Kelime Analizi 81: Şecer-Ağaç

kenz-i mahfi

Sorumlu
ŞECER (شجر ) Arapça
"Ağaç" demektir.
"Şecer" (شجر ) kelimesi Arapça'da "olmak, vuku bulmak, ortaya çıkmak, zuhur etmek" manalarına gelmektedir. Aynı zamanda "tartışmak, birbirine girmek, münakaşa etmek" manalarına da gelmektedir. Çoğulu "Eşcâr" (اشجار)kelimesidir. Bu kelimeden türetilen "Şecîr" (شجىر)kelimesi "kötü arkadaş"; "Şüceyre" (شجىرة)kelimesi "çalı"; "Eşcer" (اشجر) kelimesi "ormanlık, ağaçlık"; "Teşcîr" (تشجىر)kelimesi "ormanlaştırma, ağaç dikme" ve "Müşâcere" (مشاجرة)kelimesi ise "kavga, dövüş, münakaşa" manalarına gelmektedir.

"Şecer" kelimesinin Türkçe'deki karşılığı çok iyi bildiğimiz "ağaç" kelimesidir. "Ağaç" kelimesinin kökeni Türkçe olup "yükselme" ve "yükseliş" belirten "ağ" kelimesine "ç" eki eklenmesiyle yerden yükselen, yukarı doğru çıkan manası verilmiştir. Hemen hemen bütün Türkî lisanlarında benzer kelimelerle ifade edilmektedir. Eski Türkçe'de "yığaç, yağaç, cığaç" kelimeleri de kullanılmaktadır. Eski Türkçe'nin günümüze kadar gelen en kullanışlı kelimelerinden birisi de "ağaç"tır. "Ağaç" kelimesi Türkçe olmasına rağmen Türkçe'de kullandığımız ağaç isimlerinin pek çoğu başka dillerden geçmiştir.
"Ağaç" kelimesinin diğer dillerdeki karşılığına baktığımızda;
İngilizcesi "tree";
Almancası "baum";
Farsçası "draht";
Fransızcası "arbre";
Latincesi "arbor";
İtalyancası "albero";
İspanyolcası "arbol";
Arnavutçası "peme";
Felemenkçesi "boom";
Yunancası "dentro";
kelimeleridir.

"Şecer" (شجر) kelimesi sapı ve kökü olan otlar için kullanılmaktadır. Hububat, meyve ağaçları gibi nebatları ifade etmek için Arapça'da "şecer" (شجر) kelimesi kullanılmaktadır.
"Şecer" (شجر) bitki cinsindendir. Gövdeki üzerinde desteksiz duran bitki demektir. Kış mevsiminde varlığını koruyan bitkidir. Hicazlılar, buğday, arpa ve hurmaya "şecer" derler. "Şecer" (شجر) kelimesi "ihtilaf" ve "sarf etme" manalarında da kullanılmaktadır. Nisa Suresi'nin 65.ayetinde "münazaa etmek, çekişmek, iş çekişmeye kalmak" manalarında kullanılmıştır.

Kur'an-ı Kerim'de "şecer" kelimesi ve türevleri 27 defa kullanılmıştır. Nisa Suresi'nin 65.ayetinde "münazaa etmek, çekişmek, iş çekişmeye kalmak" manalarının haricinde 26 defa "ağaç" manasında kullanılmıştır.

