O Söylemişse, O Söylemişse Doğrudur!

Huseyni

Müdavim
CENNET CÖMERTLİĞİ​
com.jpg
Günün kızıllığı kiraz yüklü dallardan salkım salkım dökülüyordu, solan ışıklarda yorgun yürüyordu Ahmet Bey eve dönerkenki attığı adımlarda… İş bitmemişti, ama onun enerjisi bitmişti bugün için, daha fazla zorlamamalıydı kendini. Sıcakta çalışmaktan bitkin düşmüş, nerdeyse kiraz kırmızısına dönmüştü yüzü…

Gençlik geçmişti ondan, geriye dönmemecesine, bir daha gelmemecesine. Fakat çalışma azmi, bir şeyler üretme iştahı hiç bitmemişti, biraz da meyve sevgisi, bilhassa kiraz sevgisi tetikliyordu onu böylesi çalışmaya… Can tezliğiyle erkenden kalkar, tarlanın yoluna tutardı. Tutkuydu onun için kirazla uğraşmak; diplerindeki otları temizlemek, sürmek, çapalamak, bir ağaca dayanıp onları seyretmek, gülümsemek, hatta onlarla konuşmak… Yorgunluğunu seyreltirdi böyle yapmakla, hayallerini zenginleştirir, ruhunu diriltirdi, yoksa bu yaşında hâlâ böyle nasıl çalışırdı? Bazen kalbi zorlanmıyor da değildi…

Olgun kiraz kadar cömertlikle doluydu kalbi, kimseye ayırt etmeden ikramda bulunur, buyur ederdi yoldan gelip geçene. Az buz da değildi yedirdiği, doyuncaya kadar, heybesi kabı doluncaya kadardı… Cömertlikten kim ne kaybetmişti ki diye düşünür, verdikçe daha çok veresi gelirdi. Hanımı Zeliha frenlemese çok daha hızlanacaktı ama, işte…

Sadece olmuş kiraz vermekle yetinmez yetiştirdiği fidanları ücretsiz dağıtırdı konu komşuya, köylülere, hatta komşu köylere… Cömertlikle meşguliyet bir nev'î cennetiydi onun, canı sıkılmaz, içine bir ferah dolar, şevkle neşelenirdi. Yazı kışı böyle geçerdi, belki de bu onun yazgısıydı…

Kirazın kanı sulandırdığını, kalp ve damarlardaki kireçlenmeyi önlediğini duymuştu geçende; daha da kuvvet gelmişti bedenine, daha bir azimle dolmuştu yüreği bu bilgiden sonra…

Hasat mevsimiydi, o gün yine erken kalktı, erken koyuldu bahçenin yoluna; yapılacakları geciktirmeden yapmalı, aksaklığa sebep olmamalıydı… Sol yanında zaman zaman bir ağrı hissediyordu son günlerde, geçer deyip önemsemiyor, telâşlanmasın diye hanımını bile haberdar etmiyordu…

İkindi sonrası yorgunlukla beraber ağrısı da artmış, iyice halsizleşmiş, güç takat kalmamıştı bedeninde, işçileri gönderdiğinden tek başınaydı tarlada… Ayakta durmakta zorlandığından kiraz ağacına dayandı, yüzü kiraz rengi tonlarında gidip geliyor, gözleri yuvasında ölçüsüzce dönüp duruyordu, ağaca dayanmak da yetmedi yere yuvarlandı ve sonra….

Gün kızıllığı kaybolup geceye dönüyordu nerdeyse fakat hâlâ yoktu Ahmet Bey, bir telâş başladı Zeliha Hanımda, gece gibi gurbet çöktü içine birden, hayır olsundu…

Artık aramaya koyuldular. Onu, duyan komşular da gelmek istedi; ilk önce kiraz bahçesine gittiler, uzaktan ağacın altında yatan karaltıyı görünce adımlarını hızlandırdılar, gördükleri manzara içlerini burktu; Ahmet Bey mecalsiz yatıyordu, yapılacak bir şey var mı diye telâşla nabzını tuttular, kalbini dinlediler, artık çok geçti, o bu âlemden göçmüştü, günle beraber o da ölmüştü… Geceyi, kiraz ağaçlarını, yürekleri hüzün kapladı. Gündüzün en gerçek hâli gece gibi o da ölümle buluşmuştu, her nefis gibi… Ömür nefesleri bir gün bitecek, hayat ölüme değişecekti…

