Neden Hulusi Yahyagil?

  • Konbuyu başlatan Tevhid_Nur
  • Başlangıç tarihi
T

Tevhid_Nur

Misafir
Neden Hulusi Bey?

Ehli insaf ve ehl-i ilme ma’lumdur ki,Risale-i Nur’un Müellif-i Muhteremi ile onun has ve birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey arasındaki muhavere ve muamele doğrudan doğruya sırr-ı veraset-i Nübüvvet noktasında vuku’ bulmuştur.Maddi bir varislik değildir.Yani,bu zatı Allah,hizmet-i Kur’an için ona hakiki muhatap ta’yin etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin gelecek ifadeleri,o zatın tavzif ve muhataplığı hususunda en bariz bir delildir:

“Ben onu görmeden epey zaman evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazifesiyle muvazzaf bir şahs-ı manevî bana muhatap olmuşcasına, ekseriyet-i mutlaka ile temsilâtım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, Cenab-ı Hak bana hizmet-i Kur'ân ve imanda bir talebe, bir muin tayin etmiş. Ben de bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”

“Cemaate Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki:
Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”(Barla Lahikası)

Bu ma’nevi sırrı anlamak için,şu hakikate dikkatlerinizi hasretmenizi hasetsen rica ediyoruz:Cenab-ı Hak,bir olduğu için;her şeyde bir nev’i birliği irade etmiştir.Ta ki,her şey,birliğiyle,o birliğe bir şahid-i sadık olsun.Bu bir kanundur.Nasıl ki,Cenab-ı hakk’ın asıl muhatab-ı hassı ve evemirinin mübelliğ-i hakikisi Resul-i Ekrem (asm) Efendimizdir;diğer peygamberler ise,Risalet-i Muhammediye (asm)’ı kabul ettikten sonra vekaleten o vazifeyi ifa etmişlerdir.O vekalet vazifesi,bu tevhid sırrından kaynaklanmaktadır.Aynen öyle de,Resul-i Ekrem (asm)’ın da asıl muhatabı ve onun muradını tam anlayan sahabe-i güzinden Sıdık-ı ekber (ra) olmuştur.Bu durum “tefani” sırrından kaynaklanmaktadır.Yani,Hazret-i Ebu Bekir (ra),tam ve gerçek meneda Resul-i Ekrem (asm)’da fani olduğu için,adeta cesetleri farklı,ruhları bir hükmüne geçmiştir.Aralarında sadece “Peygamberlik makamı” kalmıştır.

İşte –sırr-ı tevhidin muktezası olarak – Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i Ebu Bekir (ra) arasında tam ma’nasıyla tefani sırrı tahakkuk edince,Cenab-ı Hak birden bin bir isim ve sıfatıyla tecelli etmiş,Resul-i Ekrem(asm)’ın halini ona sirayet ettirerek bütün velayet meratibinde terakki etmeyi kendisine müyesser kılmıştır.Bu hal,dad-ı Hak’tır ve kesbe fazla bakmaz.Çünkü,burada asıl olan,murad-ı İlahidir.Yan,,O irade eder,seçer ve o mertebeye getirir.

Evet,diğer sahabe-i güzinde de bu haller zuhur etmiştir.Fakat,tam tamına ve külli fazilet ve ma’nevi makamat noktasında bu “fena fi’r-Rasul” sırrı,ancak Kur’an’da maiyyet-i hassa vasfıyla tavsif edilen Hazret-i Sıddık-ı Ekber (ra)’da tazahür etmiştir.Bu bir sırrı İlahi’dir ve tevhidi hakikinin muktezasıdır.İşte bu sırdandır ki;savaşta sadece Resul-i Ekrem (asm) ile Hazret-i ebu Bekir (ra)’de telaş,korku ve sarsılma hali görülmezdi.Bütün bu haller,o hakiki tefaninin bir neticesi olarak zuhur etmiştir.İslamın asıl bizden istediği de,bu tefani hakikatinin tahakkuk etmesidir.Çünkü bütün esma ve sıfat- İlahiyyenin tecelliyatının cezbine medar,maddi ve ma’nevi fütuhatın tahakkukuna sebep,ancak mü’minlerin kalp birliği denilen tefani sırrıdır.Üstad Bediüzzaman (ra) bu konuda şöyle buyurmaktadadır:

