Mantar panoya ne yazardınız???

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

harp

Well-known member
Risale-i Nur ekibi olarak hayırlı cumalar diliyoruz. Risalelerde çok önemli sorulara cevaplar veriliyor. Bu cevapların doğru ve güvenilir olduğunu nasıl bileceğiz? Mantığımızı mı kullanacağız? Bir de İnşirah sûresinde: "Belini büken yükü üzerinden kaldırmadık mı?" ayeti ne anlama geliyor?

Yazar: Sorularla Risale, 29-4-2011

Düşünceleri ve yorumları anlamlı ve doğru kılan şey, mihenge uygun olmasıdır. Mihenk ise şeriat ve İslam’dır. Yani İslam’a uygun olan her düşünce ve yorum insanların istifade ve faydalanmasına açıktır. Kur’an ve sünnet insanların akıl ve kalplerini işletmek ve hakka sevk etmek için gönderilmiştir. Bir Müslüman’ın tereddüt ve endişesini ancak şeriatın ölçüleri giderebilir. Şayet Üstad Hazretlerinin ifadelerinde ters bir şey varsa ve bu şeriat ile çelişiyor ise, o husus kabul edilmez, sahibine iade edilir.
Kur’an ayetlerinden yüzlercesi "Akıl etmez misiniz?" "Düşünmez misiniz?" diye, insanları tefekkür ve düşünmeye emrediyor. Tabi doğru düşünce ve tefekkürün çerçeve ve usulünü de insanlara talim ettiriyor. Zaten Kur’an bir anahtar, bir levhadır, insanın aklını açıp hakka tevcih ettirir. Aynı şekilde Kur’an üzerine yazılan binlerce tefsir ve kitaplar da Kur’an anahtarını açmak ve onları avam insanların seviyesine indirmek için önemli ip uçları ve rehberlerdir.
İp uçları ve rehber konumunda olan tefsirlerin mutlak ve tartışmasız denetmeni Kur’an, sünnet ve ümmetin kolektif aklı olan icmadır. Şayet tefsirler içinde bu üç denetmenle ters düşen bir şey varsa, o şeriatça batıldır, kabulü dalalettir. Bugüne kadar Risale-i Nurların bu üç kaynak ile ters düşen bir fikrini duymadık ve görmedik. Şayet gören ve duyan varsa, belge ve vesikaları ile izah ve ispat etmekle mükelleftir.
Biz Risale-i Nurların hatasız ve Ehl-i Sünnete uygun olduğunu tahkik ile anlıyoruz. Yoksa "Said Nursi yanılmazdır, ondan hata sudur etmez." ön kabulü ile hareket etmiyoruz. Şayet tahkik neticesinde bir hata olduğu gösterilirse o zaman üstünde düşünüp değerlendirilir. Yani Risale-i Nurlarda yazılmış olan hakikatlerin mihenk ve mizanı bizim mantığımız değil, şeriattır. Mantık ikinci planda kalır.
"Senin belini çatırdatan o ağır yükünü indirmedik mi?" (İnşirah, 94/2,3)
İnşirah suresi Mekke’de nâzil olmuş olup sekiz ayettir. Bu sûre adını ilk ayetinde geçen bir kelimeden almıştır. Allah Teâla'nın, Resulü'nün (asv) kalbini ferahlandırmasını ifade eden bu "neşrah" kelimesi sûrenin esas konusunu teşkil etmektedir. Çok ağır olup, onun belini çatırdatan risalet ve tebliğ meşakkati, Allah’ın ihsanı ile hafiflemiştir. Hz. Peygamber (asv)’a tâbi olarak tebliğ ve hakka hizmet vazifesini devam ettiren bütün Müslümanlara da bu sûre mühim bir kuvvet kaynağıdır.
 

harp

Well-known member
Üstad'ın dua listesi halen muhafaza ediliyor mu? Bizim de dua listesi oluşturup o şekilde dua etmemiz şart mıdır? Asıl sormak istediğim; bir Nur talebesi dua isim listesi oluşturacak olursa, nelere dikkat etmelidir ve nasıl bir sıralama izlemelidir?

Yazar: Sorularla Risale, 29-4-2011

Üstad Hazretlerinin dua listesinin mahiyetini izah edecek şöyle bir hatırayı nakledelim:
Dua listesi
– Üstad’ım, bize dua eder misiniz, dedi.
Uzak bir yoldan gelmişti. Eserlerini okuduğu Bediüzzaman’ı görmek, hayır duasını almak istemişti.

– İnşaallah kardeşim, dedi Bediüzzaman:

– Dua ibadetin özüdür. Kulun Rabbine en yakın olduğu andır. Adın neydi, diye sordu.

– İbrahim, diye karşılık verdi misafiri.
Bediüzzaman, uzunca bir liste çıkardı ve sonuna İbrahim’in de adını ilave etti. Listede yüzlerce isim vardı.

– Üstad’ım, merak ettim. Bu liste nedir, dedi.
Bediüzzaman, listeyi başucuna koydu ve şöyle cevapladı:

– Nasıl ki bir yere mektup attığında, zarfın üzerine adresi yazarsan, gideceği yere doğru gider ve istenilen yere çabuk ulaşır. Aynı şekilde, dua edeceğin kimseyi de ismiyle anarsan aynı şekilde Cenab-ı Hakk'ın dergâhına öyle ulaşır.
İbrahim, başını salladı:

– Tamam Üstad’ım, dedi.
Bediüzzaman devamla şu dersi verdi misafirine:

– Hem gıyâbî yapılan dua daha makbuldür. Çünkü ben senin ağzınla günah işlemedim, sen de benim ağzımla işlemedin. Cenab-ı Allah bir mü’minin diğer mü’min kardeşi için yaptığı duayı kabul eder. Dua bir iksirdir, toprağı gümüş yapar, gümüşü de altın yapar."(1)
Biz de Üstad Hazretlerine iktidaen kendimize göre bir dua listesi oluşturabiliriz. Lakin bunu farz ve vacip bir vazife gibi düşünmek yanlış olur. Buna Üstad Hazretlerinin müstahsen bir adeti nazarı ile bakmak daha yerinde olur. Üstad Hazretlerinin dua listesinin içeriği ve akıbeti hakkında elimizde bir malumat bulunmuyor.
Dua listesininin başına Efendimizi (asv) başta olmak üzere makbul şahısların bir kısmının isimlerinden koymakla başlanmalıdır. Daha ziyade bizden dua isteyen ve maddi manevi önemli hizmetlere vesile olan şahısların isimlerini koymakta fayda vardır.
(1) bk. Ömer Faruk Paksu, Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler.
 

harp

Well-known member
Hazret-i Muhyiddin; 1. Aldatmaz, fakat aldanır. 2. Hâdîdir, fakat her kitabında mühdî olamıyor. 3. Gördüğü doğrudur, fakat hakikat değildir. Kısaca bunları izah eder misiniz?

Yazar: Sorularla Risale, 27-4-2011

Aldatmaz, tabirinden maksat; niyetinin halis ve gittiği yolun hakikat olduğuna inanmasıdır. Hatta öyle ki, bu meslekten gitmeyi umuma men ediyor. Yani herkesin gidebileceği bir meslek değildir, diyerek aldatmaz olduğunu ve niyetinin halis olduğunu beyan ediyor.
Aldanır, tabiri ise istiğrak ve manevi sarhoşluk esnasında gördüklerini aynı hakikat telakki etmesidir. Halbuki o istiğrak halleri kişiyi aldatır ve yanıltır. O haldeki birisi hakikati bütünü ile ihata edemez. Ama kendini muhit zanneder. Bu da kişinin yanılgı içinde olduğunu gösterir. Mesela, Allah’ın vacip olan varlığına hasr-ı nazar ettiğinde, sair vücutları yok sayması bir ihatasızlık ve aldanmadır.
Hadi, kelime olarak; hidayet üzere giden, hidayete ermiş kimse demektir. Mühdi ise kendi hidayet üzere olmakla beraber, başkalarının hidayete gelmesine sebep ve vesile olan kimseye denir. Her hidayet üzere olan kimse, başkalarının da hidayetine vesile olur demek yanlış olur. Zira bazı zatlar vardır ki, kendisi hidayet üzeredir ama bir başkasına hidayeti aktaracak salahiyet ve kapasite kendinde olmayabilir.
Bir yapı ustası düşünelim; kendisi mükemmel bir yapı ustasıdır, mahareti pek fazladır ama o ustalığı bir başkasına aktaracak retoriğe sahip değildir. İş öğretme ve bir başkasını terbiye etmeye gelince, aynı maharet ve ustalığı gösteremiyor. Biz bu kişiye; iyi bir usta ama kötü bir öğreticidir desek, yanlış olmaz. İşte her hadi mühdi olamaz önermesi bu hakikatin veciz bir ifadesidir.
İbn-i Arabi gibi harika zatlar çok hususi ve yüksek makamlara çıkmış, Allah’ın rızasını kazanmış, hidayet üzere giden hadi zatlardır. Ama bazı makamların vermiş olduğu geçici manevi sarhoşluk halinde söylediği söz ve davranışlar hidayet üzere olmayabiliyor. Kendisi manevi sarhoşluktan dolayı özür sahibi olabilir, ama söz ve davranışların yansıdığı eserleri ne mazurdur ne de hidayete vesile olacak kabiliyettedir. Bu yüzden İslam büyükleri bu gibi harika zatları tekfir etmemişler, ama eserlerini de okumaktan ve istifade etmekten men etmişlerdir. Yani bu zatlar kendi şahısları itibari ile hadi, yani hidayet üzeridirler, ama bir başkasına mühdi olacak, yani hidayetine vesile olacak durumda ve kabiliyette değildirler.
İbn-i Arabi gibi zatlar, çok özel ve gidilmesi herkese müyesser olmayan yollar keşfetmişlerdir. Bu yollarda giderken çok acip ve tavrı aklın haricinde makamlara girmişlerdir. O hallerin ve makamların incelik ve letafetlerini ifade de aciz kaldıkları için, bazı şatahat ve teşbihlere müracaat etmişler. Ya da lafız alemi o nurani makamları ifade etmekte aciz kalmışlardır. Üstad Hazretleri bu manayı dıyk-ı elfaz, yani üslup ve lafız darlığı diye tarif ediyor. Genelde kalbin derinliklerindeki ince ve latif bir manayı ifade etmekte lafız ve ağız aciz kalıyor. İşte İbn-i Arabi’nin söz ve eserlerinin mühdi olamamasının sebeplerinden birisi de bu lafız darlığından kaynaklanan ifade zorluğudur.
"Gördüğü doğrudur, fakat hakikat değildir." ifadesini Üstad Hazretleri şöyle bir örnek ile izah ediyor:
"Küre-i arz, âlem-i şehadette bir çekirdektir; âlem-i misaliye ve berzahiyede bir büyük ağaç gibi, semavâta omuz omuza vuracak bir azamettedir. Ehl-i keşfin küre-i arzda ifritlere mahsus tabakasını bin senelik bir mesafe görmeleri, âlem-i şehadete ait küre-i arzın çekirdeğinde değil, belki âlem-i misalîdeki dallarının ve tabakalarının tezahürüdür. Madem küre-i arzın zâhiren ehemmiyetsiz bir tabakasının böyle başka âlemde azametli tezahürâtı var; elbette yedi kat semâvâta mukabil yedi kat denilebilir. "(1)
Alem-i Misal: Maddi alemle ruhlar alemi arasında bir köprü alemidir. Bu alem hem maddi alemden hem de ruhlar aleminden vasıflar almıştır. Maddi aleme göre misal alemi daha latif ve hafif bir alemdir. Misal alemi hayale yakın bir alemdir. İnsandaki hayal kuvvesi de bu aleme açılan bir pencere hükmündedir.
Misal aleminde şu maddi alemin bütün hususiyetleri yansır ve orada o alemin şartlarına göre tecelli eder. Burada küçük bir çakıl taşı orada dağ gibi görünebilir. Buradaki bir damla su orada göl gibi tecelli eder. Buranın akrebi orada büyük ve korkunç bir mahluk şeklinde görünebilir. Şu dünya hayatında hayır ve şer, iyilik ile kötülük, güzel ile çirkin nasıl içi içe ise, orada da yansımaları iç içe olmak gerekir. Şu dünya hayatında olan biten her şey fotoğraf olarak çekiliyor ve kaydı misal aleminde levhalar suretinde muhafaza ediliyor.
Burada, bazı evliyaların mana aleminde gördükleri şeyleri aynı ile maddi aleme tatbik etmelerindeki hataları izah ediliyor. Halbuki mana aleminin şartları ve yapısı ile maddi alemin şartları ve yapısı çok farklıdır. Bu farkı nazara almadan, her iki alemi eşit görmüşler ve onu ona tatbik etmişler. Bu da bilimsel açıdan bazı çelişki ve itirazlara sebep olmuş.
Mesela, misal aleminde gördükleri Kaf dağını, yeryüzünde görmüş gibi tasvir etmişler. Kaf dağının cesamet ve büyüklüğünü öyle bir şekilde tasvir ediyorlar ki, dünyaya yerleşmesi mümkün değildir. O zaman haklı olarak ehli fen bu tasvirlere karşı çıkıyorlar. Zira coğrafya ilmine göre dünya üstünde böyle bir dağ mevcut değildir. Böyle olunca, makbul olan bu evliyalar hakkında suizan oluşuyor.
İşte Üstad Hazretleri burada bu çelişki ve tutarsızlığın nedenlerini izah ediyor. Ne fennin beyanını inkar ediyor ne de o makbul evliyaların gördüm dedikleri şeyin hakikatini reddediyor. Üstad Hazretleri onların gördüklerinin hak ve doğru olduğunu lakin dünya üzerine tatbik etmelerinin hata olduğunu söylüyor. Onlar mana ve misal aleminde o yerleri görmüşler, bu doğrudur. Yalnız mana ve misal aleminin maddi alemle aralarında azim farklar var.
Maddi alemde bir çakıl taşı misal aleminde bir dağ gibi görünür. Maddi alemin küçük bir tarlası misal aleminde büyük bir ova gibi yansır. İşte o zatların orada gördükleri geniş ve büyük kaf dağı, maddi alemdeki Himalaya dağlarının mübalağalı bir tecellisi bir yansıması olabilir. Onların gördüğü haktır, ama gördüklerini aynı ile dünyaya tatbik etmeleri hatadır. İşin özü budur.
Üstad Hazretleri bu hakikati iki çobanın hikayesi ile izah ediyor. Rüya ve misal alemlerinde görülen şeylerin hükmünü doğru ve isabetli bir şekilde dünya şartlarına uyarlamak ancak asfiya denilen derin alimlerin işidir. Bu zatlar başlangıçta asfiya makamına çıkamadıkları için, gördüklerini sağlıklı bir şekilde dünya şartlarına uyarlayamamışlar, ama daha sonra o makama çıkınca, onlar da hatalarını görmüşler. Burada bu külli hakikate küçük bir gönderme yapılıyor.
(1) bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a
 