Kur'an-ı Kerimde ismi zikredilen ağaçlar şunlardır:
"Muz, incir, kiraz, nar, hurma, zeytin, üzüm" olmak üzere 7 tanedir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
şecereşcarşecer (Arabi)eşcar (Arabi)ağaçYEKÜN
Sözler947133267384
Mektubat2647-105142
Lem'alar16824-102150
Şualar1910122162205
Mesnevi-i Nuriye364215699
İşarat-ül İ'caz136--928
Sikke-i T. Gaybi4-7-1021
Barla Lahikası10---616
Kastamonu Lahikası4-2-1117
Emirdağ Lah2---2426
Tarihçe-i H89117796
Asa-yı Musa109-1106126
YEKÜN242576889351310
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
Risale-i Nur Külliyatı'nda geçen "şecer, eşcâr, şecer (Arabî), eşcâr (Arabî) ve ağaç" kelimelerinin yekünü 1310 etmektedir. Bu rakam ise yine Risalelerde geçen bir bahisteki rakama 1 farkla denk gelmektedir. Şöyleki:

1.Şua'da 689.sayfanın son paragrafında; مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ cümlesi; ta-i evvel ت , ikinci ت ise vakıf yeri olduğundan هـ olmak ve مِنْ شَجَرَةٍ deki tenvin ن sayılmak cihetiyle binüçyüz onbir eder ki, o tarihte Resail-in Nur müellifi Risalet-ün Nur'un mübarek şerece-i kudsiyesi olan Kur'an'ın basamakları olan ulûm-u Arabiyeyi tedrise başladığı aynı tarihe tam tamına tevafuk ederek remzen bakar." denilmiştir.

