Mevt (Ölüm) Nedir?Hakikatı Nedir?

ademyakup

Talebe
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi (yaşamayı)ağırlaştıran birçok esbab (sebep)vardır ki, mevti(ölümü), hayatın pek fevkinde nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap(sıkıntı,acı) veren pek ihtiyar olmuş peder(baba) ve validenle(annenle) beraber, ceddin(deden ninen) cedleri(dedenin annesi babası), sefalet-i halleriyle(perişan halleriyle) senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet(azap), mevt(ölüm) ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi (soğukluğu) içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.
 

ademyakup

Talebe
Dördüncüsü: Nevm,(uyku) nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir-hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin(uykunun) büyük kardeşi olan mevt(ölüm) dahi, musibetzedelere(belaya düşenlere) ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir.

Amma ehl-i dalâlet(inkarcılar) için, müteaddit Sözlerde katî ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir.
 

ademyakup

Talebe
El-Bais

"Kıyametten sonra ölüleri tekrar dirilten.”
“Peygamber gönderen; ölü kalpleri hidayetle dirilten.”
“Nasıl oluyor da Allah’ı inkâr ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Bakara Sûresi, 2/28)
Bâis ismi için İmam Gazâlî Hazretleri, “ikinci bir inşa ile ölüleri dirilten” mânâsı verir. Bu mânâ, aklımıza şöyle bir tefekkür levhası açar:
Ölü elementleri bir araya getirip insan bedeni haline koyan Allah, ruhun bedenden ayrılmasıyla ölümü tattırdığı insana, ahiret âlemine münasip bir ceset giydirerek, yeniden dirilişi tattıracak ve böylece insan, Cennet yahut Cehennemle son bulacak olan ikinci bir yolculuğa başlamış olacaktır.
Ruhun hayatı devamlıdır. Bedenden ayrılması, onun hayatında bir noksanlık meydana getirmez. Buna göre, Bâis ismine, ‘ölüleri dirilten’ diye mânâ verdiğimizde, cesetlerin yeniden hayata kavuşmasını kastederiz.
Allah, akıllara durgunluk veren diriliş mucizesiyle, Bâis ismini tecelli ettirecektir.
Ba’s, yani öldükten sonra diriliş, gerçekte ‘kabir âleminden mahşere çıkış’ demektir. Doğum, ana rahminden dünyaya gelişin ismi, ölüm dünyadan kabre göçüşün ismi olduğu gibi, ba’s da kabirden mahşere çıkışın ismidir.
Gerçekte, ömrümüzün her safhası bir diriliştir. Ana rahminde nutfeden alâka safhasına geçen bir beden için, nutfe safhası ölmüş, yeni bir devre başlamıştır. Tavırdan tavıra geçerek dokuz ay devam eden bu yolculuk, dünyaya çıkışla yeni bir devreye girer.
Ölümle bu safhaya son verildiği gibi, ba’s ile de kabir hayatı son bulur. Yani, “ba’s” kabir hayatının sona ermesi, mahşer ve hesap safhasının ise başlaması demektir.
Buna göre, Bâis ismine, “Kabir âlemindeki ruhların bir anda ceset giyerek ahiret âlemine doğuşları, haşir meydanına çıkışları” şeklinde mânâ verebiliriz.
Dirilişle ilgili bir âyet-i kerîme:
“İnsan der ki: Ben öldüğüm zaman mı tekrar diri olarak çıkarılacağım? İnsan hiç düşünmez mi ki, kendisi önceden hiçbir şey değilken biz yarattık onu.” (Meryem Sûresi, 19/66, 67)
Ve bir hadis-i şerif:
“Şuna da taaccüb olunur ki, her gün, her gece ölüp dirilip dururken ba’si ve nüşûru inkâr eder.”
Nur Külliyatı'nda, uyku için ‘mevtin (ölümün) küçük kardeşi’ denilir. İnsan, his dünyasının şu âlemden çekilmesiyle uykuya geçmiş olur ve kendisine bir başka âlemin kapısı açılır. Artık aynı hisler, bu yeni âlemde vazife görürler.
Rüyasında bir şeyler görüp işitirken, gözleri kapalıdır ve kulağı yanındaki konuşmaları işitemez haldedir.
İşte bu hal, ölüme ve kabir hayatına çok güzel bir misaldir. Uyanma hadisesiyle, his dünyası yeniden dünya hayatıyla ilgilenmeye başlar; bu ise dirilmeye en güzel bir misaldir.
Demek oluyor ki, Allah Resûlünün (a.s.m.) hadis-i şeriflerinde beyan ettikleri gibi, insan her gün hem ölümün hem de dirilmenin misallerini yaşar.
Böyle bir insanın dirilişi inkâr etmesi, gerçekten hayreti muciptir.
Sorularla İslamiyet
 