harp

Well-known member
Esma-ül Hüsna El-Muğnî: Bütün mevcudatın bütün ihtiyaçlarını tükenmez servet ve hazinelerinden karşılayan ve varlık sahibi her bir yaratığa servet ve zenginliği ihsan eden; kullarından dilediğini lütfü ile zengin kılan.

El-Mani': Varlıkları hadlerini aşmaktan ve saltanatına ortaklıktan men eden; zararlı ve tehlikeli sebepleri izni dışında yaratıklarına zarar vermekten alıkoyan; dilediğinden dilediği şeyi esirgeyen.




Cevşen-ül Kebir'den...
Ey dilediğini yaratan,
Ey dilediğini yapan,
Ey dilediğine hidayet eden,
Ey dilediğini saptıran,
Ey dilediğini bağışlayan,
Ey dilediğine azap eden,
Ey dilediğinin tövbesini kabul eden,
Ey anne rahimlerindeki yavruları dilediği gibi şekillendiren,
Ey yaratıklarında dilediği şeyi ziyade kılan,
Ey rahmetini dilediğine tahsis eden,

Bütün kusurlardan uzaksın. Senden başka ilâh yok! Affet bizi. Bizi Cehennemden kurtar.
 

harp

Well-known member
Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mahiyet ve istidat itibarıyla herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve madeni ve nuru ve ruhu marifetullahtır ve onun üssü’l-esası da iman-ı billâhtır.
 

harp

Well-known member
DÖRDÜNCÜ LEM’A

"Minhâcü’s-Sünne" bu risaleye lâyık görülmüştür.
Mesele-i İmamet bir mesele-i fer’iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden, bir mesâil-i imaniye sırasına girip, ilm-i kelâmda ve usulüddinde medar-ı nazar olduğu cihetle Kur’ân’a ve imana ait hizmet-i esasiyemize münasebeti bulunduğundan, cüz’î bahsedildi.
b1153.gif

Şu âyet-i azîmenin çok hakaik-i azîmesinden bir iki hakikatine İki Makam ile işaret edeceğiz.
Birinci Makam
Dört Nüktedir.
Birinci Nükte

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.
Evet, rivayet-i sahiha ile, mahşerin dehşetinden herkes,
"Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir. Ey Peygamber, eğer senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: Allah bana yeter. Ondan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben Ona tevekkül ettim. Yüce Arşın Rabbi de Odur." Tevbe Suresi, 9:128-129.
"De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beytime muhabbettir." Şûrâ Suresi, 42:23.
 

harp

Well-known member
Esma-ül Hüsna El-Metîn: Herşeye tam bir teslimiyetle boyun eğdiren; hiçbir fiilinde hiçbir güçlükle karşılaşmayan; hiçbir varlık, vasıta ve cisim fiillerine hiçbir cihetle engel olmayan.
El-Veliyy: Varlıkların bütün işlerini ve ihtiyaçlarını üzerine alan, bütün
 

harp

Well-known member
Ecel bİrdİr tegayyÜr etmez ÖlÜm bİr alemİ fanİden alemİ bekaya ve alemİ nura gİtmek İÇİn bİr terhİstİr..tarİhÇe İ hayat...
 

müdavim

Üye Sorumlusu
Mutlu Bir Yaşam İçin...

1 Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle...

2 Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

3 İş ne denli önemsiz olursa olsun, ekmek parası için herkese saygı duy..

4 Herkesin önünde öv ama eleştirini bir kenara çekerek söyle...

5 İnsanlarla ilişkilerini kötü bitirme. Aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın...

6 ‘’Bilmiyorum’’ demekten çekinme...

7 Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmayada zaman ayır...

8 İlk önce sen ‘’Merhaba’’ de...

9 Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor...

10 Birilerinin umudunu asla kırma, belki de sahip oldukları tek şey odur...

11 Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı olanaklar bazen bir lütuftur çünkü icat etmeyi başka hiçbir şey bu denli teşvik edemez...

Bütün Dünya Dergisi
 

harp

Well-known member
On İkinci Lem'a
Refet Beyin iki cüz'î suali münasebetiyle, iki nükte-i Kur'âniyenin beyanına dairdir.
b547.gif
-1-
Aziz, sıddık kardeşim Refet Bey,

Senin, bu müsaadesiz zamanımda suallerin, beni müşkül bir mevkide bulunduruyor. Bu defaki iki sualin çendan cüz'îdir, fakat iki nükte-i Kur'âniyeye münasebettar olduklarından ve küre-i arza dair sualiniz coğrafya ve kozmoğrafyanın yedi kat zemin ve yedi tabaka semâvâta tenkitlerine temas ettiğinden, bana ehemmiyetli geldi. Onun için, sualin cüz'iyetine bakmayarak, ilmî ve küllî bir surette, iki âyet-i kerimeye dair İki Nükte icmâlen beyan edilecek. Sen de cüz'î sualine karşı ondan hisse alırsın.
BİRİNCİ NÜKTE

İki Noktadır.