Nasıl ki Nur'un müellifi Bediüzzaman Said Nursi'nin Arabi ilimleri tahsil tarihine Kur'an-ı Kerim'in bir ayetinin cifri işareti tam tevafuk etmektedir. Aynen öyle de o müellifin inayet-i İlahiye ile vücuda getirdiği eserde dahi şecer ve ağaç kelimelerinin toplamı 1310 ederek 1 farkla tevafuk etmektedir. İşte Risale-i Nur'un kelimatının adedinde dahi sırlı işaretler ve manalar mevcuttur.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
Türkçe'de kullandığımız pek çok ağaç isminin başka dillerden geldiğini iddia etmiştik. Buna göre Risale-i Nur Külliyatı'nda ismi zikredilen ağaçlardan misaller vererek tahlilini yapabiliriz.
ÇINAR
"çınar ağacı" Farsça bir kelime olan "çenâr" kelimesinden dilimize girmiştir. Erkek ismi olarak nadiren de olsa kullanılmaktadır. "çınar" kelimesinin Arapçası دلب kelimesidir.
Eski Türkçe'de "çınar ağacı" için "çarun, çilnük ve şünük" kelimeleri kullanılmaktadır. Çınarın hayatımızdaki değerinden dolayıdır ki Türkiye'de pek çok Köyün isminde "çınar" kelimesi bulunmaktadır. Ayrıca Diyarbakır'in Çınar ilçesi ile Yalova'nın Çınarcık ilçeleri mevcuttur.
Türkiye'de orman bölgelerinde dere içlerinde ve nehir yataklarında fıtri olarak bulunduğu gibi şehir, kasaba ve köylerde su başlarında, yol kenarı, park ve bahçelerde süs bitkisi, gölge ağacı olarak da bulunmaktadır. Uzun seneler yaşaması ve ihtişamından dolayı yurdumuzun pek çok yerinde tarihi eser olarak muhafaza edilen çınarlar mevcuttur. Adeta tarihe şahitlik eden eserler gibidirler.
Osmanlılar zamanında belli başlı şehirlerin meydanlarında, cami avlularında en çok rastlanan bir ağaçtır. Uzun ömürlü oluşları ve bilhassa ihtişamıyla meşhur ağaçlardır.
Osmanlı Türk medeniyetlerinin hemen hepsinde edebiyatta ve diğer sanat kollarında isim ve şekil olarak çok sık rastlanmaktadır. Uzun yıllar yaşayan ve tarihe şahitlik eden sanatkarlara da bu manadan dolayı "çınar" denilmektedir. Ölümlerine de "çınar devrildi" denilmektedir.
"Çınar" kelimesinin diğer dillerdeki karşılığına baktığımızda;
İngilizcesi "plane"
Fransızcası "platane"
Yunancası "platano"
Bulgarcası "chinar"
İtalyancası "platano"
Rusçası "platan" kelimeleridir.
Risale-i Nur Külliyatı'ndai Nur'un müellifi Bediüzzaman Said Nursi'nin 8,5 sene kaldığı Barla Nahiyesi'ndeki evinin önündeki muazzam çınar ağacından bahsedilmektedir. "Şeceratün mübareke" sırrına mazhar olduğu Tarihçe-i Hayatı kitabında bahsedilmiştir. Külliyatta toplam olarak 19 defa "çınar" kelimesi geçmektedir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
KATRAN
"Katran" kelimesi "çam ve başka ağaçların reçinesi" manasına gelmesi itibariyle Arapça (قطران) kelimesinden gelmektedir ve "ağaçların reçinesi, sakız, zift" manalarına gelmektedir.
Çamgiller familyasından Lübnan Sediri de denilen bir tür olan "katran ağacı" manasında ise Yunanca "kedron" kelimesinden gelmektedir. Akdeniz'in yüksek dağlarından yetişen çam cinsinden bir ağaçtır. Lübnan Sediri ismiyle meşhur olmuştur. İbranicede "kiter" kelimesi "buhur, reçine" manasına gelmektedir. Yine İbranice ve Aramcada "ktr" kelimesi "damlama" demektir.
Katran ağacı Çamgillerden bir ağaç olup Türkiye'de Güneydoğu Anadolu Dağları, Sultandağı, Eğridir ve Beyşehir ormanlarında yetişmektedir. 40 metreye kadar yükselen, kışın iğne yapraklarını dökmeyen ve daima yeşil kalan orman ağaçlarıdır. Sedir ağaçları münbit topraklarda yetişir ve ışık ağacıdır. Kozalakları kahverengi, silindir biçiminde ve dallarda dik durur. Gövdeleri pürüzsüz ve grimsi renktedir. Ağaçlar şemsiye şeklinde görünürler. Katran ağacının dallarının yakılmasıyla fıtri olarak katran elde edilir. Buna ağaç katranı denilmektedir. Katranı, halk arasında sarı katran olarak bilinir. İdrar ve solunum yolu hastalıklarında, dıştan ise cilt hastalarında antiseptik olarak, özellikle keçi ve benzeri hayvanların cilt hastalıklarında sıklıkla kullanılır. Kerestesi yuşumak ve dayanıklıdır. Kolay işlenir. Yeraltı ve köprü inşaatları ile travers imalinde, çürümemesi ve dayanıklılığından dolayı çok kullanılmaktadır.
Risale-i Nur okuyucularının ismini çok iyi bildikleri bir ağaçtır. Nur'un müellifi Bediüzzaman'ın sık sık ziyaret ettiği ve uzun süreler kaldığı Barla'da Çam Dağı'nın tepesindeki "Katran Ağacı" hepimizin malumu olmuştur.
Risale-i Nur Külliyatı'nda toplam 18 defa "katran" kelimesi geçmektedir.
Sözler'de 17.Söz'ün İkinci Makamı "Barla Yaylası, çam, katran, ardıç, karakavağın bir meyvesidir" cümlesiyle başlamaktadır. Devamında "bir vakit esaretimde dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybet-nüma suretlerini, hayret-feza vaziyetlerini temaşa ederken pek latif bir rüzgâr esti" denilmektedir. 22.Sözün 1.Makamında "çam ve katran gibi muhteşem ağaçlar" denilmektedir.
Mektubat'ta 16.Mektubun 4.Noktası'nda katran ağacı üstünde koca bir ekmeğin bulunmasından bahsedilmektedir.
28. Mektubun 3.Meselesinde bu harika hadiseden bahsedilirken "Onaltıncı Mektubda izahı ve tafsili geçen Süleyman isminde bir misafirime, katran ağacı başında koca bir ekmek harika bir tarzda gösterilmiş. İki gün ikimiz, o hediye-i gaybîden yedik." denilmiştir. Burada müellifin sürekli olarak üstünde tefekkür ettiği katran ağacından bahsedilmektedir.
Nur'un müellifinin, üzerinde dershane-i nuriye manasında birer menzili bulunan 2 ağacı vardır. Bunlar "çam ve katran" ağaçlarıdır. Çam Dağlarında Eğirdir Gölü'ne nazır tepedeki Katran Ağacı, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ibadet ve tefekkür ettiği ve Yıldız Sarayı'na değiştirmem dediği yerdir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
KAVAK
Farsça (كاوك) kelimesinden gelmektedir. Manası "kof, içi boş" demektir. Yine Farsça'da (كاو) kelimesi "çukur, oyuk, kofluk" demektir. "Kavak" kelimesinin ağaç olarak kullanımı Türkçe'ye mahsustur.
Kavak ağacı söğütgiller familyasındandır. Tohum ile üretilebilirlerse de daha ziyade aşılama yoluyla çelikten üretilirler. Işığı seven, hızlı büyüyen, akarsu kenarlarının alışılmış ağaçlarıdır. Ülkemiz kavak ağacı ekimi ve üretimi yönüyle iyi düzeydedir. Hemen her bölgemizde kavak ağacı bulunmaktadır. Bulundukları bölgelere göre değişik isimler almışlardır. Ak kavak, kara kavak, fırat kavağı, titrek kavak ve boz kavak bunlar arasındadır.
Kavak kelimesinin Arapçası (حور) kelimesidir.
Farsçası "sepîder";
Eski Türkçede "toqrak";
Yunancası "lefka";
İngilizcesi "poplar";
Almancası "pappel";
Latincesi "populus";
Fransızcası "peuplier";
Ermenice "bardi";
Rusçası "topolya";
Boşnakçası "topole";
Hintçesi "cinara";
Moğolcası "ulias" kelimeleridir.
Kavak ağacının hayatımızdaki öneminden dolayıdır ki pek çok yerleşim yerinin isminde "kavak" kelimesi bulunmaktadır. Ayrıca Samsun'un Kavak ilçesi bulunmaktadır.
Risale-i Nur Külliyatı'nda toplam 18 defa "kavak" kelimesi geçmektedir. Risale-i Nur'da 13 yerde "kavak" ağacı temsillerde kullanılmıştır.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
ZAKKÛM (Arapça) (زقوم)
Arap Yarımadasının Kızıldeniz tarafındaki Tihâme bölgesinde yetişen bir bitki türü olan zakkûm زقوم, kendiliğinden yetişen, kışın yapraklarını dökmeyen bodur bir ağaçtır. Renkli ve alımlı çiçekleri olan türleri süs bitkisi olarak da yetiştirilen zakkûm ağacı, zehirli bir özsu içerir. Kötü kokulu ve tadı acı olan bu özsu, insan bedenine haricen bulaşması halinde bile bir çeşit deri hastalığına yol açmaktadır. Zehirli bir ağaç olduğu için herhangi bir kuş ve böcek bu ağaçlara yanaşmazlar. Cehennemliklere bu ağacın meyvesi yedirilecektir. Cehennemin dibinde çıkan, tomurcukları şeytanların başları gibi olan bu ağacın zehirli meyveleri cehennemliklere ikram edilecektir. Cennettekilerin ağacı ise Tuba ağacıdır. Taflan gülü manasında kullanımı Türkçe'ye mahsustur. Dilimizde sıklıkla kullandığımız "zıkkım" kelimesi yine Zakkûm kelimesinden dilimize geçmiş ve aynı anlanma kullanılmaktadır.
Kur'an-ı Kerim'de zakkûm زقوم kelimesi 3 defa zikredilmiştir.
Risale-i Nur Külliyatı'nda toplam 22 defa "zakkûm" زقوم kelimesi zikredilmiştir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
DUT (Arapça) (توت)
Kuzey yarımkürenin genellikle ılıman bölgelerinde yetişen, yapraklarıyla ipek böceği yetiştirilen bir ağaç ve bu ağacın meyvesidir.
Köken itibariyle Arapça olan bu kelime Arapça ve Farsça'da "Tut" olarak okunmaktadır. Bazı yörelerimizde de "tut" olarak söylenmektedir.
Dut kelimesi;
Azericede tut
Boşnakcada dud
Sırpçada dud
Ermenicede t'ut'
Gürcücede t'ut'is
Hintçede Sahatuta
Hırvatçada dud
Romence duda
Urduca şahtuta
kelimeleriyle ifade edilmektedir.
Ilıman, tropikve subtropik iklim bölgelerinde yetişmekle beraber iklim ve toprak şartlarına çok kolay uyum sağlayabilmektedir. Dünyanın daha çok kuzey bölgelerinde yetiştirilmektedir. Ülkemizde hemen hemen her bölgede ve ilde yetiştirilmektedir. Bilhassa yapraklarından ipekböceği yetiştiriciliği yapıldığı için kıymetli bir ağaçtır. Meyvesinden pekmez, reçel, dondurma imalatı, sirke, pestil, ezme, cevizli sucuk, şurup gibi gıdalar hazırlanmaktadır. Ayrıca meyvesi kuru olarak da yenilebilmektedir. Dut ağacı soğuk hava koşulları geçmeden asla tomurcuklanmadığından dolayı en tedbirli ağaçlardan sayılmakla sabrı ve aklı temsil etmektedir. Erzincan, Elazığ ve Malatla illeri başta olmak üzere hemen hemen her ilimizde dut yetişmektedir.
Dut ağacının hem meyvesi, hem yaprağı hem de kerestesi mühim işlerde kullanılmaktadır. Yaprağından ipekböceği yetiştirildiği gibi turşusu yapılarak yaprak dolması yapımında kullanılmaktadır. Dut yaprağından yapılan çay, yeşil çaydan daha etkilidir. Kurutulmuş dut çayı tozu Çin'de çörek, bisküvi, kek ve ekmek yapımında kullanılmaktadır. Amerikada dut ağacının kabuğunun içteki kısımları kızartılıp una katılarak çorbalara kıvam verici olarak veya ekmek yapımında tahıllar ile karıştırılarak kullanılmaktadır.
Dallarından çıkarılan kuvvetli ve dayanıklı lifler aşı, çelik ve fidan bağlama gibi işlerde değerlendirilir. Duttan kağıt üretimi ve çuval yapımında da yararlanılır. Odunu cila kabul etmesi, dayanıklı ve sert olması nedeniyle mobilyacılıkta çok değerlidir. Sandık, mobilya ve başta saz olmak üzere müzik ve spor aletlerinin yapımında çok kullanılmaktadır. Budamaya dirençli olmaları ve fazla su istememelerinden dolayı dut ağaçları, şehir, ev ve bahçelerde gölgeleme, sınır ağacı, çit bitkisi olarak yetiştirilmektedir.
Modern tıpta karaduttan şurup yapılmaktadır.

Risale-i Nur Külliyatı'nda bu harika ve kudret eseri olan dut ağacı ve meyvesinden 7 yerde bahsedilmektedir. 4 defası "Siyah Dutun Bir Meyvesi" başlıklı kısımda geçmektedir. Bu bahis 17.Söz'ün 2.Makamında geçen manzum bir bölümdür.
Bundan başka 33.Sözün 17.Penceresi'nde kudret şekerlemeleri olan dutlardan bahsedilmektedir. "İşte o hadsiz acaib-i san'at içinde yeryüzünün Rahmanî sofrasında yalnız kudretin şekerlemeleri olan dutların nevilerine bak! Kemal-i rahmeti, kemal-i san'at içinde gör" (Aynı bahis Asa-yı Musa'da da aynen geçmektedir)

Mesnevi-i Nuriye 108.sayfada; "Ve keza manevî asansörler ile lâzım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayatdar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumî ağır gelir mi?" denilmek suretiyle o kadar lezzetli ve sulu meyveleri kuru ve camid bir topraktan çıkaran kudrete hiç bir şeyin ağır gelmeyeceği ifade edilmektedir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
HANZALE (Arapça) حنظل
Ebu Cehil Karpuzu olarak bilinen meyvedir. Tadının çok acı oluşundan dolayı bu isim verilmiştir.
Kapruz-kavun gibi toprak üzerinde yayılarak yetişen bir bitki türüdür. Kumsal ve sıcak yerlerde daha çok yetişir. Bu bitkinin bir kaç türü vardır. Yumuşak, sarı, olgun ve her kökte bir kaç tane olanı en iyisidir. Siyah ve sert ve kökte bir tane meyvesi olanı ise iyi değildir. Bu meyvenin kabuk ve çekirdeğinden sakınmak lazımdır. Zira son derece zehirlidir. Meyvesi olgunlaşmadan ve yeşil iken kopartılırsa son derece zehirli olup müshil ve kusturucu etkisi vardır. Kabuğu ve çekirdeğinden yarım gram kadarı öldürücüdür.
Bu bitkinin meyvesi, kabuğu, çekirdeği, yaprakları ve kökü hekimlikte kullanılmaktadır. Zehirli olduğundan dolayı zehirini gidermek için bal, şeker veya nişasta ile karıştırılıp macun yapıldıktan sonra kullanılmaktadır. Kurutulduktan sonra kullanılabilir. Ağız yoluyla alındığı gibi cilde sürülerek de kullanılabilir.
Ebu Cehil Karpuzu vücuda hararet verici, kurutucu, temizleyici, kusturucu, ishal edici, çözücü, sakinleştirici ve uzak bölgelerden çekip toplayıcı özelliklere sahiptir. Pek çok hastalığın tedavisinde ilaç olarak kullanılmaktadır. Hekimlikte daha ziyade haricen kullanılmaktadır. Meyveleri elma iriliğindedir.

