(..sesin her geldiğinde kalb-i virânıma, sabah zoraki açılıp, hani neşv-ü nemâdan değil, hani mecburen, fıtrat gereği yani!...hani; seher vaktinin bereketinin herkese, her şeye değmesiyle uyanan, itirazsız bir boyun eğişle uyanan, öyle emredilen yeryüzünde, /soluyor olma/nın mukadderatını, etrafındaki cıvıltılardan bağımsız, her hücresinde hissedişin verdiği ağırlıkla, kalbine; /dur artık!/, hücrelerine cansuyu taşımakla mükellef damarlarına da;
“sen de uğraşma, yoruldum ve artık uzun bir uyku istiyorum!” diyerek şafağı karşılayan, solmaya ezelden beri mütemayil olduğunu zaten bilip ve fakat o seherin gayrı ihtiyarî neşeli getirdiği nefese bile iltifat etmeyip çemenzarın artık açmak istemeyen solgungülü olmaktan öte bir hissedişe sahip olmayan bir yüreğe bir, /anlık dirilme/yi getiriyor her seferinde..
diriliyor bir an için..doğruluyor neşeli çemenzârda başını kaldırıp bakıyor onca dirilikler içerisinde son bir gayret..sesin geldiği tarafa yöneliyor..ses!..o sensin!..)
(..bir senin sesine gözleri parlıyor yolcunun..seni bir bilinmez yolda bulmuş yolcunun..
bir çığlığın peşine düşüp düşmüştü ya kuyu
baktım ki kuyu
/sormadım ki çığlığının yanında bir çığlık daha var mıdır?.hani ağlamak yalnız çoğu zaman yalnız sürdürülen bir eylemdir..bir /şey/in açlığına susuzluğuna, yokluğuna, yoksunluğuna karşı verilen bir yankı eylemidir ve çoğu zaman acının ve yine çoğu zaman iç çeperlerinde dönenip duran bir inlemenin tezahürüdür..
Peki, ya çığlık?
Elbet o da bir sebebin tetikleyerek etrafın ıssızlığına kalabalığına aldırmayıp çoğu zaman acının yalnız haykırılıyor oluşuna mesned olmakla tevzin edilir olsa da, bazen öyle ânlarda çıkar ki ortaya en sessizi bile dağları titretir..çığlığın da böyle geldi işte bu kalbe, inleyişin gibi!.çığlığını duydum çün, çığlık kuyularından başkasına dayamadım yüreğimi..ağlamanı duydum çün, bu kalbe hakka eş/kardeş olacak olanın ezelde kırılmış olmalıydı kalemi ve dinmemeliydi gözyaşı..inleyişini duydum çün, sen demiştin;
“balıkçı balıkçıyı uzaktan tanırdı, vakta ki yolcu, yolcuyu!.”
Şu kuyu!.derindi..derinden geliyordu sesleri..sadece dinledim ve sustum..
sustum da dur(ul)dum mu?
Hani; /sâfisessizlik!/ diyordum ben buna ve “geceyse safi sessizlik, içimden taşan dalgalar ve hiçbir kıyıya vurmayan..”..böyle de demiştim!.
(bense, o kimliğini bilmediğim /büyükaşk(ın)/ın izlerinin ardına düşerek geldim, o sadece çığlığın hükümpervâ eylemek istediği kuyunun kenarına..içinden taşan o dalgaları göğüslemeye hazır olan da bendim ve dilediğimdi; “yıllardır ellerimle tuttuğum ve durdurduğum bu kalbin ıssız ve sessiz deprenişlerine şahit olsun diye kıyılarıma vursun ve orda çırpınsın dursun ve yankı bulsun..”..senin okuyup yazdığın oldu sesime ses, derdime ortak, yarama merhem..hani; “acı acıyı su sancıyı!” demiştik ya!.“yüreğe yürek”ti, “ağrıya, ağrı” diledikti, dinmeye..
öyleydi gelişim sana Lelia!.öyleydi gelişin bana!.ıssızlığımda sesime ses dilemiştim, duyduğumda ses bellemiştim ya!.onca ses arasında geldi /ses/in..duymayı en çok istediğim seslerdendi o!.bunu da demiştim..zaten bütün /deme/ler sadece o /birşeyi/ deme için değil midir?.bunu en iyi sen bilirdin..bunu en iyi sen bildin Lelia!.bu yüzdendi; “her ses yankı bulmaz(dı), yüreksesi hariç ve çarpıp geri döneceği bir yürek bulmadıkça!” böyle de demiştim sana..o yürek de sendin Lelia!.
(artık her akşam sokağındayım..akşam çöktüğünde, pencerenin altında..döktüğün her damla avuçlarıma düşüyor..her inleyiş/in/ kalbimin mahfazasında..yorgun düşüp, pencerenin pervazına başını dayayıp uykuya daldığında, sessizce derdest edip senden yana biriktirdiklerimi, yine sessizce çekiliyorum gece(y/m)e ve dinliyorum bir kez daha, bakıyorum avuçlarıma düşene..bakıyor ve ağlıyorum..düşürüyorum yanlarına gözyaşlarımı ve öylesine hemhâl oluşlarına bakıp gülümsüyorum, kalbimde kalbinin izleri..ve vakt geliyor..
samsaf bir gece/den, /sâfisessizlik/ler süzüp, her seher buhar edip, birlikte salıyorum gökyüzüne..gör ki bahçendeki asmanın yapraklarının ve güllerinin üzerine yağan çiğ nice ses verir?.o hüznün kokusu nedendir?.en iyi sen bilirdin bunu..en iyi sen bildin lelia!./kalbim çöl/ve ıssız/gelsen ve yeşertsen!/lelia/seninle nasıl doluyum bilsen!./)
Doğru değildi, /aşk/a vurduğu(n/m) o damga!.Aşktı ki kulun duyacağı en saf terennüm, gönlünce hayâl, gönlünce gerçek ki en az; hayat kadar, en az; düşen çığ kadar!.
yakıcı, yalın bir çığlık kadar!.titreten..
ve yatağında Ayışığı kadar da mâsum..düşünce bin günâhtan, bir /âh/a..ki kimsesiz bir /âh/ ve hep yetim bir niyaz..kan pıhtısı, kopkoyu bir mâyî ve biraz siyah, biraz sevdâ..bir rengin tonuydu nihâyet /sevda/ dediğin..geceye de zaten en çok siyah yakışır, ki en çok da gece yakındı siyâha..ve benim bildiğim siyahsa, fâilini aslâ ele vermezdi!.
Ondandı; “Ölen hayvan imiş, /âş(ı)k ölmez!/” demeler..
(Oysa her seferinde yeni bir renk vururdu, /aşk/ her tutulduğunda, yeni bir sabaha
ve yataklığında gökkuşağının..âşık, kanrevân kalıp yola geç revân olana denir en çok
ve yetim bir ardıçkuşu kadar kimsesiz, her seher başınabuyruk bir dağın, duru bir ayaz olup başında..
gezinirken körkütük, karakutu bu yürekle, yüzgeri ettiğim şûh dâvetleriydi, ışıklı evlerin..
ardına açılan kapılardı câmi avluları, yat/s/ı vakitleri ardından, son cemaat yerleriydi ya /mukavvâdan döşekler serdiğim../..ki, şadırvanları en az benim kadar yoksun, yoksul kalırdı üstümde çiği, gecenin..
gece ve şiir!.
kimsesizken sabahlar /bensiz/ uyanırdı sabahına düştüğüm şehir../
/Ateşe elini sokan adam, elbet biraz yanar..
herkes fehmince durur hayata
ve durduğu yerden bakar(dı)../
ve sâdece /seçilmiş/ler için yoktu korku. Onlar ki; /ne mahzûn olurlardı, ne günahkâr../
Bunu da derdi nezir, der ve bilirdi..
(oysa ne çeşmelerden ne sular akıtırdı dilleriyle, hasbelkader kapısına getirildiği, kalbini kalplerine dayadığı birileri..biri, aşkı anlatır tekmil, diğeri, şehri ve insanı..biri; şiiri, öteki; inancı..
/sense gecegözlü, alnında bir sevdâkarası..seni bir çağ beklerken /kan ter içinde/, yollarda eğleşmenin zamanı mıydı?./ diyerek beklediğimdin..
sen; o /meçhûl!/Lelia!..
(Siyahbuz...)