BİRİNCİ NOKTA:
b548.gif
-2-
b549.gif
-3- âyetlerinin sırrınca, rızık doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelâlin elindedir ve hazine-i rahmetinden çıkar. Herbir zîhayatın rızkı taahhüd-ü Rabbânîsi altında olduğundan, açlıktan ölmek olmamak lâzım gelir. Halbuki, zâhiren açlıktan ve rızıksızlıktan ölenler çok görünüyor. Şu hakikatin ve şu sırrın halli şudur ki:


BİRİNCİ ŞUA
b424.gif
-1-
b425.gif
-2-
İki acîp suale karşı def'aten hatıra gelen garip cevaptır.
Birinci sual: Denildi ki: "Fâtiha ve Yâsin ve hatm-i Kur'ânî gibi okunan virdler, kudsî şeyler, bazan hadsiz ölmüş ve sağ insanlara bağışlanıyor. Halbuki böyle cüz'î birtek hediye ân-ı vâhidde hadsiz zatlara yetişmek ve herbirisine aynı hediye düşmek, tavr-ı aklın haricindedir."
Elcevap: Fâtır-ı Hakîm nasıl ki unsur-u havayı kelimelerin berk gibi intişarlarına ve tekessürlerine bir mezraa ve bir vasıta yapmış. Ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedî (a.s.m.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de, okunan bir Fâtiha dahi, meselâ umum ehl-i İmân emvâtına aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle mânevî âlemde, mânevî havada çok mânevî elektrikleri, mânevî radyoları sermiş, serpmiş, fıtrî telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor. Hem nasıl ki bir lâmba yansa, mukabilindeki binler aynaya, herbirine tam bir lâmba girer. Aynen öyle de, bir Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, herbirine tam bir Yâsin-i Şerif düşer.
İkinci sual: Şiddetle ve âmirâne denildi ki: "Sen Risale-i Nur'un makbuliyetine dair Hazret-i Ali (r.a.) ve Gavs-ı âzam (r.a.) gibi zatların kasidelerinden şahitler gösteriyorsun. Halbuki, asıl söz sahibi Kur'ân'dır. Risale-i Nur, Kur'ân'ın hakikî bir tefsiri ve hakikatinin bir tercümanı ve meselelerinin bürhanıdır. Kur'ân ise, sair kelâmlar gibi kışırlı, kemikli ve şuuru hususî ve cüz'î değildir. Belki Kur'ân, umum işârâtıyla ve eczasıyla ayn-ı şuurdur, kışırsızdır; fuzulî, lüzumsuz maddeleri yoktur. âlem-i gaybın tercümanıdır. Sözler hakkında söz onundur. Görelim o ne diyor?"


1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla
2- Ve ancak Ondan yardım diliyoruz.