Risale-i Nur Külliyatı'nda sadece Mesnevi-i Nuriye'de 4 defa zikredilmektedir. Bunlar;
Sayfa 85'de; Elma ağacına inkılab etmiş bir çekirdeği, hanzale ağacının çekirdeği farzetmek sana müyesser olmaz. Ancak tevehhümle veya bütün elmaların hanzaleye tebdil edilmiş olmasıyla mümkündür ki, bu da muhaldir." ve
103.sayfada; Hanzalenin çekirdeğinde hanzale ağacı mündemiç ve dâhil olduğu gibi, Cehennem'in de küfür ve dalalet tohumunda müstetir bulunduğunu, şuhudî bir yakîn ile müşahede ettim." cümlesinde geçmektedir.
 

teblið

Vefasýz
Beni en çok duygulandıran katran ağaçının hazin sonu olmuştur. Demekki diyorum bu ağacı bu cinayeti yapanlar Ustad r.a.'a neler yapmamıştır ki..
işte insanoğlu Bazen intikamını bir ağaçtan alabilecek kadar da zavallaşabiliyorlar

Ama ne hikmetse katran ağacının sadece kütüğü kalmasına rağmen ziyaretçileri iki kat artmış..Demekki zahirde görünen olmasada önemli olan manevi gözle bakıp duyabilmekte.Kim ne yaparsa yapsın Allah her şeye ka'dir elh
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
Cevap: Kelime Analizi 81: Katran

KATRAN
"Katran" kelimesi "çam ve başka ağaçların reçinesi" manasına gelmesi itibariyle Arapça (قطران) kelimesinden gelmektedir ve "ağaçların reçinesi, sakız, zift" manalarına gelmektedir. .

