Hz. Mevlâna deyince, insan aklına "sevgi çağlayanı, aşk denizi" geliyor.
Aşkın okyanusuna dalabilmiş ve damlasını okyanusla bütünleştirebilmiş,
sırlar dünyasından nice hikmetler devşirebilmiş mutlu insanlardan biri
beliriyor gözümüzün önünde.
Şöyle diyor o: "Ben kalbin penceresine defalarca kulağımı koydum; çok söz
işittim, fakat iki dudak görmedim." Demek ki aşk, dudaksız konuşuyor, gözsüz
görüyor. Aşkın sözlerini kulak değil de gönül işitiyor.
Aşkın okyanusuna dalabilmiş ve damlasını okyanusla bütünleştirebilmiş,
sırlar dünyasından nice hikmetler devşirebilmiş mutlu insanlardan biri
beliriyor gözümüzün önünde.
Şöyle diyor o: "Ben kalbin penceresine defalarca kulağımı koydum; çok söz
işittim, fakat iki dudak görmedim." Demek ki aşk, dudaksız konuşuyor, gözsüz
görüyor. Aşkın sözlerini kulak değil de gönül işitiyor.
Sevgili dostlar, birlikte düşünelim mi?
Niçin bunalıyoruz, karanlıklarda kalıyoruz? Niçin sevemiyoruz? Ten
sevgisinin kanlı denizinde boğulurken, can sevgisinin kat kat göklerinde
niçin kanat çırpamıyoruz? Ten sevgisini sonsuza kadar götürebilmiş bir
babayiğit var mıdır? En son toprak yutmamış mıdır bu sevgiyi?
Niçin bunalıyoruz, karanlıklarda kalıyoruz? Niçin sevemiyoruz? Ten
sevgisinin kanlı denizinde boğulurken, can sevgisinin kat kat göklerinde
niçin kanat çırpamıyoruz? Ten sevgisini sonsuza kadar götürebilmiş bir
babayiğit var mıdır? En son toprak yutmamış mıdır bu sevgiyi?
Bir örnekleme yaparak bir yere gelmek istiyorum. Mısra mısra şiir düşününüz.
Şiirin baş mısrasından bir şiir akımı (ceyran) veriyoruz. Ceyran yürüyor
kelimeler boyunca ve fakat bir kelimeye geliyor ki, ordan öteye artık ceyran
geçmiyor. (Bazan ta baştan da olabiliyor) Ondan sonrası karanlığa boğuluyor;
ahenk, musıkî güme gidiyor.
Şiirin baş mısrasından bir şiir akımı (ceyran) veriyoruz. Ceyran yürüyor
kelimeler boyunca ve fakat bir kelimeye geliyor ki, ordan öteye artık ceyran
geçmiyor. (Bazan ta baştan da olabiliyor) Ondan sonrası karanlığa boğuluyor;
ahenk, musıkî güme gidiyor.
Neden? O aradaki kelime şiir iletkeni değil de
ondan. O kelime şiirle test edilmemiş veya ona uygun mayadan değil, şiir
mayası bozuk, başka bir alemin habercisi. Belki o kelimeyle roman, hikaye,
masal yazılabilir; ama şiir yazılamıyor, çünkü duyguyu, coşkuyu, ritmi,
ahengi iletmiyor, ruhu buna elverişli değil. Gönlün derinliklerinde
soluklanmamış, Yusuf'un kuyusundan kana kana su içmemiş, Bedr'in aslanlarına
seslenmemiş, bir yetimin başını okşamamış kelimelerden şiir yazılmıyor,
yazılamıyor. Bunun için şiir, medeniyetin çocuğudur.
ondan. O kelime şiirle test edilmemiş veya ona uygun mayadan değil, şiir
mayası bozuk, başka bir alemin habercisi. Belki o kelimeyle roman, hikaye,
masal yazılabilir; ama şiir yazılamıyor, çünkü duyguyu, coşkuyu, ritmi,
ahengi iletmiyor, ruhu buna elverişli değil. Gönlün derinliklerinde
soluklanmamış, Yusuf'un kuyusundan kana kana su içmemiş, Bedr'in aslanlarına
seslenmemiş, bir yetimin başını okşamamış kelimelerden şiir yazılmıyor,
yazılamıyor. Bunun için şiir, medeniyetin çocuğudur.
Hayatımız da bir şiirin mısraları, kelimeleri gibi değil midir? Evdeyiz, işe
gidiyoruz, sokağa çıkıyoruz, seviniyoruz, üzülüyoruz; kavga ediyoruz,
barışıyoruz...
gidiyoruz, sokağa çıkıyoruz, seviniyoruz, üzülüyoruz; kavga ediyoruz,
barışıyoruz...
Hayatımızı "hayat-diri" kılan, "Hay" ismiyle hayatı yaratan
(c.c)
(cc)'ın nurudur. Çünkü, "O, yerlerin ve göklerin nurudur." O nuru bize
diniyle, dinini kitabıyla ve sevgili Peygamberiyle insanlığa yansıtmaktadır.
