahud, görüp aldırmamak!
Yıktı bin mel'un kalem namusu, bizler uymadık;
"Susmak evladır" deyip sustuk... Sanırsın duymadık!
Kustu bin murdar ağız (din)'in bütün ahkamına;
Ah, bir ses bari yükselseydi nefret namına!
Altı yüz bin can gider; milyonla iman eksilir;
Kimseler görmez! Gören sersem de Allah'tan bilir!
Sonra, şayet şahsının incinse, hatta, bir tüyü:
Yer yıkılmış zanneder seyr eyleyen gümbürtüyü!
Kırkın aylıktan biraz, yahud geciksin vermeyin;
Fodla çiy kalsın, "pilav bitmiş" deyin, göstermeyin;
Fes, külah, kalpak, sarık vermiş bakarsın el ele;
Mi'delerden fışkırır ta Arş'a aç bir velvele!
Ortalık altüst olurken ses çıkarmazdım, hani,
Öyle bir dernekte seyret gel de artık sen beni!
Göster, Allah'ım, bu millet kurtulur, tek mu'cize:
Bir "utanmak hissi" ver gaib hazinenden bize!
Mehmed Akif ERSOY