Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır
Kâdı İyâzın Şifâ-i Şerîfinde, şöyle bir kıssa anlatılır: Horasan emirlerinden bir zât, vefatından sonra rüyâda görülür. Kendisine,Allah sana nasıl muâmelede bulundu? diye sorulur.
O da, Allah beni bağışladı. Bana bağışlama muamelesinde bulundu diye cevap verir. Bunun üzerine, Allah hangi amelinden ötürü seni bağışladı? diye sorulur. O da, Amelimden ötürü değil; niyetimden ötürü Allah beni bağışladı. der ve bunun mânâsını şöyle anlatır: Bir gün başlarında bulunduğum ordumu teftiş etmek üzere bir tepenin üstüne çıkmıştım. Ordumun çokluğunu ve ne dersem yapacakları bir durumda olduklarını görünce kibirlenmek ve gururlanmak yerine içimden şunu geçirdim: Keşke, bu ordumla birlikte Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla Onu korusaydım ve Ona yardımcı olsaydım. İşte Allah, beni bu niyetimden ötürü bağışladı. Bundan anlaşılıyor ki, hadîs-i şerîfin ifade ettiği Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. (Tirmizî, zühd, 17) hükmü, gerçekten çok parlak bir hakikattir. Bu hakikat elbetteki günümüzde de geçerliliğini devam ettirmektedir. Yeter ki, tevhid hakikatinin bütün gönülleri fethetmesi adına yüce bir himmete ve geniş bir niyete sahip olalım.
Mutlu olmak için
Mutlu olmak için ev, araba vb. şeylere gerek yok. Mutluluk yanı başımızda. Bir düşünün çocukluğumuzu. Babamız 1 kilo portakal getirdiğinde nasıl mutlu oluyorduk. Birkaçının kabuğunu da büyük bir keyifle sobanın üstüne koyardı. Mutlu olmak için bahaneler üretmezdik. Mutlu olabiliyorduk. Poşetler dolusu alışveriş hayatımıza 1 kg. portakalın verdiği o eski mutluluğu vermiyorsa bizde bir problem var demektir. Eski bakkallar bizden biriydi. Şimdi muhatabımız digital fiyat bildirgeleri, kasiyerler, alışveriş arabaları ve kredi kartları. Evvelden Bereket versin! sözü vardı. Şimdi ise onun yerini Şuraya bir imza ya da limitiniz dolmuş aldı.
Kâdı İyâzın Şifâ-i Şerîfinde, şöyle bir kıssa anlatılır: Horasan emirlerinden bir zât, vefatından sonra rüyâda görülür. Kendisine,Allah sana nasıl muâmelede bulundu? diye sorulur.
O da, Allah beni bağışladı. Bana bağışlama muamelesinde bulundu diye cevap verir. Bunun üzerine, Allah hangi amelinden ötürü seni bağışladı? diye sorulur. O da, Amelimden ötürü değil; niyetimden ötürü Allah beni bağışladı. der ve bunun mânâsını şöyle anlatır: Bir gün başlarında bulunduğum ordumu teftiş etmek üzere bir tepenin üstüne çıkmıştım. Ordumun çokluğunu ve ne dersem yapacakları bir durumda olduklarını görünce kibirlenmek ve gururlanmak yerine içimden şunu geçirdim: Keşke, bu ordumla birlikte Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla Onu korusaydım ve Ona yardımcı olsaydım. İşte Allah, beni bu niyetimden ötürü bağışladı. Bundan anlaşılıyor ki, hadîs-i şerîfin ifade ettiği Müminin niyeti amelinden hayırlıdır. (Tirmizî, zühd, 17) hükmü, gerçekten çok parlak bir hakikattir. Bu hakikat elbetteki günümüzde de geçerliliğini devam ettirmektedir. Yeter ki, tevhid hakikatinin bütün gönülleri fethetmesi adına yüce bir himmete ve geniş bir niyete sahip olalım.
Mutlu olmak için
Mutlu olmak için ev, araba vb. şeylere gerek yok. Mutluluk yanı başımızda. Bir düşünün çocukluğumuzu. Babamız 1 kilo portakal getirdiğinde nasıl mutlu oluyorduk. Birkaçının kabuğunu da büyük bir keyifle sobanın üstüne koyardı. Mutlu olmak için bahaneler üretmezdik. Mutlu olabiliyorduk. Poşetler dolusu alışveriş hayatımıza 1 kg. portakalın verdiği o eski mutluluğu vermiyorsa bizde bir problem var demektir. Eski bakkallar bizden biriydi. Şimdi muhatabımız digital fiyat bildirgeleri, kasiyerler, alışveriş arabaları ve kredi kartları. Evvelden Bereket versin! sözü vardı. Şimdi ise onun yerini Şuraya bir imza ya da limitiniz dolmuş aldı.