İslâmiyet'in Hristiyanlık ve diğer dinlerdeki fark yönü ve hikmeti şudur ki:

Ahmet.1

Well-known member
İslâmiyet'in Hristiyanlık ve sair dinlere cihet-i farkının sırr-ı hikmeti şudur ki:

İslâmiyet'in esası, mahz-ı tevhiddir; vesait ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hristiyanlık ise "velediyet" fikrini kabul ettiği için, vesait ve esbaba bir kıymet verir, enaniyeti kırmaz. Âdeta rububiyet-i İlahiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir.


ﺍِﺗَّﺨَﺬُٓﻭﺍ ﺍَﺣْﺒَﺎﺭَﻫُﻢْ ﻭَﺭُﻫْﺒَﺎﻧَﻬُﻢْ ﺍَﺭْﺑَﺎﺑًﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻥِﺍﻟﻠَّﻪِ "Onlar hahamlarını ve papazlarını kendilerine Allah’tan başka rab edindiler." Tevbe Sûresi, 9:31.)

âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enaniyetlerini muhafaza etmekle beraber sâbık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıb bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar, ya enaniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için bir kısmı lâkayd kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar.

Said Nursi​

Sair: Diğer.
Cihet-i fark: Fark yönü, ayrı taraf.
Sırr-ı hikmet: Gözetilen gayeler ve faydalardaki ince ve derin mana ve gizli gerçek.
Mahz-ı tevhid: Tam anlamıyla Allah'ın(cc) birliği.
Vesait: Vasıtalar, araçlar.
Esbab: Sebepler.
Tesir-i hakikî: Gerçek etki, hakikî tesir.
Cihetiyle: Yönüyle.
Velediyet: Çocukluk, birisinin çocuğu olma.
Enaniyet: Benlik, kendine güvenmek ve kendine dayanmak. Kişinin üzerinde görünen iyi ve güzel sıfatları kendinden bilmesi.
Rububiyet-i İlahiye: Allah'ın(cc) herşeyin sahibi ve terbiyecisi olması.
Cilve: Belirti, eseriyle kendini belli etme.
Mâsadak: Doğrulayıcı örnek, bir manayı doğrulayan örneklerden her biri.
Sâbık: Geçmiş, önceki.
Mutaassıb: Aşırı tutucu, kendi tarafını aşırı tutan.
Lâkayd: Alâkasız, ilgisiz.
 
Üst