genc_kalem
Okumak,Yaşamaktır
ALLAH HER HAKKI KORUR
Kanuni Sultan Süleyman, Seyhülislâm Ebüssuud Efendi’den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadıgını sormuş.
Beyit şöyle:
“Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır ânı kırınca?”
(Eger karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Şairligi de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş:
“Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
Beyit şöyle:
“Dirahta ger ziyan etse karınca
Günah var mıdır ânı kırınca?”
(Eger karınca ağaca zarar verir, onu kurutursa onu yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Şairligi de bulunun Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş:
“Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
ŞANS YAVER OLUNCA
Kanuni Sultan Süleyman, kızı Mihrimah Sultanı; zekî, hırslı, geleceği parlak bir devlet adamı olan Rüstem Pasa’ya vermek istiyormuş. Rüstem Paşa bu sırada Diyarbakır valisiymiş. Saraya damat olacagı duyulunca hakkında bir sürü dedikodu üretilmis.
Bunların en önemlisi, Rüstem Paşa’da cüzam hastalığı bulunduğu iddiasıymış.
Bunların en önemlisi, Rüstem Paşa’da cüzam hastalığı bulunduğu iddiasıymış.
Kanuni, sarayın hekimbaşını çağırarak cüzam hastalığının en çok tanınan belirtisinin ne oldugunu sormuş. Hekimbaşı, cüzamlı bir kimsede bit barınamayacağını söylemiş.
Bunun üzerine Diyarbakır’a adamlar gönderilmiş. Bunlar gizlice Rüstem Paşa’nın çamaşırlarını kontrol etmişler ve bu sırada bir bite rastlamışlar. Böylece Rüstem Paşa’nın cüzamlı olmadıgı anlasılmış.
Bu olay üzerine devrin bir şaîri şu iki dizeyi yazmış:
Bu olay üzerine devrin bir şaîri şu iki dizeyi yazmış:
“Olacak bir kimsenin bahtı kavi, talihi yâr
Kehlesi’ dahi mahallinde onun işe yarar.”
Kehlesi’ dahi mahallinde onun işe yarar.”
(Bir kimsenin bahtı açık, şansı da yaver olursa, onun biti bile yerinde, zamanında işe yarar, yükselmesine yardım eder.)
Kehle: Bit.ADEMSIZ CENNET
Divan edebiyatının en büyük şairlerinden olan Bakî, Edirne’yi bir ziyareti sırasında; Emrî, Mecdî gibi tanınmış Edirneli şairlerle de görüşüp konuşmuş. Bu esnada yerli şairler Edirne’yi o kadar övmüşler ki Bâkî’ye, bu övgülerden gına gelmiş.
Bununla da yetinmeyip, Bâkî’nin Edirne hakkındaki kanaatini öğrenmek istemişler. içinden kızgın olan Bakî, bu vesileyle Edirneli şairlere hadlerini bildirivermiş:
— Gerçekten şehriniz çok güzel, cennet gibi bir yer. Ama ne yazık ki içinde Adem (adam) yok.
ILTIFAT
Divan edebiyatının en şiddetli hicivlerini yazmış ve bu uğurda kellesini bile vermiş olan Nefî’ye zamanının önde gelen şahsiyetlerinden Tâhir Efendi "kelb" (köpek) demiş. Bunu duyan Nefî şu dörtlüğü yazmış:
“Bana kelb demiş Tâhir Efendi
iltifatı bu sözde zahirdir.
Mâliki mezhebim benim zira
itikadımca kelb Tâbir’dir.”
iltifatı bu sözde zahirdir.
Mâliki mezhebim benim zira
itikadımca kelb Tâbir’dir.”
(Tahir Efendi bana köpek demekle açıkça nezaket göstermistir. çünkü ben Maliki mezhebindenim, benim mezhebime görede köpek temizdir.)
*Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler
*Espri ve Fıkralarıyla Ünlüler