İbrahim Suresi'nin 50.ayetinde "Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir" denilmektedir.

Aynen Arapça'daki anlamıyla Türkçe'ye geçmiş bir kelimedir. Kur'an-ı Kerim'de sadece İbrahim Suresi'nin50.ayetinde geçmektedir. Sıvı yağ kıvamında ve siyah renkli, ağır, is kokulu ve suda erimeyen bu madde ardıç, çam, hurma, köknar gibi ağaçlardan elde edilmektedir. Araplar katranı genellikle kaynatarak uyuz develer sürmekte kullanırlar. Ayette geçmesinin bir nedeni de Arapların bu davranışıdır. Günahkarların yüzlerini, derilerini ateş yalayınca, elbise olarak onlara da kaynar katran giydirilecektir; üzerlerine, yaralarına, yanıklarına katran sürülecektir.
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
İNCİR (Farsça) (انجیر)
Delik, oyuk, malum meyve manalarına gelmektedir.
Dutgillerden, asıl yurdu Akdeniz kıyıları olan yaprakları geniş dilimli bir ağaç ve bu ağacın meyveleri yaş ve kuru olarak yenilebilen etli, tatlı yemişidir. İncir, Türkiye Türkçesi'nde yemiş veya ballıdarı olarak da adlandırılmaktadır. İncir kelimesi Kazakça ve Başkurtça'da injir, Kırgızca'da ancir, Özbekçe ve Uygurcada äncir, Tatar ve Türkmencede incir olarak isimlendirilmiştir.

Farsça'dan dilimize geçen bu kelime Farsça'da da aynen kullanılmaktadır. İncir kelimesinin Arapça'sı "tîn" تىن kelimesidir. Bunun yanında Arapça'da "beles" kelimesi de incire müşabihtir. Ayrıca "ezgab" ve "zarıf" kelimeleri de incir demektir. Kur'an-ı Kerim'in 95.Suresi Tîn Suresi'dir. Bu Sure'nin 1.ayetinin meali: "İncire ve zeytine yemin olsun" şeklindedir. İsmi bir meyve adı (incir) olan Kur'an-ı Kerim'in tek suresidir.

İncir ağacı, hurma ağacının yetiştirildiği topraklarda yetişmemektedir. Yani bu iki meyve birbirinin tamamen zıddı sayılmaktadır. Araplarda "hurma" çok meşhur bir meyve olmasına rağmen Hicaz ve Medine civarında yetişmeyen incire Kur'an-ı Kerim'de yemin edilmesinin bir hikmeti diğer meyvelerden daha fazla besleyici olması ve faydasının bulunmasından dolayıdır.

Güneybatı Asya'nın ve Doğu Akdeniz'in yerli bitkisi olan ve 800'ün üzerinde türü bulunan incirinr değişik kaynaklarda ana vatanının Türkiye olduğu ve buradan dünyaya yayıldığı rivayet edilmiştir. Dünyada en çok Türkiye'de yetiştirilir. Ege Bölgesi başta gelir ve Aydın yöresi ise en fazla incir yetiştirilen yerdir.

Anadolu'da incir kültürünün insanlık kültürü kadar eski olduğu, kültür meyveleri içinde en eski gelişme tarihine sahip meyvenin incir olduğu rivayet edilmiştir. Eski Yunan ve Mısır medeniyetlerinde verimlilik sembolü olarak kabul edilmektedir. Eski Yunanlılarda incir yapraklarının "onur verici bir hediye" olarak kabul edilmesi, olimpiyatlarda kazanan atletlere yemeleri için incir meyvesi verilmesi ve başlarına incir yaprağından örülmüş taç giydirilmesi, incir ağacının aşırı doğurganlık manasına gelmesi, incir kültürünün daha temiz bir ahlakın yol göstericisi olarak belirlenmesi,bunun bir örneğidir.

