Ölülere Yasin okunurmu?

  • Konbuyu başlatan msp1955
  • Başlangıç tarihi
M

msp1955

Misafir
Kuran okunan yere rahmet iner,bunda şüphe yoktur.bir ondan,yedi yüze kadar savap kazanır.Kişi kendisi için okuması böyle.Peki ücretle veya ücretsiz veya siparişle Ölüler için kuran okunurmu?.
بسم الله الرحمن الرحيم

السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
قراءة القرآن كلها منافع وقراءة سورة يس على الموتى
قد مر عليك فوائد سورة الفاتحة والبقرة وآل عمران وآية الكرسى وغيرألئك ونذكرلك نبذة من شرح قوله صلى الله عليه وسلم اقرءوا يس على موتاكم رواية سيدنا معقل بن يسار رضىاله عنه رواه أبو داود والنسائى وأحمد
أى الذين حضرهم الموت فيستأنسون بها لمافيها من ذكرالله وأحوال البعث والقيامة والجنة والنار ومااشتملتا عليه والتحذير من فتنة الشيطان ولأنها قلب القرآن كما يأتى فى فضل القرآن أى فالقراءة مشروعة على المحتضر فقط وليست مشروعة على الأموات كذا قاله جماعة تبعا لعمل السلف الصالح وهو ظاهر كلام مالك والشافعى وجمهورالمذهبين وقال الإمام أحمد وبعض المالكية وبعض الحنفية وبعض اشافعية إن القراءة مشروعة على الأموات وينتفعون بها لعموم الحديث ولعمل الأمة الآن وهذا هو الظهر الذى ينبغى الاعتماد عليه للأمور الآتية
أولا : أن الفظ الموتى فى الحديث نص فيمن مات فعلا وتناوله للحى المحتضر مجاز ولا يأتى المجاز الابقرينة ولا قرينة هنا كذا قاله الشوكانى وقال المحب الطبرى ان العمل بعموم الحديث هوالظاهر بل هو الحق لحديث الدّارقطن من دخل القبور فقرأ قل هوالله أحد احدى عشرة مرة ثمّ وهب ثوابها للأموات أعطى من الأجربعدد الأموات.(
وثاانيا : أن من حكم القراءة التخفيف وهو كما يطلب للمحتضر يطلب للميت ففى مستدالفروس مامن ميت يموت فيقرأعنده يس الا هوّن الله عليه وقال الامام أحمد كانت المشيخة يقولون اذاقرئت يس لميت خفف عنه بها
وثالثا : القياس على قراءة الفاتحة فى صلاة الجنازة وإلا كان تحكما
ورابعا : إلسلام القياس على السلام المطلوب للموتى فى زيارة القبور الآتية فإذاكان الميت يأنس بالسلام الذى هومن كلام البشرفكيف لا يأنس ويسرّ بكلام الرحمن جلّ شأنه?
وخامساً : أن السكينة والرحمة ينزلان فى محل قراءة القرآن والميت والمحتضر بل كل مخلوق فى أشدالحاجة الى رحمة اللّه تعالى.
وسادسا القياس على الصلاة على النبى صلى اللّه عليه وسلم فإذا كان النبى صلى اللّه عليه وسلم وهو أفضل الخلق وأكملهم يرتقى فى الكمالات بسبب صلاة الأمة عليه فكيف لاينتفع الأموات بقراءة القرآن.
وسابعا : مايأتى فى فضل القرآن من أن رجلا كان فى سفر معع رفقة فضرب خباءه على قبر وهولا يشعر فسمع فيه إنسانا يقرأ تبارك الذى بيده الملك حتى ختمها
فذكر ذلك للنبى صلى اللّه عليه وسلم فقال هى المسانعة هى المنجية تنجيه من عذاب القبر أنظر ص فإذا ثبت قراءة القآن من الميت فى قبره فكيف نمنعها من احى على القبر بل هو أولى لأفضليته فضلا عما تقدم فالمانع ليس له دليل ومعلوم فى الشرع أن النفى والاثبات لابد لهما من دليل ولا دليل له ولعلّ مالكا والشافعى لم يصح عند هما هذاالحديث :اقرءوا يس على موتاكم والا لقالا به لما اشتهر من الشافعى إن صح الحديث فهو مذهبى بل وعمل السلف لا يخصص عموم الحديث وهذا كله مالم يوهب ثواب القراءة للميت
وإلا كان نوعا من الدعاء الذى ينتفع به الميت قطعا لما يأتى فى سؤال القبر استغفروا لأخيكمم راسألواله التثبيت فإنه الآن يسأل ولا يرد قوله تعالى )وأن ليس للإنسان الاماسعى( لأنهافى السابقين أوهى من العام المخصوص بغيرماورد كالصدقة والدعاء والقراءة أوهى فى الكافر وفى هذا اقناع لمن أرادالإنصاف ومن أراد تأيد مذهب فليذهب كما يشاء )اه( من كتاب التج للشيخ منصور ناصف فى باب الذكر والدعاء والقرآن عند المختضر ص 368ج1
وورد فى تسيرالشيخ الصاوى قوله صلى اللّه عليه وسلم:
)-1ما من ميت يقرأ عليه يس إلا هوّن الله عليه(
ب- إن فى القرآن لسورة تشفع لقارئها وتفر لمستمعها ألا وهى سورة يس تدعى فى التوراة المعمة قل يارسول اللّه وكيف ذلك ? قال : نعم صاحبها بخير الدنيا وتدففع عنه أموال الآخرة وتدعى أيضا الدافعة والقاضية قيل يارسول اللّه وكيف ذلك ? قال : تدفع عن صاحبها كل سوء ونقضى له كل حاجة(.
ج- من قرأ يس حين يصبح أعطى يسر يومه حتى يمسى ومن قرأها فى صدر ليله حتى يصبح .( أى بتكرارها تصفو مرآة القلب وترقّ طبيعته لأنها اشتملت على الوحدانية والرسالة والحشر والايمان بذلك متعلق بالقلب فلذلك سميت قلبا ومن هنا أمر قراءتها عند المحتضروعلى الميت لكون القلب قد أقبل على اللّه تعالى ورجع عما سواء فليقرأ عنده ما يزداد به قوّة ويقينا )اه( 254 ص ج 4 اللهم اجعل القرآن لنا نورا وشفيعا وفهمنا أحكامه ورفقنا للعمل به.
التّرغيب والتّرهيب/ من الحديث الشريف/ جلت3 مكتبة باموق
ألقرآن الكريم هو دستور الحيوت الأحياء, لا للأموات.
أخذوا الأجرة على الذكر وتلاوة القرآن فهو حرام
هدية العلائية
محمد سليم پولات = mehmet selim polat
Ölülere Kur'an Okunmaz
mehmet selim polat -
بسم الله الرحمن الرحيم
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته
ÖLÜLERE KUR'AN OKUNMAZ

Kabir ziyareti yaparken inananlardan sudur eden arızalardan birisi de, ölülere Kur’an okuma mes’elesidir.
Şu bir gerçektir ki ; Allah resûlü s.a.v böyle bir şeyi ne kendi yapmıştır, ne ümmetine böyle bir şeyi tavsiye etmiştir ve ne de,imâ ile de olsa buna işaret etmiştir.
Ayriyeten bu konuda sahabeden dahi bir nakil söz konusu değildir. