Kürd sorunu, din düşmanliği ve türk milliyetçiliği

  • Konbuyu başlatan Tevhid_Nur
  • Başlangıç tarihi
T

Tevhid_Nur

Misafir
KÜRD SORUNU, DİN DÜŞMANLIĞI VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Allah’ın adıyla!

Kürd sorunu, Türkiye’de gündemi uzun yıllardır meşgul eden sosyal ve aynı zamanda siyasal bir sorundur. Şimdiye kadar bu sorunu görmezden gelenler, yok sayanlar, hatta Kürd halkının varlığını dahi kabul etmeyenler, son zamanlarda rota değişikliğine giderek çözümden bahsetmeye başladılar.

Bir yandan; Müslüman Kürd halkının inanç ve değerleriyle tamamen ters düştüğü halde temsilciliğine ve sözcülüğüne soyunanların durdukları yerlerden ciddi tavizler verip geri dönüş yaparak, diğer yandan Kemalist rejim cenahı ve laik basının söz konusu sorun karşısında rota değişikliği yapıp çözüm söylemlerini dillendirmesinin temelinde; Türkiye’de yükselen Kürdistan yoğunluklu İslami sesin büyük tesiri rol oynamaktadır. Hatta bu, temel etken olmuştur dersem sanırım yanılmış olmam. Öcalan’ın, Karayılan’ın ve son olarak Ahmet Türk’ün şeddeli bir şekilde dile getirdikleri; “siyasal İslam Kürt sorununu çözemez.”, “Şimdi de Kürd Hamasını ortaya çıkaracaklar”, “Biz tasfiye olursak, Güneydoğu gericiliğin merkezi olur”, “Kürd sorununun çözümü demokratik yollarla çözmek isteyenleri dikkate almazsanız, inanın yarın Kürdlerin Haması, Hizbullah’ı çıkacak. O zaman daha tehlikeli bir yere gitmiş olacağız” şeklindeki endişe dolu ifadeleri, bunu gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu çerçevede birkaç önemli konuya temas etmekte fayda vardır.

Öncelikle şu bilinmelidir ki; Müslüman Kürd halkının önderi Öcalan olmadığı gibi temsilcisi de PKK veya DTP değildir, olamaz. Öcalan ve PKK/DTP, ancak kendilerini ve kendilerine gönül verenleri temsil edebilirler. Kürd halkı ise, sadece kendilerine gönül verenlerden ibaret değildir. Kürd halkına söven, onları cahillikle ve ahmaklıkla itham eden, Kürd halkının asıl dininin Zerdüştlük olduğunu ve İslam dininin Araplara ait olduğunu iddia eden biri Kürd halkının önderi olamaz. Aynı şekilde, Marks’ın ve Engels’in Allah’ı inkar eden ve her şeyi maddeye bağlayan felsefesini Müslüman Kürd halkına dayatmaya çalışan, halkı korku ve baskıyla sindirerek onların İslami inanç ve değerlerini yok etmeye, kültür ve inancına yabancı gayr-ı İslami ideolojik değerleri toplumda yerleştirmeye çalışan bir örgüt, Müslüman Kürd halkının temsilcisi olamaz. Eğer gerçekten Kürd halkını savunuyor olsalardı, sadece Kürd halkının menfaatine çalışırlardı. Kürd halkının diniyle, kültürüyle ve manevi değerleriyle oynamazlardı.

İkincisi; Kürd halkı toplum olarak Müslüman bir halktır. Bu halkın inancı, kültürü, geleneği, örf ve adetleri İslami anlayış üzere şekillenmiştir ve İslam, Kürd halkının toplumsal hayatında yaşamın temel dinamiklerini oluşturmuştur. Bu gün aynı şekilde, Müslüman Kürd halkı arasında yükselen ve kabul gören değer, İslam’dır. O bakımdan Müslüman Kürd halkının temsilcisi, yine Müslümanlar olur, İslam’ı referans alanlar olur. Müslüman Kürd halkının geçmişten beraberinde getirmiş olduğu manevi değerleri ve sosyal yapısı, bundan başkasını kaldırmaz ve kabul etmez. Dayatılmaya çalışılması halinde ise er geç geri teper.

