umarım keyifle okursunuz..
http://www.fileden.com/files/2009/2/28/2342489/Necip_Fazil_Kisakurek_Reis_Bey.doc
(...)
Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın!
Ağzından kemiğini çaldıran köpeğe,
her parçası ayrı ayrı kıvranan solucana,
tabanı yanan çakala...
Hepsinin üstünde insana;
buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle göz yaşı döken insana acıyın!
(...)
Gelin çocuklar, (...) hep beraber ağlayalım!...
Sebep mi istiyorsunuz? Çok!...
Gündüzün bitişinde gece,
düzlüğün berisinde ayrılık,
ekmeğin ucunda açlık var diye katıla katıla ağlayalım!...
Çocuklar; dünya bir göz yaşı evinden başka ne olabilir?
Ağlayanlardan olmak dururken,
üstelik ağlatanlardan olmak reva mı?
(...)
Gidin; akşamları, yamru yumru evlerin
yılankavi sınırladığı kuytu mahallelerde dolaşan,
oralarda, sokak ortalarında ağlayan çocuklar göreceksiniz;
onlardan ağlamayı öğrenin!...
Hastahane önlerinde, adliye koridorlarında,
hapishane kapılarında,
yazıhane eşiklerinde,
maden kuyularında, tarla hendeklerinde...
Daha nerelerde nerelerde?...
Kansızlıktan kurumuş bir insanlık kaynaşıyor.
Seyredin ve ağlamayı öğrenin!
Bit pazarlarına uğrayın,
oralarda yerlere serilen eşyaya bakın;
ölen çocuğunun minicik kazağını satmaya gelenle,
bunu düşürmeğe bakanın edalarına dikkat edin; ağlamayı öğrenin!
Hiçbir şey yapamazsanız, kırlara çıkın,
kuş yuvalarını bozmak için ağaçlara tırmanan haylazlara katılın;
cıvıl cıvıl imdat isteyen yavru kuşları, sonra,
havada kıvrımlar çizerek acı acı çığlık koparan anne kuşu görün;
ağlamayı öğrenin!
Yavrusunu ensesinden dişleyip
selâmete götüren uyuz ve topal kediye baksanız yeter...
Ağlamayı öğrenin! Sakın, öğrenemeyiz demeyin;
(...)
Ağlayın, çocuklar!..
Mazlumun, kendinde kıyılana,
zalimin de kendinde kıydığına ağlayın!
Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği?..
Göz yaşına ulaşılmadıkça ele geçmez.
Zalime daha çok ağlayın.
(...)
http://www.fileden.com/files/2009/2/28/2342489/Necip_Fazil_Kisakurek_Reis_Bey.doc
(...)
Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın!
Ağzından kemiğini çaldıran köpeğe,
her parçası ayrı ayrı kıvranan solucana,
tabanı yanan çakala...
Hepsinin üstünde insana;
buruş buruş beyni, alnı ve çenesiyle göz yaşı döken insana acıyın!
(...)
Gelin çocuklar, (...) hep beraber ağlayalım!...
Sebep mi istiyorsunuz? Çok!...
Gündüzün bitişinde gece,
düzlüğün berisinde ayrılık,
ekmeğin ucunda açlık var diye katıla katıla ağlayalım!...
Çocuklar; dünya bir göz yaşı evinden başka ne olabilir?
Ağlayanlardan olmak dururken,
üstelik ağlatanlardan olmak reva mı?
(...)
Gidin; akşamları, yamru yumru evlerin
yılankavi sınırladığı kuytu mahallelerde dolaşan,
oralarda, sokak ortalarında ağlayan çocuklar göreceksiniz;
onlardan ağlamayı öğrenin!...
Hastahane önlerinde, adliye koridorlarında,
hapishane kapılarında,
yazıhane eşiklerinde,
maden kuyularında, tarla hendeklerinde...
Daha nerelerde nerelerde?...
Kansızlıktan kurumuş bir insanlık kaynaşıyor.
Seyredin ve ağlamayı öğrenin!
Bit pazarlarına uğrayın,
oralarda yerlere serilen eşyaya bakın;
ölen çocuğunun minicik kazağını satmaya gelenle,
bunu düşürmeğe bakanın edalarına dikkat edin; ağlamayı öğrenin!
Hiçbir şey yapamazsanız, kırlara çıkın,
kuş yuvalarını bozmak için ağaçlara tırmanan haylazlara katılın;
cıvıl cıvıl imdat isteyen yavru kuşları, sonra,
havada kıvrımlar çizerek acı acı çığlık koparan anne kuşu görün;
ağlamayı öğrenin!
Yavrusunu ensesinden dişleyip
selâmete götüren uyuz ve topal kediye baksanız yeter...
Ağlamayı öğrenin! Sakın, öğrenemeyiz demeyin;
(...)
Ağlayın, çocuklar!..
Mazlumun, kendinde kıyılana,
zalimin de kendinde kıydığına ağlayın!
Mazlumun hesabı görülür; ya zalimin kaybettiği?..
Göz yaşına ulaşılmadıkça ele geçmez.
Zalime daha çok ağlayın.
(...)