“Tevhid-i İmani,elbette tevhid-i kulubu ister.”(22.Mektup)

Hem zat-ı Risalet (asm) hastalandığında, “Namazı Ebu Bekir kıldırsın” hadis-i şerifi işaret veriyor ki,kendisinden sonra makam-ı hilafete en elyak,Hazret-i Ebu Bekir (ra)’dır.Çünkü,ümmete hakkıyla namaz kıldırabilen kişi,onlara hilafet vazifesini de hakkıyla yapan kişidir.Bu sırr-ı manevi,her bir mürşid ve mürid için,her bir müceddid ve talebesi için de temel ölçüdür.

İşte Üstad Bediüzzaman (ra) Hazretleri,bu ma’na ve sır içindir ki;Nur’un birinci talebesi İbrahim Hulusi Bey’e hususi iltifat etmiş,farklı bir nazarla bakmış,külli bir şekilde ona hitap etmiş,ümmetin kendisinden sonra o Zat’a tabi’ olması noktasında pek çok serahat,işaret ve iltifatlarda bulunmuştur.Çünkü,İbrahim Hulusi Bey’de o hakiki tefani sırrı tahakkuk etmişti.Üstad’la ruhları bir,cesetleri farklı olarak yaşıyorlardı.Zaman,mekan kaydı aralarına girmemişti.Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyuruyor:

“Bizim gibi hakikat ve âhiret kardeşlerin, ihtilâf-ı zaman ve mekân, sohbetlerine ve ünsiyetlerine bir mâni teşkil etmez. Biri şarkta, biri garpta, biri mazide, biri müstakbelde, biri dünyada, biri âhirette olsa da, beraber sayılabilirler ve sohbet edebilirler. Hususan birtek maksat için birtek vazifede bulunanlar, birbirinin aynı hükmündedirler.”(Mektubat)

Kanaatimiz ve inancımız odur ki,madem Üstad Hazretleri bu zatı nazara veriyor ve bu zatın her zaman birinciliği muhafaza ettiğini ifade ediyor;o halde o zat birinci olduğuna göre;hep beraber o zatın hizmet şekline taraftar olmalıyız –ki o zatın hizmeti,Üstad Hazretlerinin hizmetinin aynı ve onun devamıdır – ve hizmette ikinci bir çığır açmamalıyız li,sırr-ı tavhidde bir arıza meydana gelmesin ve yapılan hizmet rıza-ı İlahi dairesinde olsun.

Risale-i Nur’u dikkatle okuyanlar bilirler ki;Üstad Hazretlerinin saff-ı evvel bulunan,has ve erkan vasfına kesb-i istihkak etmiş talebeleri istikamet dairesinde bulunmuş,tefani sırrından dolayı ayrılık ve gayrılık aralarına girmemiş,hepsi Hacı Hulusi Bey (ra)’ın ma’nevi makamını ve birinciliğini takdir etmiş,bu hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede Hacı Hulusi Bey’e “Üstad-ı Sani” ismini vererek o nazarla kendisine bakmışlardır.Nur talebelerinin bu ma’nada Risale-i Nur Külliyatında pek çok mektupları bulunmaktadır.Mesela;Hacı Hulusi Bey’den sonra Risale-i Nur dairesinde ikinciliği ihraz eden,Şah-ı Geylani’nin işaretine mazhar olan ve büyük bir alim sıfatını taşıyan Hoca Sabri (rh),Hacı Hulusi Bey hakkında şöyle diyor:

“Kur'ân-ı Azîmüşşânın, ne derecelerde zengin bir hazine-i rahmet-i İlâhiye bulunduğu vâreste-i arz olup, o hazine-i kudsiyenin muhtevi bulunduğu envâ-ı türlü elmas ve pırlantaları çıkartmak ve bilvesile bizim gibi muhtaç olanlara da verdirmek hususunda, Nurlar Külliyatının ekserisinde tam bir muharriklik vazifesini deruhte eden Üstad-ı Sâni Hulûsi Beyefendimi, teşbih ve tabiri caizse, saatçilerde bulunan yıldızvâri sekiz-on ağızlı saat anahtarlarına benzetiyorum ki, o müteaddit ağızlı anahtar, âlemde mevcut her saati tahrik eder, işletir. Mümâileyh beyefendim de, aynen o halde olup, emsâli görülmemiş ve duyulmamış birçok mesâil-i mühimme-i hakikiyeyi Hazret-i Kur'ân ve dellâl-ı Kur'ân'dan istiyor.” (Barla Lahikası)

Hulusi ise,Şah-ı Geylani,İmam-ı Rabbani ve Şah-ı Nakşibend gibi nice zevat-ı mübarekenin maziden şiddetle bastıkları adımlarının kuvvetiyle istikbalde coşup fışkıracak olan menabiu’l-envarı –mümaileyh ayrı bir meslek,bir meşrebde olduğu halde – her türlü vezaife tercih edecek, ‘Dahilek ya Dellal-ı Kur’an!’ nida-yi aşikane ve müştekanesiyle dehalet etmesi;fevkalade bir tefeyyüze mazhar olduğuna ve olacağına yegane delil ve hüccettir.Onun içindir ki,Risaletü’n-Nur ve Mektubatü’n-Nur’a birinci muhataplığı hakkıyla ihraz etmiştir ve müstehaktır.” (Barla Lahikası,s.198-199,Tenvir Neşriyat)

Demek,başta hoca Sabri olmak üzere Üstad Hazretlerinin ilk talebeleri bu tefani ve sırr-ı tevhidi tam ma’nasıyla anladıklarından dolayı,Hacı Hulusi Bey’i hizmet-i imaniyye ve Kur’aniyyede birinci görmüşler ve ona “Üstad” nazarıyla bakmışlardır.O halde,sırr-ı veraset-i nübüvvetle tebliğ vazifesini yapanlar arasında bir esas olup,diğerleri ona tabi’ olmalıdırlar.Ta ki,sırr-ı tevhid bozulmasın ve ümmet arasına tefrika girmesin.Bu sır,peygamberler arasında vuku’ bulan sırr-ı tevhidden kaynaklanmaktadır.Zira,bir zamanda birden fazla peygamber olmuş,fakat bir tanesi esas,diğerleri ona tabi’ olmuştur.Mesela,Hazret-i Musa ve Hazreti Harun (as) aynı zamanda peygamberlik vazifesini ifa etmişler;ama Hazret-i Harun (as),Hazret-i Musa (as)’a tabi’ olmuş,ayrı bir tebliğ yapmamıştır.

Mezkur hakikat;hem muvaffakiyet,hem de rıza-yi İlahiyi kazanmak bakımından çok ehemmiyetli bir sırdır ve hizmetin temel bir düsturudur.Bu tefani sırrı,Risale-i Nur’un ehemmiyetli bir eseri olan “21.Lem’a İhlas Risalesi”nde fevkalade esrarlı bir şekilde nazara verilmiş ve ehemmiyetine binaen en az her on beş günde bir def’a okunması emredilmiştir.Bu tefani sırrına riayet etmeyenler,hizmette muvaffak olamazlar ve ümmet arasındaki tefrikaya sebep olurlar.İşte bu sırdandır ki,Nur’un birinci muhatabı ve birinci talebesi olan İbrahim Hulusi Bey’in karşısına çıkan ve onun hizmet düsturlarını benimsemeyen eşhasın tokat yediğini zaman göstermiş ve gösterecektir.O tokatların en büyüğü ise;Risale-i Nur’un asıl mesleği sünnet-i seniyyenin ihyası iken,derslerde Kur’an ve Hadis’e gölge olunmasıdır.Halbuki,Üstad Hazretleri,Son derce veciz bir şekilde şöyle buyurmaktadır: “Kur’an ayine ister,vekil istemez.”(Sözler)

Haşa!Risale-i Nur hizmeti,1400 seneden beri devam edegelen an’ane-i İslamiyyenin dışında olamaz.Belki,hizmet noktasında bütün gücüyle o cadde-i Kübra-i kur’aniyyeyi muhafaza etmiştir.Her asırda İslam’a hizmet edenler tedrisatlarında Kur’an,Hadis ve Fıkhı okumuşlar ve bunları bilfiil lafız ve ma’nasıyla ders vermişlerdir.