Üçüncüsü; Kürd sorunu, PKK’nin varlığıyla ortaya çıkmadı ve o yokken de vardı. PKK’nin ortaya çıkması Kürd sorununun çözümüne katsı sunmaktan ziyade, Kürd sorununa ilave olarak bizzat kendi varlığıyla başka bir sorun oluşturmuştur. Yani Kürd sorunu yanında, bir de PKK sorunu ortaya çıkmıştır. PKK sorunu ise, öyle sanıldığı gibi sadece Kemalist rejim için değil, ondan çok daha fazlasıyla Müslüman Kürd halkı için sorun teşkil etmiştir. Çünkü Kemalist rejim, Müslüman Kürd halkını yıllardır baskı ve zulümle dininden ve kimliğinden uzaklaştırmaya çalışmasına, halkı tamamen dinsizleştirmek için her türlü yasağı ve baskıyı uygulamasına rağmen Müslüman Kürd halkını inanç ve değerlerinden uzaklaştıramamışken, PKK, Kürd halkının önemli bir kesimini manevi değerlerinden koparıp adeta dine düşman haline getirmiş, kültüründen koparmış ve kendi öz kimliğine dahi yabancılaştırmıştır. Söz konusu bu kesimin, PKK çıkmadan önceki inanç, anlayış ve sosyal ilişkileri ile günümüzdeki halini mukayese ettiğimizde, aralarında uçurumlar olduğunu görürüz. Müslüman bir halka bundan daha büyük bir kötülük düşünülebilir mi? Üstelik PKK, Kürd sorununa herhangi bir çözüm katkısı sunmamış, sürekli Kürd sorunu adı altında başta Kürd halkı olmak üzere herkesi kendi sorunuyla meşgul etmiştir. PKK, bağımsız özgür Kürdistan sloganlarıyla yola çıkmış ve Kürd halkı arasında bu sloganla destek ve taraftar bulduğu halde, gelinen nokta itibariyle Kürd dili ile etnik kimliğinin resmiyet kazanması ve kendilerinin siyaset yapabilmeleriyle yetinir olmuşlardır.

Önemli bir husus da şudur ki; söz konusu soruna mevcut haliyle yanlış bir bakış açısı ve yaklaşım sunulmaktadır. Sorun; Kürd halkının varlığında, dininde veya dilinde değildir. Aksine sorun, Laik rejim ve rejimin kendisindedir.

Türkiye’de inanç, ibadet, hak, adalet, hür yaşam, kimlik ve dolayısıyla Kürd sorununun varlığı ve devamında sistemin kendisi bizzat sorun üretmekte ve soruna kaynaklık etmektedir. Bu nedenle Türkiye’de aslında bir rejim sorunu vardır demek, belki de daha doğru olur. Çünkü Laik rejimin, üzerine kurulduğu iki temel yanlış vardır. Bu iki yanlış, söz konusu sorunlara temel teşkil etmiş ve rejimi, kurulduğu günden bu yana bu coğrafyada yaşayan halklarla sorunlu hale getirmiştir.

Bunlar; din düşmanlığı ve Türk milliyetçiliğidir…

Kürd sorunu açısından da olaya evvela bu açıdan bakmak gerekir. Kemalist rejim, bu konuda kuruluşundan beri siyasi, sosyal, hukuki ve askeri açıdan kötü bir geçmişe sahiptir.

Din düşmanlığını esas alan Kemalist rejim, dini, devlet idaresiyle kurumlarından ve sosyal hayattan tamamen uzaklaştırmak için İslam’ın bütün müesseselerini ve toplum içindeki dinamiklerini ortadan kaldırmaya dönük art arda onlarca devrim yaparak insanlar ile İslam arasına kalın bir duvar çekmiştir. İslam suç, Müslümanlar suçlu hale getirilmiştir.

Aynı şekilde Türk milliyetçiliğini esas alan Kemalist rejim, hükmetmeye başladığı andan itibaren Türkiye’de Türk’ten başka bir halk ve Türkçeden başka bir dil kabul etmemiş, tanımamış ve yok saymıştır. Her kes Türk görülmüş, Türk kabul edilmiştir. Türkçeden başka dil, Türkçeden başka isim ve Türk’ten başka milliyet kabul edilmemiştir. İnsanıyla ve doğasıyla her kes ve her yer Tek Millet, Tek Dil rengine büründürülmek istenmiştir.

Haliyle bu din düşmanlığı ve Türk milliyetçiliği, büyük sosyal ve siyasal sorunlar oluşturmuş ve halk ile rejimi sürekli olarak karşı karşıya getirmiştir. Her defasında rejim halka karşı bu yanlışında ısrar etmiş, halkın haklı tepkilerini suç saymış ve üzerine acımasızca gidip çoğu kere katliamlar gerçekleştirmiştir.

Dolayısıyla bu gün Türkiye’de var olan ve çözüm bekleyen sorunların bu noktaya gelmesi, Kemalist rejimin din düşmanlığı ve Türk milliyetçiliğinde ısrar etmesi, bunları halen temel politika olarak benimseyip ardından gitmesi, yasa ve kurumlarının halen bu bakış açısı, yaklaşım ve politikalar üzerine sürdürülmesi nedeniyledir.