Bu nuru (ceyranı) hayatımızın ilk satırından (mısra) veriyoruz, veriyorlar.
Nur ilerliyor ve son noktaya kadar (ölüm) hiçbir yerde tıkanmıyor. İşte bu
ebediyyen mutlu bir hayattır, bu hayat gönülleri coşturan bir şiir gibidir.
Fakat nur bir yerden sonra daha ilerleyemiyor, tıkanıyor.
(cc)'ın nurudur. Çünkü, "O, yerlerin ve göklerin nurudur." O nuru bize
diniyle, dinini kitabıyla ve sevgili Peygamberiyle insanlığa yansıtmaktadır.
Bu nuru (ceyranı) hayatımızın ilk satırından (mısra) veriyoruz, veriyorlar.
Nur ilerliyor ve son noktaya kadar (ölüm) hiçbir yerde tıkanmıyor. İşte bu
ebediyyen mutlu bir hayattır, bu hayat gönülleri coşturan bir şiir gibidir.
Fakat nur bir yerden sonra daha ilerleyemiyor, tıkanıyor.
Hayatımızın o
arasına sıkıştırdığımız bir "hayat parçası" (haram veya küfür), nuru
iletmeyen bir şeyden oluşmuş. Hz. Mevlâna, "Herkese sevgiyle bak ki
erisinler; çünkü onlar donmuşlardır" buyuruyor. Demek ki orada, nuru
iletmeyen ve ondan sonraki hayatı karanlıklara boğan bir "şey" vardır. Eğer
bu eritilmezse, değiştirilmezse bütün hayat helâk olup gidecek, hatta
"öte"de karanlıklara boğulacak.
arasına sıkıştırdığımız bir "hayat parçası" (haram veya küfür), nuru
iletmeyen bir şeyden oluşmuş. Hz. Mevlâna, "Herkese sevgiyle bak ki
erisinler; çünkü onlar donmuşlardır" buyuruyor. Demek ki orada, nuru
iletmeyen ve ondan sonraki hayatı karanlıklara boğan bir "şey" vardır. Eğer
bu eritilmezse, değiştirilmezse bütün hayat helâk olup gidecek, hatta
"öte"de karanlıklara boğulacak.
bir kablo gibi düşünülebilir. Bu durum da bütün alemi aydınlatır, ama bu
kablonun bir yerine bir-iki santim iletken olmayan bir madde koyarsanız
dünya karanlık olur.
Sevgiye muhtacız; Din'e, Kur'an'a, Peygamber'e muhtacız.
Sevgi güneşi, aşk radarı mı olmak istiyoruz? Ağlamak ya da tebessüm etmek mi
istiyoruz? Mutlu olmak mı istiyoruz?
istiyoruz? Mutlu olmak mı istiyoruz?
Kur'an-ı Kerim okuyalım. Kendimizi tanımak, sevmek, hoş görmek, düşünmek,
akletmek, fikretmek, zikretmek; kul olmak, aydınlanmak, adil olmak mı
istiyoruz? Özetle insan olmak mı istiyoruz? Kur'an-ı Kerim okuyalım, derim;
çünkü o, hayatımıza akıtılan ceyrandır, nurdur.
akletmek, fikretmek, zikretmek; kul olmak, aydınlanmak, adil olmak mı
istiyoruz? Özetle insan olmak mı istiyoruz? Kur'an-ı Kerim okuyalım, derim;
çünkü o, hayatımıza akıtılan ceyrandır, nurdur.
Son söz de Mevlâna'nın olsun:
"Aşk, üstünlükte, bilgide, defterde, kitapta değildir. O öyle bir nur
ağacıdır ki, dalları ezelde, kökleri ebeddedir. Bu ağaç ne arşa dayanır, ne
de yeryüzüne, bu ağacın gövdesi de yoktur. Sende fani güzellere dair bir
iştiyak (arzu), özlem var ya... Bil ki bu iştiyak senin için bir puttur."
Put, aşk ceyranını iletmediği için lânetlenmiştir. Kendinde mutluluk ışığı
göremiyorsan, içindeki putları devir, İbrahim gibi ol! Rabbine kul olan
hangi insan mutsuz olmuştur ki? Bana gösterebilir misin?
"Aşk, üstünlükte, bilgide, defterde, kitapta değildir. O öyle bir nur
ağacıdır ki, dalları ezelde, kökleri ebeddedir. Bu ağaç ne arşa dayanır, ne
de yeryüzüne, bu ağacın gövdesi de yoktur. Sende fani güzellere dair bir
iştiyak (arzu), özlem var ya... Bil ki bu iştiyak senin için bir puttur."
Put, aşk ceyranını iletmediği için lânetlenmiştir. Kendinde mutluluk ışığı
göremiyorsan, içindeki putları devir, İbrahim gibi ol! Rabbine kul olan
hangi insan mutsuz olmuştur ki? Bana gösterebilir misin?
alıntı