İşte Üstad Hazretlerinin “Cadde-i Kübra-i Kur’aniyye” ta’biri,Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaatin 1400 seneden beri açtığı cadde-i kübra demektir.Haşa,onun dışında başka bir caddeden bahsetmiyor.Zira,bu ma’nada Üstad Hazretleri, “Yazlan sözler tasavvur değil,tasdiktir;teslim değil,imandır;ma’rifet değil,şehadettir,şuhudur;taklid değil,tahkiktir;ilzam değil,iz’andır;tasavvuf değil,hakikattir;da’va değil,da’va içinde bürhandır”(Mektubat) diyor ve bunu bize ders veriyor.Bütün belamızı,Kur’an ve sünneti esas alan Üstad Bediüzzaman Said Nursi ve onun birinci talabesi olan İbrahim Hulusi Bey gibi zevatın mesleğini muhafaza edemediğimizden bulduk. “İş nâehillere verildiği zaman kıyameti bekleyiniz” hadis-i şerifi de bu hakkati ifade etmektedir.

Demek,Hacı Hulusi Bey (rh),Risale-i Nur dairesindeki hizmeti en iyi bilen,en iyi anlayan ve istikameti tam muhafaza eden olduğu için;Üstad Hazretleri,bu Zat-ı Muhteremi bize tavsiye buyurmuştur.Aksi halde –haşa! – hakikat-i hale muhalif söz sarfetmiş olurdu.Bu da Üstad gibi bir zatla asla bağdaşmaz.

Üstad’dan sonra,ilk muhatap ve birinci talabe olan İbrahim Hulusi Bey (rh) dinlenmediğinden ve ona tabi’ olunmadığındandır ki,Risale-i Nur camiası bin parça olmuş,bu camia içinde pek çok bid’a ve batıl inanç zuhur etmiştir.Bu bir vakıadır.Bizim burada asıl vurgulamak istediğiz ve bu neşrimizdeki gayemiz,doğrudan doğruya bu iki zat-ı alinin Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat mesleğinden ibaret olan meslek ve meşrebini muhafaza etmek ve, “Kur’an ve sünnetin hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez” düstur-i âlisini rehber edinmektir.Zira,Üstadımız diyor ki: “Hakkın hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez.”(Divan-ı Harb-i Örfi)Unutmayalım ki,buradaki “hak”tan murad;Kur’an ve sünnettir.

Hulasa: Uhuvvet-i İslamiyyenin gereği,birbirimize karşı hakkı tavsiye etmek ve hakkın hatırını âli tutmaktır.Zira,emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l münker” vazifesi Müslümanların en ehemmiyetli vazifelerinden biridir.Biz,Risale-i Nur dairesindeki hizmetlerimizi ve neşriyatlarımızı yalnız ve yalnız rıza-yi hak için yapıyoruz.Halkın takdir ve tenkidi bizim için mühim değildir.Yalnız halk,eğer rıza-i İlahi noktasında bizi sevmiş ve tenkid edilecek hususları Kitab,Sünnet,İcma-i ümmet ve Kıyas-ı Fukuha çerçevesinde düzeltmiş ise,güzeldir ve onlardan “Allah razı olsun!” diye kendilerine duacı oluruz.Bizim esas aldığımız ve hizmetimizi üzerine bina ettiğimiz;Kur’an ve Sünnetin âli hakikatlerini,Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaatin inancı içerisinde tebliğ etmektir ve Kur’an davasına sahip çıkmaktır.Bu hizmet tarzını da Üstad Bediüzzaman Hazretleri ve onun birinci muhatabı olan İbrahim Hulusi Bey’in meslek ve meşrebinden almışız ve bu çerçevede dine hizmeti gaye edinmişiz.

