“Ve o nefy ve yolculuk ise, âlem-i ervâhtan, rahm-ı mâderden, sabâvetten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.(Sözler,35)”
sırrınca kabir alemi, insan için ebet yolculuğunda mutlaka ki uğranılması gereken bir istasyon, bir duraktır. Bir başka ifade ile bir salondur, bilhassa bir bekleme salonu.
Ruhlar aleminden bu aleme gelen insan, ömrünü tamamladığı zaman ilk olarak berzah alemi dediğimiz kabir alemine intikal eder. Haşir meydanına çıkmadan önceki ilk durak kabir alemidir.
“İnsanlar öldükten sonra, ruhları başka makamlara gider. Cesedleri çürüyor,” sırrınca kabir alemi bir ara hayat tarzıdır.
Ruh yaşamaya devam ediyor, ancak ceset çürümüş. Ceset çürüdüğü için bu dünya hayatının şartlarına sahip değiliz. Yani kabirde bu dünyadaki gibi bir hayat sürmemiz mümkün değil. Ruh bu dünyayı hem biliyor, hem de berzah aleminden görebiliyor, ama bu dünyadaki gibi yaşama sahip olamıyor. Aynı şekilde ceset çürümüş ve haşir meydanındaki cesedimiz de inşa edilmemiş olduğundan, yani haşir meydanına çıkmadığımız için ruh süratine ve hayal hareketine sahip olan yeni cesedimizi de giymemişiz. O zaman kabir hayatı tam olarak haşir sonrası hayatımızın şartlarını da taşımıyor demektir.
Bu noktada, ruh bir ölçüde akıbetini görüyor, ahiret şartlarını idrak ediyor, nereye gideceğini biliyor, ama o hayat gibi yaşayamıyor. Çünkü ahiret şartlarına uygun cesedi yok. Zaten ahiret şartları da tam olarak oluşmamış. Haşir meydanına çıkmamış, ahiretteki ebedi hayatında kendisine eşlik edecek olan yeni cesedi ile bir araya gelmemiş.
Demek ki kabir hayatı ruh için bu dünya cesedinin kaybedildiği, ahiretteki cismin de eline geçmediği tam bir ara hayat tarzı. Zaten berzah alemi denmesi de buna işaret ediyor.
Bir misal ile açıklarsak:
Diyelim ki bir süreliğine Almanya'ya misafirliğe gittiniz. Orada size verilen vize süresince gezdiniz ve ziyaretlerde bulundunuz. Sonra memlekete geri dönüyorsunuz. Asıl vatanınız olan ülkenize avdet ediyorsunuz. Köln hava alanına gittiniz ve gümrükten geçtiniz, dış hatlar servisinde ülkenize dönmek için uçağınızı beklemeye başladınız. İşte sizin asli vatanınıza dönmek için beklediğiniz salon bir ölçüde kabir alemine işaret eder. Gümrükten geçmeniz ise ölüme. Ölüm yolu ile ahiretin ilk salonuna giriyorsunuz. Nasıl ki o hava alanı veya istasyon o ülkenin bir parçası, siz daha uçağa binmediniz. İşte onun gibi kabir alemi de bu dünya şartlarının bir parçası. Evet gümrükten geri dönüş olmadığı gibi, kabir alemindeki gümrük salonundan da dönüş söz konusu değil. Uçağınız geldiği zaman asli vatanınıza doğru yola çıkacaksınız. Elbette ki bu bekleme salonunda da bir süre bekleyeceksiniz.
sırrınca kabir alemi, insan için ebet yolculuğunda mutlaka ki uğranılması gereken bir istasyon, bir duraktır. Bir başka ifade ile bir salondur, bilhassa bir bekleme salonu.
Ruhlar aleminden bu aleme gelen insan, ömrünü tamamladığı zaman ilk olarak berzah alemi dediğimiz kabir alemine intikal eder. Haşir meydanına çıkmadan önceki ilk durak kabir alemidir.
“İnsanlar öldükten sonra, ruhları başka makamlara gider. Cesedleri çürüyor,” sırrınca kabir alemi bir ara hayat tarzıdır.
Ruh yaşamaya devam ediyor, ancak ceset çürümüş. Ceset çürüdüğü için bu dünya hayatının şartlarına sahip değiliz. Yani kabirde bu dünyadaki gibi bir hayat sürmemiz mümkün değil. Ruh bu dünyayı hem biliyor, hem de berzah aleminden görebiliyor, ama bu dünyadaki gibi yaşama sahip olamıyor. Aynı şekilde ceset çürümüş ve haşir meydanındaki cesedimiz de inşa edilmemiş olduğundan, yani haşir meydanına çıkmadığımız için ruh süratine ve hayal hareketine sahip olan yeni cesedimizi de giymemişiz. O zaman kabir hayatı tam olarak haşir sonrası hayatımızın şartlarını da taşımıyor demektir.
Bu noktada, ruh bir ölçüde akıbetini görüyor, ahiret şartlarını idrak ediyor, nereye gideceğini biliyor, ama o hayat gibi yaşayamıyor. Çünkü ahiret şartlarına uygun cesedi yok. Zaten ahiret şartları da tam olarak oluşmamış. Haşir meydanına çıkmamış, ahiretteki ebedi hayatında kendisine eşlik edecek olan yeni cesedi ile bir araya gelmemiş.
Demek ki kabir hayatı ruh için bu dünya cesedinin kaybedildiği, ahiretteki cismin de eline geçmediği tam bir ara hayat tarzı. Zaten berzah alemi denmesi de buna işaret ediyor.
Bir misal ile açıklarsak:
Diyelim ki bir süreliğine Almanya'ya misafirliğe gittiniz. Orada size verilen vize süresince gezdiniz ve ziyaretlerde bulundunuz. Sonra memlekete geri dönüyorsunuz. Asıl vatanınız olan ülkenize avdet ediyorsunuz. Köln hava alanına gittiniz ve gümrükten geçtiniz, dış hatlar servisinde ülkenize dönmek için uçağınızı beklemeye başladınız. İşte sizin asli vatanınıza dönmek için beklediğiniz salon bir ölçüde kabir alemine işaret eder. Gümrükten geçmeniz ise ölüme. Ölüm yolu ile ahiretin ilk salonuna giriyorsunuz. Nasıl ki o hava alanı veya istasyon o ülkenin bir parçası, siz daha uçağa binmediniz. İşte onun gibi kabir alemi de bu dünya şartlarının bir parçası. Evet gümrükten geri dönüş olmadığı gibi, kabir alemindeki gümrük salonundan da dönüş söz konusu değil. Uçağınız geldiği zaman asli vatanınıza doğru yola çıkacaksınız. Elbette ki bu bekleme salonunda da bir süre bekleyeceksiniz.