İncir meyvesi "Bütün meyvelerin şahı benim, gökyüzünün ayı, benim suretimdir, ben yoksullar için bulunmazım, şahlara ve zenginlere kısmet oldum, kuvvetim hepsinden güçlü, postumun derimin içinde çekirdeğim, özüm çok etli" diyerek kendini tanıtmaktadır.

Kur'an-ı Kerim'in 95.Suresi'ne ismini veren incir, insanoğlunun yaşaması için gerekli maddi gıdaların en önemlilerindendir. Hem meyve hem gıda olmasından dolayı mübarek bir meyve olarak kabul edilmiş ve üzerine yemin edilmiştir. İncir meyvesi, hem gıda, hem ilaç, hem meyve, hem de ticaret metaı olarak insan için çok mühimdir.

Peygamber Efendimiz (ASM) bir hadis-i şeriflerinde:
"İncir yiyin, Eğer dünyada cennetten bir meyve bulunduğunu söyleseydim, bunun incir olduğunu söylerdim, çünkü cennet meyvelerinin çekirdeği olmaz"
"İncir yiyin, çünkü o basuru keser, ayağın oynak yerlerindeki ağrıları yok eder."
"Her kim kalbinin rahat çalışmasını isterse incir yemeye devam etsin" demiştir.

İncir meyvesi pek çok kaynakta kutsal ve efsunlu olarak kabul edilmiştir. İncir ve incir ağacı ile alakalı öykülerin çokluğu, şifa özelliği ile de birleşince incir ağacı ile insan arasında tuhaf bir alaka meydana gelmiştir. Öyle ki pek çok deyim ve atasözlerine de geçmiştir. Bunlara misal vermek gerekirse;
"İncir çekirdeğini doldurmamak" (deyim)
"Bir çuval inciri berbat etmek" (deyim)
"Ocağına incir dikmek" (deyim)
"Darı unundan baklava, incir ağacından oklava olmaz." (atasözü)
"İncir babadan, zeytin dededen" (atasözü)
 

kenz-i mahfi

Sorumlu
ARDIÇ (Türkçe)

Eski Türkçe'deki "artuç" kelimesinden gelmektedir. Bu kelime "bir tür bodur kozalaklı ağaç" manasına gelmektedir.

Kelime manası olarak "servigillerden, güzel kokulu yapraklarını kışın da dökmeyen, yuvarlak kara yemişleri ilaç olarak kullanılan bir ağaçtır.

Atasözü olarak "ardıcın közü olmaz, yalancının sözü olmaz" şeklinde kullanılmaktadır.

Ardıçın bilimsel adı Juniper'dir. Yere dökülen ardıç tohumları, ardıç kuşu tarafından yenilmektedir. Bu tohumlar, kuşların sindirim sisteminden geçtikten sonra dışkısıyla dışarı atılır ve bu şekilde ardıç tohumu yeşermeye başlar. Yani ardıçın üremesi için ardıç kuşuna ihtiyaç vardır.

Ardıç ağacının bilhassa meyveleri ilaç olarak kullanılmaktadır. Bağışıklık sistemine, sindirim sistemine, güçsüzlüğü çok iyi gelmektedir. Mobilyacılık sektöründe ve bilhassa ev dekorasyonlarında ardıç kullanılmaktadır.

Risale-i Nur Külliyatı'nda "ardıç" kelimesi 5 defa zikredilmiştir.

Sözler kitabında 17.Söz'de "Barla Yaylası, Çam, Katran, Ardıç, Karakavağın Bir Meyvesidir. Başlıklı bölümde zikredilmiştir. Bahis şöyledir:

"Bir vakit esaretimde dağ başında azametli çam ve katran ve ardıç ağaçlarının heybetnüma suretlerini, hayret-efza vaziyetlerini temaşa ederken pek latif bir rüzgâr esti."
 
Üst