Elcevap: Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur'ân'ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem'a-i i'câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâsı ve o mâden-i ilm-i hakikatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesi olduğundan, onun kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmek Kur'ân'ın şerefine ve hesabına ve senâsına geçtiğinden, elbette Risale-i Nur'un meziyetini beyan etmekliği, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur'ân izin verir. Benim gibi bir tercümanın hissesi yalnız şükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz. Gelecek âyetlerin işârâtına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlikle itham edenlere hakkımı helâl etmem.
Bu çok ehemmiyetli suale karşı iki-üç saat zarfında birden Kur'ân'ın âyât-ı meşhuresinden Sözler adedince otuz üç âyetin hem mânâsıyla, hem cifirle Risale-i Nur'a işaretleri uzaktan uzağa icmalen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuz üç âyet müttefikan Risale-i Nur'u remizleriyle gösterdiği, hayal meyal görüldü.
İhtar: En evvel yirmi dördüncü âyetin başında zikredilen ihtara dikkat etmek lâzımdır. O ihtarın yeri başta idi. Fakat orada hatıra geldi, oraya girdi.
İkinci Bir İhtar: Tevafukla işaretler, eğer münasebât-ı mâneviyeye istinad etmezse, ehemmiyeti azdır. Eğer münasebet-i mâneviyesi kuvvetli ise, bu onun bir ferdi, bir mâsadakı hükmünde olsa ve müstesna bir liyakati bulunsa, o vakit tevafuk ehemmiyetlidir. Ve o kelâmdan bunun iradesine bir emâre olur. Ve ondan o ferdin hususî bir surette dahil olduğuna ya remiz, ya işaret, ya delâlet hükmünde onu gösterir. İşte, gelecek âyât-ı Kur'âniyenin Risale-i Nur'a işaretleri ve tevafukları ekseriyetle kuvvetli bir münasebet-i mâneviyeye istinad ederler. Evet, bu gelecek âyât-ı meşhure müttefikan on üçüncü asrın âhirine ve on dördüncü asrın evveline cifirce bakıyorlar ve Kur'ân ve İmân hesabına bir hakikate işaret ediyorlar. Ve medâr-ı teselli bir Nurdan haber veriyorlar. Ve o zamanın dalâlet fitnesinden gelen şübehatı izale edecek Kur'ânî bir bürhanı müjde veriyorlar.
Ve o işaretlere ve remizlere tam mazhar ve o vazifeleri bihakkın görecek, Risale-i Nur gibi bir tefsir-i Kur'ânî olacak. Halbuki Risale-i Nur bu mezkûr noktada ileri olduğu, onu okuyanlarca şüphesiz olmasıyla delâlet eder ki, o âyetler bilhassa Risale-i Nur'a bakıp ona işaret ediyorlar.
Birincisi: Sûre-i Nur'dan âyetü'n-Nur'dur ki, Risale-i Nur'un Resâilü'n-Nur ve Risalei'n-Nur ve Risaletü'n-Nur namlarıyla sebeb-i tesmiyesinin on altı sebebinden bir sebep olduğundan, birinci olarak onu beyan etmek gerektir.
 

harp

Well-known member
Dünya 'beni de oku' diyor...
28 Nisan 2011 / 00:01
Günün Risale-i Nur dersi...