O halde,ne bizim,ne de hiç kimsenin bu zevat-ı âliyyelerin meslek ve meşrebini kendi heva-i nefsimize ve tarz-ı telakkimize alet etmeye hakkımız yoktur.Eğer birileri,hizmette Kur’an ve Sünnete muhalefet etmiş ise,onlara düşen en güzel vazife;ciddi ma’nada tevbe edip yaptığı yanlışları da etbeına söylemek suretiyle düzeltme yoluna gitmektir..Aksi halde,dünya ve ahirette mes’ul olurlar.

Şu noktayı da unutmayalım ki:Risale-i Nur’un yakından uzaktan ne siyasetle,ne demokrasiyle,ne de hoşgörü ve diyalog masallarıyla alakası vardır.Belki Risale-i Nur,doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve İslamiyye üzerinde mesaisini teksif etmiş,tehlikeye giren ümmet-i Muhammediyye (asm)’ın imanının kurtuluşunu esas almış ve 1400 seneden beri an’ane-i İslamiyye nasıl gelmiş ise o an’aneyi aynen muhafaza ederek o cadde-i kübrada hizmet etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretleri,bid’a ile asla dine hizmet olmayacağını müteaddit yerlerde izah ve ispat ve “hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat” ta’birini kullanmakla o çerçevede hizmet etmemizi bize emir buyurmuştur.Ayrıca Üstad Hazretleri kendi her hangi bir şekilde maddi yardım,zekat,teberru,kabul etmediği ve kurban derisi toplamadığı gibi;talebelerini de kesin bir şekilde bundan nehyetmiştir.Bizler de Üstadımızın ve onun sadakatli varisi olan Hacı Hulusi Beyin irşad buyurdukaları yolda istikametten ayrılmadan iman ve Kur’an hizmetinde bulunmalıyız.Tevfik ve hidayet Allah’tandır.

وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ
“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)


Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye'den iktibas edilmiştir.
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
“Cemaate Sözler'i okumak zamanında, sendeki hissiyât-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki:
Velâyet-i kübrâ olan veraset-i Nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekili, belki mânen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”(Barla Lahikası)
 

Ali Said

Well-known member
burda bir tartişma başlatmak istiyorsunuz gibi me geliyor
ancak ben veya bizler her ağabeyimizi severiz
ve bir tavsiyem saffi evveller için kalu kil yapmamak lazim
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Yanlış Anlaşıldı Heralde Kimsenin Kalu Kil ni Yapmadık Yapmak Gibi Bir Niyetimizde Yok.

Saff-ı Evvel Olan Hulusi Bey,Hoca Sabri,Hattat Hüsref,Mehmet Feyzi gibi Zatların Kalu Kil inide yapamayız.Ancak Hulusi Yahyagil Gibi Zevat-ı Aliyenin Yolundan Gideriz.Zira Öyle Zevat-ı Aliyenin Yolu Hakk Olan(Kuran,Sünnet,İcma-i Ümmet Ve Kıyasa Fukahayı Esas Alan) Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Alimlerinin Yoludur.

''Üstad’dan sonra,ilk muhatap ve birinci talabe olan İbrahim Hulusi Bey (rh) dinlenmediğinden ve ona tabi’ olunmadığındandır ki,Risale-i Nur camiası bin parça olmuş,bu camia içinde pek çok bid’a ve batıl inanç zuhur etmiştir.Bu bir vakıadır.Bizim burada asıl vurgulamak istediğiz ve bu neşrimizdeki gayemiz,doğrudan doğruya bu iki zat-ı alinin Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat mesleğinden ibaret olan meslek ve meşrebini muhafaza etmek ve, “Kur’an ve sünnetin hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez” düstur-i âlisini rehber edinmektir.Zira,Üstadımız diyor ki: “Hakkın hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez.”(Divan-ı Harb-i Örfi)Unutmayalım ki,buradaki “hak”tan murad;Kur’an ve sünnettir.


O halde,ne bizim,ne de hiç kimsenin bu zevat-ı âliyyelerin meslek ve meşrebini kendi heva-i nefsimize ve tarz-ı telakkimize alet etmeye hakkımız yoktur.Eğer birileri,hizmette Kur’an ve Sünnete muhalefet etmiş ise,onlara düşen en güzel vazife;ciddi ma’nada tevbe edip yaptığı yanlışları da etbeına söylemek suretiyle düzeltme yoluna gitmektir..Aksi halde,dünya ve ahirette mes’ul olurlar.

وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ
“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)
Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye'den iktibas edilmiştir.''
 

Ali Said

Well-known member
Yanlış Anlaşıldı Heralde Kimsenin Kalu Kil ni Yapmadık Yapmak Gibi Bir Niyetimizde Yok.

Saff-ı Evvel Olan Hulusi Bey,Hoca Sabri,Hattat Hüsref,Mehmet Feyzi gibi Zatların Kalu Kil inide yapamayız.Ancak Hulusi Yahyagil Gibi Zevat-ı Aliyenin Yolundan Gideriz.Zira Öyle Zevat-ı Aliyenin Yolu Hakk Olan(Kuran,Sünnet,İcma-i Ümmet Ve Kıyasa Fukahayı Esas Alan) Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Alimlerinin Yoludur.

''Üstad’dan sonra,ilk muhatap ve birinci talabe olan İbrahim Hulusi Bey (rh) dinlenmediğinden ve ona tabi’ olunmadığındandır ki,Risale-i Nur camiası bin parça olmuş,bu camia içinde pek çok bid’a ve batıl inanç zuhur etmiştir.Bu bir vakıadır.Bizim burada asıl vurgulamak istediğiz ve bu neşrimizdeki gayemiz,doğrudan doğruya bu iki zat-ı alinin Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat mesleğinden ibaret olan meslek ve meşrebini muhafaza etmek ve, “Kur’an ve sünnetin hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez” düstur-i âlisini rehber edinmektir.Zira,Üstadımız diyor ki: “Hakkın hatırı âlidir,hiçbir hatıra feda edilmez.”(Divan-ı Harb-i Örfi)Unutmayalım ki,buradaki “hak”tan murad;Kur’an ve sünnettir.


O halde,ne bizim,ne de hiç kimsenin bu zevat-ı âliyyelerin meslek ve meşrebini kendi heva-i nefsimize ve tarz-ı telakkimize alet etmeye hakkımız yoktur.Eğer birileri,hizmette Kur’an ve Sünnete muhalefet etmiş ise,onlara düşen en güzel vazife;ciddi ma’nada tevbe edip yaptığı yanlışları da etbeına söylemek suretiyle düzeltme yoluna gitmektir..Aksi halde,dünya ve ahirette mes’ul olurlar.

وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ
“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)
Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye'den iktibas edilmiştir.''

şimdi Zübeyir Ağabeyin hizmetteki metodunu çak beğeniyorum
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
''Şu noktayı da unutmayalım ki:Risale-i Nur’un yakından uzaktan ne siyasetle,ne demokrasiyle,ne de hoşgörü ve diyalog masallarıyla alakası vardır.Belki Risale-i Nur,doğrudan doğruya hakaik-i imaniye ve İslamiyye üzerinde mesaisini teksif etmiş,tehlikeye giren ümmet-i Muhammediyye (asm)’ın imanının kurtuluşunu esas almış ve 1400 seneden beri an’ane-i İslamiyye nasıl gelmiş ise o an’aneyi aynen muhafaza ederek o cadde-i kübrada hizmet etmiştir.Üstad Bediüzzaman Hazretleri,bid’a ile asla dine hizmet olmayacağını müteaddit yerlerde izah ve ispat ve “hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat” ta’birini kullanmakla o çerçevede hizmet etmemizi bize emir buyurmuştur.Ayrıca Üstad Hazretleri kendi her hangi bir şekilde maddi yardım,zekat,teberru,kabul etmediği ve kurban derisi toplamadığı gibi;talebelerini de kesin bir şekilde bundan nehyetmiştir.Bizler de Üstadımızın ve onun sadakatli varisi olan Hacı Hulusi Beyin irşad buyurdukaları yolda istikametten ayrılmadan iman ve Kur’an hizmetinde bulunmalıyız.Tevfik ve hidayet Allah’tandır.

