( kimi, sol göğsümün tam da üzerinde, gururla taşıdığım sevdanın kurşun misali açtığı yaraya baktı gıptayla, “derin” dedi, el sürmedi..kimi, dokunmak istedi, alnımdaki o yakışıklı ize , adını ateşle dağladığım yere , yetmedi soluğu , erişemedi..)
yokluğunda ,
şehrin nice kapılardan sürgün edildim yüzgeri .
kaldırım taşlarında soğuttum alnımın ateşini
serin avlularında câmi şadırvanları ,
yataklar serip son cemaat yerlerine izinsiz ..
yokuşlarına tırmanıp dağların,
sarp ve dik , karlı zirvelerinde üşüdüm
nice çukurlarına düştüm, çıkılmaz
düş kurdum dondum , düş kurdum ısındım...
kanım kaynadı hayata, kıpırdadığında
aydınlık bir kâlbe misâfir olmak adına
ne dost yurtlarından vedasız uğurlandım
bilinmez yollara çıkıp, azıksız ve kaçak
dönüşsüz sokaklara saptım levhalara bakmadan
en günahkâr dâvetlerde ben doludizgin, bîgünah
yol bitmedi ben bittim..
ben sana, sensiz çoktan tükendim!
sen gidince çok şey oldu
sen gidince başladı tufan
sen gidince boşluğunla doldu içim
her yer serâpa kan..
gittin!
gittin, ardında yıkık kentler bırakarak
yerle bir ettiğin..
"çıkıp gelse!" diyorum şu köşeden
çıkıp gelse şimâl rüzgârlarından!
saçlarını dağıtarak gelse
/unut!/ derken dolsa gözleri
yağmurları içime yağsa!.
( şimdi..bir şey kaldı senden geriye, tek şey !..
aşkın !..ki bir kurşun yarası..
hani şu sol göğsümdeki iz..
tek o kaldı senden arta hatıra diyeceğim ,
senden arta yokluğunda ateşe süreceğim..)
Nezir...(Siyahbuz)