Cevap: Yüreğe Değen ALintiLar...
Bir gün birden bire birini , bir şeyi özlediğinizi fark edersiniz.
Özlediğiniz kişi değil de “bir şey” ise bilirsiniz ki o bir şeyde mutlaka birisini hatırlatır size.
Ya da bir anı.
Farkına vardığınız özlem aslında hatıralarınızla beslenerek uzun zamandır sizin içinizde büyüttüğünüz bir şeydir.
Zaten hatıralarınızdan beslenmese nasıl olurda durup dururken, günün birinde, ansızın çalan bir müzikten,
bir cümlenin içinden geçen bir kelimeden, bir yemekten, geçtiğiniz bir semtten fırlayıp karşınıza dikiliverir.
Yüreğinize oturur. Acı verir.
Acı vermesi özlenen şeyin artık uzakta olması, belki de yokluğudur. Kendinize şaşırırsınız.
Geçmişte sizin için çok önemli/en önemli olan şey/kişi artık yoktur ve onun yokluğu ile yaşamaya alışmışsınızdır.
Kimse o kişi, hayatınızın en önemli kısmında değildir artık. O olmadan da gülmüş, ağlamış, sevmişsinizdir.
En yakın arkadaşınızsa bu kişi, ayrıldıktan sonra, fark edersiniz ki başka arkadaşlarınız da olmuştur
Eğer haksızlığa uğradığınızı düşündeyseniz bu ayrılığın sonunda, sinir krizleri geçirmişsinizdir belki. Ayaklarınızı yere vura vura ağlarken bir yandan intikam hayalleri kurmuşsunuzdur.
Ama zamanla, silinen hatıralarınız, yaşamın getirdiği güzelikler sonucunda unutmuşsunuzdur onu.
Ta ki bir şey, günün birinde, ansızın çalan bir müzik, bir cümlenin içinden geçen bir kelime, bir yemek, geçtiğiniz bir semt size onu hatırlatana kadar. Onunla en son ne zaman konuştuğunuzu hatırlamaya çalışırsınız. Sahi ne demişti size.
“Görüşürüz” mü demisti. Ya da bunu söyleyerek mi kapatmıştı telefonu. Bir türlü hatırlayamazsınız. Sahi ne zamandı?
Aramak istersiniz onu. Zannedersiniz ki siz özlediyseniz o da özlüyordur.
Belki tamda şu anda sizi düşünüyordur.
Ararsınız. Siz heyecandan ölecek gibi hissederken o umursamaz, unutmuş, özlememiş sesi ile konuşur sizinle.
Çünkü değişmiştir. Bıraktığınız yerde bıraktığınız insan değildir.