Ölümün üzerinden bir kış geçti, Zeliha Hanım için geçmeyen bir kış. Sonrasında yine bahar geldi, otlar, ağaçlar hayat rengi yeşile bürünmeye başladı… Zeliha Hanım sık sık gittiği kabristana bugün yine gitti, Fatihalar duâlar okudu hayat arkadaşına ebediyette de beraber olmak için… Kış kurusu yüreğinde taze ümitler fışkın veriyordu onu her ziyaret edişinde, bugün yine öyle oldu ve bugün bundan önceki günlerden başka bir şey vardı, onu heyecanlandıran şevklendiren; kabrin ayak ve baş ucunda beliren iki kiraz fidanı…

Hayret, hayranlık birbirine karıştı, nasıl olurdu bu dikmediği halde iki kiraz fidanının yerden göğe yükselişi? Yerden göğe onun cömertliğinin alkışlanması ve işaretiydi fidanlar… Cennet cömertlerin yurduysa o yurdun içinde olduğunun işareti, bahçelerde gezindiğinin sonsuz manzaralar seyrettiğinin, acısız lezzetler tattığının, soluklarının sonsuzluğa eklendiğinin işareti… Cömertlik ona yakışan bir elbise idi, o cömertlikler ülkesinde geziniyordu şimdi…

Zeliha Hanım bu diriliş muştusunu haber vermek için evin yolunu tuttu, torunlarının elini tutmak, bu müjdeyi onların yüreklerinde tutuşturmak istiyordu bir an evvel… Dedelerinin mirasını dağıtmak, sonsuz kazanımını aktarmak, onlara da bu iksirden içirmek istiyordu. Elinde kiraz dolu sepeti taşırken, daha fazla taşıyamadı göz pınarlarını, bırakıverdi olanca serbestliğiyle.

Bir yürüyüş güzü O ebedî çağıltısı
Altın rengi yaprakların Rüzgâr
Sevgililer götürülür imlerdeki sehere Akşam Engin mi engin Güzden içen ceylanlar
Bu mumlar ülkesinde Görüşür sonsuzla yüreğin Yollar
Güzel üzgün güllerde Yeniden yekinir kan revan
Ölüm uzun bir yaşamaya Yazılırken yakınlara doğrudan
Eşya Tel örgülerde nice ahlar
Ağlar gizlenir pıhtıların ardına
Ey! Her şeyin Sahibi Bu yüzler serin yalnızlıklara
İnce şarkılar ağar sonsuza Güleç güzergâhı bunca sonbaharın
Geçip giden bir izdir acı da oysa Huzur
İnsan içre koşan mahşer Kuğudur
O söylemişse O söylemişse doğrudur

Hüseyin EREN
17.07.2009
Elif-Yeniasya
​
 

VUSLAT

Well-known member
Bir yürüyüş güzü
O ebedî çağıltısı
Altın rengi yaprakların Rüzgâr
Sevgililer götürülür imlerdeki sehere Akşam Engin mi engin Güzden içen ceylanlar
Bu mumlar ülkesinde Görüşür sonsuzla yüreğin Yollar
Güzel üzgün güllerde Yeniden yekinir kan revan
Ölüm uzun bir yaşamaya Yazılırken yakınlara doğrudan
Eşya Tel örgülerde nice ahlar
Ağlar gizlenir pıhtıların ardına
Ey! Her şeyin Sahibi Bu yüzler serin yalnızlıklara
İnce şarkılar ağar sonsuza Güleç güzergâhı bunca sonbaharın
Geçip giden bir izdir acı da oysa Huzur
İnsan içre koşan mahşer Kuğudur
O söylemişse O söylemişse doğrudur


sabah sabah içim burkuldu ama... çok harika bir makaleydi ...
Allah(c.c.) razı olsun...
 
Üst