ademyakup

Talebe
Soru

"Meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayatı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan... Mevt dahi hayat gibi mahluktur, hem bir nimettir." cümlesini nasıl anlamalıyız? Tahvili vücut ile anlatılmak istenen nedir?
Cevap

Değerli Kardeşimiz;


Ölüm kendiliğinden olan ve varlık alemini dağılmaya götüren failsiz bir fiil değildir.
Ölüm, her fiilin sahibi olan Allah’ın kasıtlı ve intizamlı olarak yarattığı bir terhistir, bir mekan değişimidir. Yani hayat nasıl kendiliğinden olmayıp Allah’ın bir sanatı bir fiili ise, ölüm de aynı şekilde kendiliğinden cereyan etmeyen kasıtlı ve planlı bir fiildir; faili de Allah’tır.
Nasıl asker alma dairesi ciddi bir manada çalışma ve gayret isteyip tam manası ile intizam isteyen bir kurum ise, aynı şekilde askere alınan erlerin terhis edilmesi de alınması gibi ciddi gayret ve intizam isteyen bir kurumdur. "Canım bu terhistir, rast gele sal gitsin." diye bir mantık yürütülemez; aynı askere almak kadar ciddi plan ve itina ister. Yoksa kışlanın bütün düzeni allak bullak olur.
Aynı şekilde kainat kışlasında vücuda gelen mevcudat, yani askere alınmak gibi ciddi bir manada varlık sahasına çıkmak için sonsuz ilim ve kudret sıfatlarını nasıl istiyorlarsa, vücutta görevi bitmiş ve asıl vatanına terhis isteyen mahlukatın ölümleri de aynı şekilde sonsuz ilim ve kudrete muhtaçtırlar ve bu sıfatı isterler. Canlıların varlık sahasına çıkması nasıl bir intizam dairesinde oluyor ise, terhisleri hükmünde olan ölümleri de aynı şekilde bir intizam içinde olmak gerekir.
Ölüm hayat kadar intizamlı ve hikmetli bir fiil olduğu için, aynı hayat gibi tevhide işaret ve delalet ediyor. Ölümün zahiren bir zeval ve bozulmak olması onu rastgele ve tesadüfi yapmaz. Nasıl askere alma dairesi ve çalışanları varsa aynı şekilde askeri gönderme dairesi ve onun da çalışanları vardır. Hayat, askere almak ölüm ise terhis etmektir; her ikisi de vücudi birer fiillerdir. Malum "fiil failsiz olmaz", öyle ise ölüm fiili de failsiz olmaz.
Hayat, nasıl sanat ve eserleri gün yüzüne çıkarıp nazarlara takdim ediyor ise, ölüm de bu eserleri ve sanatları mazi odasına arşivleyip külli bir delil kütüphanesine çeviriyor. Mazi insanlık için büyük bir kaynak ve büyük bir ispat malzemesi haline dönüşüyor. Mesela, altı bin yılda altı bin bahar ve kış mevsimi mazi arşivinde istif edilmiş muntazır bekliyor. Bunların hepsi vukuattır, Allah’ın isim ve sıfatlarının mühürleri ve belgeleri hükmündedir. İtiraz eden oldu mu mazi arşivinden çıkar muterizin gözüne sok.
Ölüm, bir halin bitip yeni bir halin başlamasıdır. Mesela, elma mideye girdiği zaman bir hali yani elma olma hali bitmiş yeni ikinci bir hal başlamıştır. İkinci hal bir terakki ve tekemmüldür, bitki olma makamından insanın bedeninde bir hücre ve vitamin olma makamına erişmiştir. Ölümün tahvili vücut olması bu anlamdadır. İnsan öldüğü zaman yeni bir ukba hayatına yelken açıyor, bu da insanın tahvili vücududur.


