Kullukta Süreklilik Esastır
Kulluk, süreklilik ister. Kullukta inkıta yoktur. Devamlılık onun temelidir. Bu açıdan kullukta tatil, izin, ara verme, istirahat gibi dünyevi işlerde görülen kavramlar yoktur. Ancak kullukta, insanın fıtrî özelliklerine, sağlık durumlarına ve hayat şartlarına göre özel kurallar ve ruhsatlar vardır. İnsan, erginlik çağından, ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. Aşağıda sunacağımız âyet, kullukta sürekliliğin esas olduğunu Resûlüllah (s.) in zatında açıkça ifade etmektedir:
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ “Onların söyledikleri yüzünden senin canınını sıkıldığın andolsun biliyoruz. فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine İbadet et.”[1][7]
Müşrikler, Hz. Peygamberi deli . وَقَالُوا يَآاَيُّهَا الَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌ Hal böyleyken, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, yine de derler ki: Ey kendisine Kur’ân indirilen! Sen gerçekten düpedüz delisin. [2][8], şairهُوَ شَاعِرٌ [3][9]; kâhinفَذَكِّرْ فَمَآ اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلاَ مَجْنُونٍ Öyleyse ey Muhammed! Sen bütün insanlara öğüt ver. Çünkü sen, Rabbinin nimeti sayesinde, inkârcıların dedikleri gibi ne bir kahinsin, ne de bir deli [4][10]; sihirbaz اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلاَّ رَجُلاً مَسْحُورًا büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!” dediler [5][11] ve Kur’ânı da şiirوَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ Bu söylenenleri, kâfirlerin dedikleri gibi şiir sanmayın.[6][12] diyerek sözlü tacizde bulunuyorlardı. Hz. Peygamber de onların bu çirkin iftiralarına üzülüyordu. Çünkü o da bir insandı. Onun da duyguları ve hassasiyetleri vardı. Onun da insan olması hasebiyle ağlamaya, gülmeye, neşelenmeye, üzülmeye, kederlenmeye hakkı vardı. Bu özellikler, bir zafiyet ve göreve karşı bir bıkkınlık değildir. Allah, yukarıda anlamlarını verdiğimiz âyetlerde Resûlünü teskin etmiş, onun gönlünü almıştır. Ayrıca “onlar, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hakarette bulunurlarsa bulunsunlar, seni ne şekilde incitirlerse incitsinler yılgınlık gösterme, tebliğ görevine devam et. Kulluk görevini ihmal etme. Secde edenlerden ol. Ölünceye kadar bana kulluk et” anlamında Hz. Peygamber’den ve ona tabi olan herkesten de aynı tarzda kulluğa devam etmelerini talep etmiştir.
[1][7] Hicr, 15/97-99
[2][8] Hicr, 15/6; Şuarâ, 26/27; Sâffât, 37/158; Duhân, 44/14; Zâriyât, 51/39, 52; Tûr, 52/59; Kalem, 68/2, 51; Tekvîr, 81/22
[3][9] Enbiyâ, 21/5; Sâffât, 37/36; Tûr, 52/30
[4][10] Tûr, 52/29; Hâkka, 69/42
[5][11] Zâriyât, 51/39, 52; Furkân, 25/8
[6][12] Yâsîn, 36/69
Kulluk, süreklilik ister. Kullukta inkıta yoktur. Devamlılık onun temelidir. Bu açıdan kullukta tatil, izin, ara verme, istirahat gibi dünyevi işlerde görülen kavramlar yoktur. Ancak kullukta, insanın fıtrî özelliklerine, sağlık durumlarına ve hayat şartlarına göre özel kurallar ve ruhsatlar vardır. İnsan, erginlik çağından, ruhunu teslim edinceye kadar Allah’a kulluk yapmakla mükelleftir. Aşağıda sunacağımız âyet, kullukta sürekliliğin esas olduğunu Resûlüllah (s.) in zatında açıkça ifade etmektedir:
وَلَقَدْ نَعْلَمُ اَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ “Onların söyledikleri yüzünden senin canınını sıkıldığın andolsun biliyoruz. فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine İbadet et.”[1][7]
Müşrikler, Hz. Peygamberi deli . وَقَالُوا يَآاَيُّهَا الَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌ Hal böyleyken, Allah’tan gelen gerçekleri örtbas edenler, yine de derler ki: Ey kendisine Kur’ân indirilen! Sen gerçekten düpedüz delisin. [2][8], şairهُوَ شَاعِرٌ [3][9]; kâhinفَذَكِّرْ فَمَآ اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلاَ مَجْنُونٍ Öyleyse ey Muhammed! Sen bütün insanlara öğüt ver. Çünkü sen, Rabbinin nimeti sayesinde, inkârcıların dedikleri gibi ne bir kahinsin, ne de bir deli [4][10]; sihirbaz اِنْ تَتَّبِعُونَ اِلاَّ رَجُلاً مَسْحُورًا büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!” dediler [5][11] ve Kur’ânı da şiirوَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ Bu söylenenleri, kâfirlerin dedikleri gibi şiir sanmayın.[6][12] diyerek sözlü tacizde bulunuyorlardı. Hz. Peygamber de onların bu çirkin iftiralarına üzülüyordu. Çünkü o da bir insandı. Onun da duyguları ve hassasiyetleri vardı. Onun da insan olması hasebiyle ağlamaya, gülmeye, neşelenmeye, üzülmeye, kederlenmeye hakkı vardı. Bu özellikler, bir zafiyet ve göreve karşı bir bıkkınlık değildir. Allah, yukarıda anlamlarını verdiğimiz âyetlerde Resûlünü teskin etmiş, onun gönlünü almıştır. Ayrıca “onlar, ne yaparlarsa yapsınlar, hangi hakarette bulunurlarsa bulunsunlar, seni ne şekilde incitirlerse incitsinler yılgınlık gösterme, tebliğ görevine devam et. Kulluk görevini ihmal etme. Secde edenlerden ol. Ölünceye kadar bana kulluk et” anlamında Hz. Peygamber’den ve ona tabi olan herkesten de aynı tarzda kulluğa devam etmelerini talep etmiştir.
[1][7] Hicr, 15/97-99
[2][8] Hicr, 15/6; Şuarâ, 26/27; Sâffât, 37/158; Duhân, 44/14; Zâriyât, 51/39, 52; Tûr, 52/59; Kalem, 68/2, 51; Tekvîr, 81/22
[3][9] Enbiyâ, 21/5; Sâffât, 37/36; Tûr, 52/30
[4][10] Tûr, 52/29; Hâkka, 69/42
[5][11] Zâriyât, 51/39, 52; Furkân, 25/8
[6][12] Yâsîn, 36/69