Türkiye’de gerek din ve gerekse dil ve kavimlerle ilgili sorunların bitmesi ve çözüm yoluna girebilmesi için evvela Kemalist rejimin bu iki yanlışından vazgeçip siyasal, hukuki ve sosyal olarak yeniden yapılandırılması gerekir.

Bütün bunların yanı sıra, sorunu sadece etnik kimlik ve dil çerçevesinde ele almak, Müslüman Kürd halkının gerçek sorunlarıyla alakalı olmayan ve Müslüman Kürd halkı üzerinden yürütülen siyasi arzulardan ibarettir. Müslüman Kürd halkının sorunu, hem dini ve hem de milli boyutuyla bir bütündür, biri diğerinden ayrılamaz. Ancak bunlar bilinçli yapılmakta, özgürlük ve demokrasi yalanlarıyla Müslüman Kürd halkı dininden, dini değerlerinden ve dinin gölgesinde şekillenen kültüründen uzaklaştırılıp gayri İslami mecralara sürüklenmek istenmektedir.

Müslüman Kürd halkının, bu oyunlara, tuzaklara ve dinsizlik fitnesine karşı uyanık olması gerekir. Bu yöndeki çaba ve gayretleri boşa çıkarması, bunları yapanlara prim vermemesi gerekir. Müslüman kimliğini koruyarak, İslam’a karşı hassasiyetini muhafaza ederek, dinine ve dini değerlerine bağlı olduğunu ve bundan vazgeçmeyeceğini göstermesi gerekir.

Müslüman halk, dinini ve dini değerlerini korumakta hassasiyet göstermez ve üzerine düşeni yapmakta geç yada yetersiz kalırsa, bir çok şeyi elden vermiş ve büyük bir vebalin altında kalmış olur. Gelecek nesillerin İslam’dan uzak bir hal üzere büyümesi, toplumun İslam’dan uzak bir sosyal yaşantıya bürünmesi, İslam dininin toplumumuzun belirleyici ana etken olmaktan çıkması, Müslüman halkın gereği gibi dinine sahip çıkmaması ve dine karşı yürütülen faaliyetlere karşı kayıtsız kalması ile doğrudan alakalıdır.

Allah’a emanet olun.


M. ALİ NUR / HÜSEYNİSEVDA
 

ARZ1

Active member
Türkiyede kürt sorunu vardı rafakat bu sorun tamamen yatırımlar alakalı bir sorundur yani sosyoekonomik sorundur

birde terör sorunu vardır....bu ise siyasal sorundur tamamen ayrılıkçı zihniyetin çıkardığı sorundur...

bir de bu iki sorunu birbirinden ayırmayan aynı sorunmuş gibi gösteren zihniyet var

kim bunlar:

cumhurbaşkanı
başbakan
dtp liler
akpliler
mhpliler

hepsinin ağzındaki telafuz şu..
"ister kürt sorunu diyelim ister terör..."
kürtlerle dağdaki teröristi aynı kefeye koyan zihniyet..

kürt sorunu elbet çözülür çünkü kürt sorunun benzeri sorunlar(sosyoekonomik)ülkenin hertarafına dağılmış ama doğu bölgesinde yoğunlaşmıştır...
doğu bölgesi fazladan kürtçe isimler gibi sorunlar bulunmaktadır...aksi taktirde diğer sosyoekonomik sorunlar her tarafta azçok vardır..




 

JAN1

Yeni Üye
85 yıllık devlet politikası ülkeyi ''korkular cumhuriyetine'' çevirdi adeta.. ‘’Tekçilik’’ devlet politikası haline getirildi.. ''Tek devlet'', ''tek millet'', ''tek dil'', ''tek bayrak'', ''tek din'' ve daha sonra pek dillendirilmeyecek olan ''tek mezhep''..

Bu ülkede eğer çoğunluksanız ve bu tekçi kalıba uyuyorsananız veyahut hangi alt etnisiteden olursanız olun üst kimlik olarak dayatılan ''Türk'' lüğü kabul ediyorsanız sorun yoktu.. Devletin her türlü nimetleri önünüze serilebilirdi.. Ama hayır, ''ben Allahın ‘’farklı farklı’’ yarattıklarındanım.. Dolayısla farklı olarak yaşamak istiyorum'' dediğiniz anda sizden başlayarak 7 düvel ötenizden bu düşünceniz için hesap sorulabilirdi..

Ülkenin ilk ''Adalet'' bakanının; ''bu ülkede Türk olmayanların tek bir hakları vardır Türke köle olma hakkı'' düşüncesi ülkenin resmi politikası haline getirilecekti..
Yurttaşların aç ve açıklıklarına görmezden gelinecek, sen ‘’mutlu Türk’’ sün denilerek Türk kimliği ırki anlamda tüm farklılıklara dayatılacaktı..

Şüphesiz bu politikalardan en çok nasibini alanlar Kürdler olacaktı.. Varlığı inkar edilecek, dili, kültürü yasaklanacaktı.. Kürde ait ne varsa yok sayılacak, tarihi, ülkesi, renkleri düşman görülecekti..
Herkes aynı dilde konuşacak, aynı şekilde düşünecek ve herkes etnik, inanç ve düşünce farklılığına bakılmaksızın aynı şekilde adlandırılacaktı.. Ötekinin ''öteki'' olma değerleri elinden alınacak, Yaratanın ''farklı farklı'' yarattığı kavimler tek bir çatı altında toplandırılacaktı.. Tabi minareyi çalan kılıfını uydurmakta hazırdı her zaman.. Yeri gelecek bu tek tipleştirilmenin adı, ''çağaşlık'' olacak, daha sonra ''ümmetçilik'' bu da tutmayınca ''milliyetçilik-Türkçülük'' olacaktı.. Israrla ben ötekiyim diyen halk ''kardeş olarak görülecek ama kardeşinin dili yasaklanacak, Musa Anter misali ıslık çalması dahi yasaklanacaktı.. Israrla ve inatla farklılığını savunacak insanlarda hapislere doldurulacak yer yerde adı konulmamış bir savaşın içinde ''faili meçhuller'' kervanına katılacaktı.. Kimileri de dönüp, kardeş olarak gördüğü halkının eksikliklerini düşünmek yerine bu savaşa davulla zurnayla ''aslanlama'' dal(dırı)lacak, sağ kurtulanlar açlıklar ve işsizlikler ülkesinde bir kimsenin kendisini düşünmeyeceği bir ''yaşam mücadelesine'' başlayacaktı.. Ama bu uğurda ölenler düşük bir ücretle, ''şehitlik maaşı'' adı altında nafaka ile ödüllendirilecek, sadece cenaze töreninde hatırlandıp ''kahraman'' ilan edileceklerdi..

Cumhuriyetten günümüze süre gelen tekçi zihniyet ülkemizin 30 yıl geriye götürecek, onbinlerce insanımızın canına mal olacak ve milyarlarca dolar ekonomik zarara uğratacak kimilerine göre ‘’düşük yoğunluklu’’ bir savaşa neden olacaktı.. Evlatlarını bu anlamsız savaşa verenler, oğullarını ellerinden alanları sorgulamak yerine savaş rantçılarının ezberlettiği bir kaç sözcükten birini, ''vatan sağ olsun''u tekrarlayacaklardı..

Galibi ve mağlubu olmayan bu kirli savaş kimileri için de bir ''ekmek kapısı'' olacaktı.. Bir çok asker ordu içerisinde hayal bile edemeyecek bir noktaya yükselecek, bu kirli savaşı rant kapısı haline getirecek sayısız siyasetçisi, emekli generali, katili, çetecisi, patron-ağası kısa sürede köşeyi dönecek asker kanı üzerinden siyaset yapanlar holdingler, bankalar, gökdelenler sahibi olacaklardı..

Ama her savaşın sonunda olduğu gibi asıl kaybedenler yine yoksullar olacaktı.. 30 yıllık kirli savaşta kaybeden yoksul Kürd ve Türk çocukları idi.. Bu vatanın evlatları ve anaları cüzi bir nafakayla işsizler ülkesinin tozlu tarih sayfaları arasınada kaybolacaklardı..

Yine bu savaş sonunda tablo bir enkaz ülkesini anımsatacaktı..: ekonomik krizler, açlıklar ve işsizlikler ülkesi, geleceği olmayan bir gençlik, dilendirilmiş bir halk ve gözü yaşlı analar...

Ve en azından ''zararın neresinden dönersek kardır'' hesabıyla bundan sonra başka insanlarımızın ölmemesi, huzur, barış, refah dolu bir ülke için ve bu tekçi-despotik rejimden kurtulmak amacıyla üzerimize düşeni yapmalıyız.. Geçmişe sünger çekip onurlu bir geleceğe yürümeliyiz.. Militarist bir ülke yerine Yüce Allahın; ''Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin)'' barış çağrısına kulak vererek içimizdeki ve yüreğimizdeki savaşa ve intikam duygularına son vermeliyiz.. Olaki geçmişte yaptığımız yanlışlardan dolayı affoluruz..

Barış ve kardeşlik dolu yarınlar dileğiyle…

Jan..................
 
Üst