Selam ve dua ile...
Sorularla Risale Editör
 

memluk

Hatim Sorumlusu
Allahım, bizi saadet, selâmet, Kur'ân ve İmân ehlinden eyle. âmin.
Allahım, Efendimiz Muhammed'e, onun âl ve ashâbına, indiği günden itibâren tâ kıyâmete kadar, onu okuyan her okuyucunun her kelimesini okuması esnâsında Allah'ın izniyle hava dalgalarının aynasına yansıyan bütün Kur'ân kelimelerinin bütün harfleri adedince salât ve selâm eyle. Bize, anne ve babamıza, erkek ve kadın bütün müminlere bu salavâtlar adedince merhamet et. Bunu rahmetinle yap, ey merhametlilerin en merhametlisi! Duâmızı kabul buyur. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

İnsan-ı mü'mine nur-u İmân ile gösterir ki,

mevt idâm değil, tebdil-i mekândır;

kabir ise, zulümâtlı bir kuyu ağzı değil, nurâniyetli âlemlerin kapısıdır.

Dünya ise, bütün şâşaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir.

Elbette, zindân-ı dünyadan bostân-ı cinâna çıkmak

ve müz'ic(SIKINTILI) dağdağa-i hayat-ı cismâniyeden(CİSMANİ HAYAT OLAN DÜNYANIN KORKULARINDAN) âlem-i rahata ve meydan-ı tayerân-ı ervâha(RUHLARIN GEZDİĞİ MEYDANA) geçmek

ve mahlûkatın sıkıntılı gürültüsünden sıyrılıp huzûr-u Rahmân'a gitmek, bin can ile arzu edilir bir seyahattir, belki bir saadettir.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=177&a=mevt

ölüme böyle bir bakışla bakan abimiz inşallah rahmanın huzurunda cenneteki yerini seyrediyorsun ..
 

nakkaþ

Active member
İ'lem eyyühe'l-aziz! Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar. Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa, onlar istikzarla ikrah edeceklerdir.
Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan'da hayattadır diye ziyaretine bir dâvet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh, İncil'de "Ahmed," Tevrat'ta "Ahyed," Kur'ân'da "Muhammed" ismiyle müsemmâ iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmed'lerle muhat olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatâdır. M.N
 

nakkaþ

Active member
Bu konuda da yazacaklarımız bu kadar..hakikati fark ettirebildikse ve anladıksa eğer..yeter.

Maşallah vedat kardeşim...
sen o hakikati kavramışsın...
biz ne zaman kavrayacağız bilmem..
sen gittin zahmetten kurtuldun.....
Allah bize yardım etsin.....

Ve o iki tılsım ise,
Cenâb-ı Hakka İmân ve âhirete imândır.
Evet, şu kudsî tılsım ile ölüm,
insan-ı mü'mini zindan-ı dünyadan
bostan-ı Cinâna, huzur-u Rahmâna
götüren bir musahhar at ve burak sûretini alır.
Onun içindir ki,
ölümün hakikatini gören
kâmil insanlar,
ölümü sevmişler.
Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler
.
Sözler
 

nakkaþ

Active member
Mevte, ecele dost bakarım, sen gibi korkmam.
Kabre gülerekten girerim, sen gibi ürkmem.


Ejder ağzı, vahşet yatağı, hiçlik boğazı-sen gibi görmem.
Ahbaba kavuşturur beni, kabirden darılmam, sen gibi kızmam.


Rahmet kapısı, nur kapısı, hak kapısı; ondan sıkılmam, geri çekilmem.
"Bismillâh" diyerek çalıyorum; Haşiye 1 arkama bakmam, dehşet de almam.


