Cevap: Risale Açıklamalı 10.yirminci mektup
Katiyen (kesinlikle) bil ki, hilkatin (yaradılışın) en yüksek gayesi (amacı) ve fıtratın (doğuştan gelen özelliğin) en yüce neticesi, iman-ı billâhtır (Allah'a imandır). Ve insaniyetin en âli (üstün, yüce) mertebesi (derecesi) ve beşeriyetin (insanlığın) en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır (Allah'ı bilme, tanımadır). Cin ve insin (insanın) en parlak saadeti (mutluluğu) ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır (Cenab-ı Hakk'a karşı beslenen ihlâslı sevgidir). Ve ruh-u beşer (insan ruhu) için en hâlis (saf, duru) sürur (sevinç) ve kalb-i insan (insan kalbi) için en sâfi (temiz, saf) sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir (ruhun aldığı lezzettir).
Evet, bütün hakikî (gerçek) saadet (mutluluk) ve hâlis (saf) sürur (sevinç) ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra (nurlara), esrara (sırlara), ya bilkuvve (kabiliyet olarak) veya bilfiil (fiilen) mazhardır (sahip olur, şereflenir). Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete (sıkıntıya), âlâma (acılara) ve evhama (kuruntulara) mânen ve maddeten müptelâ (tutulmuş) olur.
Evet, şu perişan dünyada, âvâre (başıboş, şaşkın) nev-i beşer (insan türü) içinde, semeresiz (meyvesiz) bir hayatta, sahipsiz, hâmisiz (koruyucusuz, himayesiz) bir surette, âciz (güçsüz), miskin (zavallı) bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte bu âvâre nev-i beşer içinde, bu perişan, fâni (geçici) dünyada, insan sahibini tanımazsa, mâlikini (sahibini) bulmazsa, ne kadar biçare sergerdan (şaşkın) olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder (sığınır), kudretine istinad eder (dayanır). O vahşetgâh (korkutucu bir yer olan) dünya, bir tenezzühgâha (gezinti yerine) döner ve bir ticaretgâh (ticaret yeri) olur.