وَالسَّلَامُ عَلَىٰ مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَىٰ

“Selam,hidayete tabi’ olanlaradır.”(Taha,47)


Mukatebat-ı Nursiyye ve Hulusiyye'den iktibas edilmiştir.''
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
''Hacı Hulusi Bey’den sonra Risale-i Nur dairesinde ikinciliği ihraz eden,Şah-ı Geylani’nin işaretine mazhar olan ve büyük bir alim sıfatını taşıyan Hoca Sabri (rh),Hacı Hulusi Bey hakkında şöyle diyor:

“Kur'ân-ı Azîmüşşânın, ne derecelerde zengin bir hazine-i rahmet-i İlâhiye bulunduğu vâreste-i arz olup, o hazine-i kudsiyenin muhtevi bulunduğu envâ-ı türlü elmas ve pırlantaları çıkartmak ve bilvesile bizim gibi muhtaç olanlara da verdirmek hususunda, Nurlar Külliyatının ekserisinde tam bir muharriklik vazifesini deruhte eden Üstad-ı Sâni Hulûsi Beyefendimi, teşbih ve tabiri caizse, saatçilerde bulunan yıldızvâri sekiz-on ağızlı saat anahtarlarına benzetiyorum ki, o müteaddit ağızlı anahtar, âlemde mevcut her saati tahrik eder, işletir. Mümâileyh beyefendim de, aynen o halde olup, emsâli görülmemiş ve duyulmamış birçok mesâil-i mühimme-i hakikiyeyi Hazret-i Kur'ân ve dellâl-ı Kur'ân'dan istiyor.” (Barla Lahikası)
 
T

Tevhid_Nur

Misafir
Bedîüzzamân Hazretleri, Hulûsî Bey (rh) hakkında şu beyânâtta bulunmuştur:

“Benim vârisim olan sen.” (Mektûbât, s. 20)

“Azîz âhiret kardeşim ve hizmet-i Kurânda gayretli arkadaşım ve ders-i esrâr-ı îmânîde zekâvetli ve ferâsetli talebem. VE VEFÂTIMDAN SONRA SADÂKATLİ VÂRİSİM, BİRÂDERZÂDEM...” (Barla Lâhikası, 271)

“Cemâate Sözler’i okumak zamânında, sendeki hissiyyât-ı âliyye ve fazla inkişâf ve fedâkârâne hamiyyet-i dîniyye galeyânının sırrı şudur ki: ‘Velâyet-i kübrâ olan verâset-i nübüvvetteki makám-ı teblîğin envârı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kurân Saidin vekîli, belki ma’nen aynı hükmüne geçtiğin içindir.’ ” ( Barla Lâhikası, 255)

İkinci ru’yân ise: Sana ve Müslümanlara büyük bir beşârettir. Ve sarıklılara ehemmiyyetli bir itabdır. Onuncu safta iken, imâmetin çok ma’nidârdır. İnşâallah Cenâb-ı Hak seni, âlî bir mertebe olan İmâmlık Mertebesi’ne mazhar eder. Sizi yanımda hazır edip, sizinle şimdilik bir kaç kelime konuşacağım.” (Barla Lâhikası, 378)

“Sizin gibi hakíkata yetişmiş ve hakíkattaki hakíkí tesellî ve esâslı sevinci bulmuş zâtlara, envâr-ı îmâniyyenin ve esrâr-ı Kur’âniyyenin nâşirlerine karşı ehl-i dalâletin ve şeytânların desâisle tehâcümünden neşet eden müşkilât ve gam ve kedere karşı sabır ve metânet et ve hüzün ve merâk etme demeye ihtiyâc hissetmem.” (Barla Lâhikası, 263)

“Azîz kardeşim, çendan Abdülmecid benim nesebî kardeşim ve yirmi sene talebemdir. Fakat, ne o, ve ne hiç birisi BENİM HULÛSÎme yetişmiyor. O mektûblar (ekseriyyet-i mutlaka) senin nâmınla yazılmış ve sana gönderiliyor.” (Barla Lâhikası, 321)

“Bütün mektûblarımda ‘Azîz sıddîk kardaşlarım’ dediğim zamân muhlis HULÛSÎ saff-ı evvel muhâtabların içindedir.” (Barla Lâhikası, 26)
 
Üst