"Elhamdülillâh" diyerek rahat bulup yatacağım; zahmeti çekmem, vahşette kalmam.
"Allahü ekber" diyerek ezan-ı haşri işitip kalkacağım; Haşiye 2 mahşer-i ekberden çekinmem, mescid-i âzamdan çekilmem.


Lûtf-u Yezdân, nur-u Kur'ân, feyz-i İmân sâyesinde hiç üzülmem.
Durmayıp koşacağım, Arş-ı Rahmân zılline uçacağım, sen gibi şaşmam inşaallah.


Haşiye 1: Eyvah diyerek kaçmıyorum.
Haşiye 2: İsrâfil'in ezanını fecr-i haşirde işitip "Allahü ekber" diyerek kalkacağım. Salât-ı Kübrâdan çekilmem. Mecmâ-ı Ekberden çekinmem.

http://www.risaleara.com/oku.asp?id=179&a=mevt

Ölümden ürküp,
kabirden korkup,
başını çevirme;
merdâne kabre bak,
dinle ne talep eder.
Erkekçesine ölümün
yüzüne gül;
bak, ne ister
...sözler
 

nakkaþ

Active member
Evin bir odasından yer değiştirerek diğer odaya geçmektir..manası vardır.

Dikkat edelim..ilk odadaki aynen ikinciyi odaya geçiyor.

ilk odanın şartlarında madde vardı.ikinci odanın şartlarında madde olmadığına göre.

yer değiştiren kim?

Elbette insan derken akla gelen Ruhdur.

Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi,
dünyanın bin sene mesudâne hayatı,
bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının;
ve o Cennet hayatının dahi bin senesi,
bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen
bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine
ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.
Müptelâ ve meftun ve müştak olduğunuz
mecazî mahbuplarda
ve bütün mevcudat-ı dünyeviyedeki hüsün
ve cemal, Onun cilve-i cemâlinin
ve hüsn-ü esmâsının bir nevi gölgesi;
ve bütün Cennet, bütün letâfetiyle,
bir cilve-i rahmeti; ve bütün iştiyaklar
ve muhabbetler ve incizaplar
ve câzibeler, bir lem'a-i muhabbeti olan bir Mâbud-u Lemyezelin,
bir Mahbub-u Lâyezâlin daire-i huzuruna gidiyorsunuz.
Ve ziyafetgâh-ı ebedîsi olan Cennete çağırılıyorsunuz.
Öyleyse, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz.

Hem şu kelime şöyle müjde veriyor, diyor ki:
Ey insan!
Fenâya,
ademe,
hiçliğe,
zulümata,
nisyana,
çürümeye,
dağılmaya
ve kesrette boğulmaya
gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz.
Siz fenâya değil,
bekaya gidiyorsunuz.
Ademe değil, vücud-u daimîye sevk olunuyorsunuz.
Zulümata değil, âlem-i nura giriyorsunuz.
Sahip ve Mâlik-i Hakikînin tarafına gidiyorsunuz.
Ve Sultan-ı Ezelinin payitahtına dönüyorsunuz
Kesrette boğulmaya değil,
vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz.
Firaka değil, visale müteveccihsiniz.
20 mektup
 

nakkaþ

Active member
Kabir var; hiç kimse inkâr edemez.
Herkes, ister istemez oraya girecek.
Ve oraya girmek için de,
üç tarzda,
üç yoldan
başka yol yok.

Birinci yol: O kabir, ehl-i İmân için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır.

İkinci yol: Âhireti tasdik eden,
fakat sefâhet ve dalâlette gidenlere
bir haps-i ebedî ve bütün dostlarından bir tecrid içinde bir haps-i münferit,
yalnız başına bir hapis kapısıdır. Öyle gördüğü ve itikad ettiği;
ve inandığı gibi hareket etmediği için, öyle muâmele görecek

Üçüncü yol: Âhirete inanmayan ehl-i inkâr
ve dalâlet için bir idâm-ı ebedî kapısı,
yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idâm edecek bir darağacıdır.
Öyle bildiği için, cezası olarak aynını görecek
Bu iki şık bedihîdir, delil istemiyor, göz ile görünür.

sözler
 
Üst