Bismillahirrahmanirrahim
Sonra, o seyahat-i fikriyeye alışan o mütefekkir misafire, küre-i arz lisan-ı hâliyle diyor ki: “Gökte, fezada, havada ne geziyorsun? Gel, ben sana aradığını tanıttıracağım. Gördüğüm vazifelerime bak ve sahifelerimi oku.” O da bakar, görür ki:
Arz, meczup bir Mevlevî gibi iki hareketiyle günlerin, senelerin, mevsimlerin husulüne medar olan bir daireyi, haşr-i âzamın meydanı etrafında çiziyor. Ve zîhayatın yüz bin envâını bütün erzak ve levazımatlarıyla içine alıp feza denizinde kemâl-i muvazene ve nizamla gezdiren ve güneş etrafında seyahat eden muhteşem ve musahhar bir sefine-i Rabbâniyedir.
Sonra sahifelerine bakar, görür ki: Bablarındaki herbir sahifesi, binler âyâtıyla arzın Rabbini tanıttırıyor. Umumunu okumak için vakit bulamadığından, yalnız birtek sahife olan zîhayatın bahar faslında icad ve idaresine bakar, müşahede eder ki:
Yüz bin envaın hadsiz efradlarının suretleri, basit bir maddeden gayet muntazam açılıyor ve gayet rahîmâne terbiye ediliyor ve gayet mu’cizâne bir kısmının tohumlarına kanatçıklar verip, onları uçurmak suretiyle neşrettiriliyor.
Ve gayet müdebbirâne idare olunuyor ve gayet müşfikâne iaşe ve it’am ediliyor ve gayet rahîmâne ve rezzâkâne hadsiz ve çeşit çeşit ve lezzetli ve tatlı rızıkları, hiçten ve kuru topraktan ve birbirinin misli ve farkları pek az ve kemik gibi köklerden, çekirdeklerden, su katrelerinden yetiştiriliyor.
Her bahara, bir vagon gibi, hazine-i gaybdan yüz bin nevi et’ime ve levazımat, kemâl-i intizamla yüklenip zîhayata gönderiliyor.
Ve bilhassa o erzak paketleri içinde yavrulara gönderilen süt konserveleri ve validelerinin şefkatli sinelerinde asılan şekerli süt tulumbacıklarını göndermek, o kadar şefkat ve merhamet ve hikmet içinde görünüyor ki, bilbedahe bir Rahmân-ı Rahîmin gayet müşfikane ve mürebbiyâne bir cilve-i rahmeti ve ihsanı olduğunu ispat eder. (Şualar, Ayet-ül Kübra)
Bediüzzaman Said Nursi
LÜGAT:
Arz : Dünya
Âyât : Âyetler, Deliller
Bab : Kitabın Bölümü
Beyan Etmek : Açıklamak
Burhan : Güçlü Delil, Sarsılmaz Kanıt
Cevv : Hava, Gök Boşluğu
Cihet : Şekil, Yön
Efrad : Fertler, Bireyler
Envâ : Neviler, Türler
Erzak : Rızıklar
Fasl : Mevsim
Feza : Uzay
Fıkra : Parça, Kısım
Gayet : Son Derece
Hadsiz : Sınırsız
Haşr-İ Âzam : Öldükten Sonra Âhirette Tekrar Diriltilip Allah’ın Huzurunda Toplanma
Havale Edilmek : Gönderilmek, Bırakılmak
Husul : Meydana Gelme, Ortaya Çıkma
İaşe : Besleme, Yedirip İçirme
İcad : Var Etme, Yaratma
İhtar : Hatırlatma
İktifa : Yetinme
İt’am Etmek : Yedirmek
İzah Etmek : Açıklamak
Kemâl-İ Muvazene : Tam Ve Kusursuz Ölçü, Denge
Küre-İ Arz : Yerküre, Dünya
Levâzımât : Gerekli Olan Şeyler
Lisan-I Hâl : Hâl Ve Durumun İfade Edişi
Meczup : Cezbeye Kapılmış, Kendinden Geçmiş
Medar : Sebep, Vesile, Eksen, Yörünge
Mertebe-İ Tevhid : Allah’ın Bir Olduğunu Gösteren Mertebe
Mezkûr : Adı Geçen
Misl : Benzer
Mu’cizane : Mu’cizeli Bir Şekilde
Muhtasar : Kısa, Özet
Muntazam : Düzenli, İntizamlı
Musahhar : Boyun Eğdirilmiş, Emre Verilmiş
Müdebbirâne : Tedbirli Bir Şekilde, Herşeyi Önceden Düşünerek
Müşahedat : Gözlemler
Müşahede Etmek : Seyretmek, Gözlemlemek
Müşfikane : Şefkatli Bir Şekilde
Mütefekkir : Düşünen, Tefekkür Eden
Neşrettirmek : Yaymak, Yaydırmak
Nizam : Düzen
Rab : Herbir Varlığa Yaratılış Gayelerine Ulaşmaları İçin Muhtaç Olduğu Şeyleri Veren, Onları Terbiye Edip İdaresi Ve Egemenliği Altında Bulunduran Allah
Rahîmâne : Merhametli Bir Şekilde
Rezzâkane : Muhtaç Olanlara Rızıklarını Vererek
Risale : Mektup, Küçük Çaplı Kitap; Risale-İ Nur Külliyatından Her Bir Bölüm
Sefine-İ Rabbâniye : Herşeyi Terbiye Ve İdare Eden Allah’ın Bir Gemi Gibi Yaratarak Uzayda Gezdirdiği Dünya
Seyahat-İ Fikriye : Düşünceye Yapılan Yolculuk
Suret : Biçim, Şekil
Tafsil : Ayrıntı, Detaylı Açıklama
Umum : Bütün, Genel
Zîhayat : Canlı, Hayat Sahibi
 

harp

Well-known member
İnsanlar doğru yolu bulmak için...
01 Mayıs 2011 / 05:00
Günün Ayet-i Kerime meali...

Bismillahirrahmanirrahim
Cenab-ı Hak, Bakara Sûresinin 186. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst