Mutluluk Ne Evlilikte, Ne Bekarlıkta...

Huseyni

Müdavim
Mutluluk ne evlilikte, ne bekârlıkta…​

Eğer, “Eh, artık okulu bitirdim, askerliğimi yaptım, aile geçindirecek bir iş kurdum veya buldum!” diyebiliyorsanız, daha fazla ertelemeyin, evliliğe merhaba diyebilirsiniz…

Aday hakkında bir düşünün, bin araştırın. Çünkü, evlilik sonsuza kadar devam edecek bir hayat arkadaşlığıdır. Doğru, sağlıklı evlilik yaparsanız, hem dünyanızı, hem ahiretinizi kurtarırsınız. Yanlış evlilik, her iki hayatınızı da tehlikeye atabilir.

Siz nasıl zaaflarınızı, eksiklerinizi, kusurlarınızı örtüyorsanız, karşınızdaki de öyle yapıyor. Eskiden evlilik ve aile hakkında sıkça şu hoş cümleleri işitirdik:

-“Evlilik hayatı kolaylaştırır, rızkı bollaştırır.

-Mutluluğu bulmak için değil, paylaşmak için evlenilir...

-Her şey güzel, aile hayatı en güzel.

-Aile, kralların bile giremediği bir kaledir.

-Toplumun özü aile; ailenin gözü baba, kulağı anne, gözbebeği çocuklardır.

-Aileyi ihya eden, toplumu ihya eder.

-Bir memleketi, para-pul değil, aile yükseltir.

-Kız anne, erkek baba olunca kemale erer.

-Bütün trajediler ölümle biter; bütün komediler evlilikle. (Byron)

-Sizin hayırlı olanınız, aile efradına hayırlı olanınızdır. (Hadis-i Şerif)

-Aile, Hz. Adem (as) ile Hz. Havva’nın nikâhları Cennette oluşan mukaddes bir yuvadır.

-Aile, mü’minin cennet hayatıdır.

-Nikâhta keramet, keramette bereket vardır.

-Evlilik mutluluktur!

-Evleniyoruz, mutluyuz!

Kültürümüzde evliliğin ana sebepleri şöyle sıralanır:

*Kendini (Nefsini),

*Neslini,

*Sağlığını

*Dinini yaşamak ve korumak için evlenilir…

Şöyle de özetlenebilir: Huzur ve mutluluk için. Zaten hepimiz bu sihirli mefhumların peşindeyiz. Ne var ki, pek azımız bunun sağlıklı ve metin bir aile yuvasından geçtiğini bilir.

Mutluluk evlilikte değildir. Mutluluk bekârlıkta da değildir.

Mutluluk zenginlikte değildir. Fakirlikte de değildir.

Mutluluk güzellikte değildir, yakışıklılıkta da değildir.

Mutluluk ayrı yaşamakta değildir, boşanmakta da değildir.

Huzur ve mutluluğun sebeplerinden birisi dengeli ve sağlıklı bir evlilik yapmak;

*Sorumluluklarını bilmek,

*Vazifelerini yerine getirmek,

*Biribirinin haklarına saygılı olmaktır.

Düşünceleriniz kültürümüzün bu hakikatleriyle yoğrulmuş, aile müessesesine bu zaviyeden yaklaşıyorsanız, şartlarını oluşturmuşsanız; evlilik hazırlıklarına başlayabilirsiniz!

Ancak, “İlla eşim şu olmalı!” diye diretmemelisiniz. Hakkınızda hayırlısı kim ise, onun olmasını talep ediniz…
Ali FERŞADOĞLU
06.05.2009​
 

Nurist

Well-known member
ALLAH razı olsun değerli Huseyni

Güzel dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur Suresi: 32)

"Bu dünya hizmet yeridir. Ücret ve mükafat yeri değildir."


Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.

Haram yiyen bir kişi bu durumundan ötürü hesaba çekileceği gibi, böyle birinin başkasının kızına ve ondan doğacak çocuklara haram yedirmesi de haramdır. İşte bu durumda olan bir kişinin evlenmesi bir kısım ulemaya göre en azından tahrimen mekruh sayılmıştır. Kişinin mali imkânı var ve zina korkusu yoksa onun evlenmesi sünnettir. Zinaya düşme ihtimali olan kişinin evlenmesi ise farzdır. Bu itibarla evliliğin hükmü şahısların durumuna göre değişmektedir.

Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir ve Hz. Mesih ve Hz. Yahya gibi imana hizmet eden, ahlaksızlığa sapmamış, daha tertemiz bir hayli bekâr vardır. Evet, bu mevzu şahıslara göre değişmektedir. Mutlak bir şey söylemek oldukça zordur. Kimisi evlenmeden âlâ-i illiyyine çıkar, kimisi evlenerek âlâ-i illiyyine çıkar. Kimisi evlenmez esfel-i safiline sukut eder, kimisi evlenir esfel-i safiline sukut eder.

İzdivaç yapan arkadaşlarıma, evlendikten sonra nefsin kadınlara olan alakasının kesilip kesilmediğini, evliliğin bu meseleye bir çare olup olmadığını sormuştum. Onların vermiş olduğu cevaplardan, izdivacın günahlara karşı bir sütre olduğuna/olacağına şahit olmuştum.

Ancak, hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi bereketsizdirler. Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok defa imtizaçsızlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır. Hele bir de, Kur'ân'a inanan ve inanmayan, Resûlullah'ı (sallAllahu aleyhi ve sellem) tanıyan ve tanımayan iki kişi bir araya gelmişse.. evet, aileler arasında inanma ve inanmama açısından zıt düşünceler söz konusu ise, dinî, fikrî sürtüşmeler kaçınılmaz olur ve telâfisi imkânsız uyuşmazlıklar baş gösterir.

"Gayeli izdivaç", enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-mantıkî olan izdivaçtır. Ve evlenmede "maksat" düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise, değişik sıkıntılar söz konusudur. Böyle bir yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk yaşarlar.

Bu meselelerin içine hiç girmeyenlere gelince, bunlar çok fazla bir şey bilmezler. "Böyle başladık gidiyoruz" der ve safiyane yürür, giderler.

Kürsü'den
 

Nurist

Well-known member
ALLAH razı olsun değerli Huseyni

Güzel dinimiz İslam’da bekârlığa yer yoktur. Eğer bir insan sosyal ve ekonomik şartlarını yerine getirmişse, dinen kabul edilecek sağlık vb. gibi meşru bir mazereti de yoksa evlenmemezlik yapamaz. Kişi eğer fakirse, onun evlenmesine yardım etmek de zengin olan Müslümanların üzerine görevdir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer bunlar fakir iseler, Allah kendi lütfu ile onları zenginleştirir. Allah, (lütfu) geniş olan ve (her şeyi) bilendir.” (Nur Suresi: 32)

"Bu dünya hizmet yeridir. Ücret ve mükafat yeri değildir."


Evlenmenin, kişinin durumuna göre farz, mekruh, sünnet, mubah ve haram yönleri vardır. Mesela kişi, geçimsiz biri ise ve dahası ailesine haram yedirecekse böyle bir kimsenin evlenmesi mekruh sayılmıştır.

Haram yiyen bir kişi bu durumundan ötürü hesaba çekileceği gibi, böyle birinin başkasının kızına ve ondan doğacak çocuklara haram yedirmesi de haramdır. İşte bu durumda olan bir kişinin evlenmesi bir kısım ulemaya göre en azından tahrimen mekruh sayılmıştır. Kişinin mali imkânı var ve zina korkusu yoksa onun evlenmesi sünnettir. Zinaya düşme ihtimali olan kişinin evlenmesi ise farzdır. Bu itibarla evliliğin hükmü şahısların durumuna göre değişmektedir.

Hz. Mesih ve Hz. Yahya evlenmemişlerdir ve Hz. Mesih ve Hz. Yahya gibi imana hizmet eden, ahlaksızlığa sapmamış, daha tertemiz bir hayli bekâr vardır. Evet, bu mevzu şahıslara göre değişmektedir. Mutlak bir şey söylemek oldukça zordur. Kimisi evlenmeden âlâ-i illiyyine çıkar, kimisi evlenerek âlâ-i illiyyine çıkar. Kimisi evlenmez esfel-i safiline sukut eder, kimisi evlenir esfel-i safiline sukut eder.

İzdivaç yapan arkadaşlarıma, evlendikten sonra nefsin kadınlara olan alakasının kesilip kesilmediğini, evliliğin bu meseleye bir çare olup olmadığını sormuştum. Onların vermiş olduğu cevaplardan, izdivacın günahlara karşı bir sütre olduğuna/olacağına şahit olmuştum.

Ancak, hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi bereketsizdirler. Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok defa imtizaçsızlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır. Hele bir de, Kur'ân'a inanan ve inanmayan, Resûlullah'ı (sallAllahu aleyhi ve sellem) tanıyan ve tanımayan iki kişi bir araya gelmişse.. evet, aileler arasında inanma ve inanmama açısından zıt düşünceler söz konusu ise, dinî, fikrî sürtüşmeler kaçınılmaz olur ve telâfisi imkânsız uyuşmazlıklar baş gösterir.

"Gayeli izdivaç", enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-mantıkî olan izdivaçtır. Ve evlenmede "maksat" düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise, değişik sıkıntılar söz konusudur. Böyle bir yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk yaşarlar.

Bu meselelerin içine hiç girmeyenlere gelince, bunlar çok fazla bir şey bilmezler. "Böyle başladık gidiyoruz" der ve safiyane yürür, giderler.

Kürsü'den
 
Üst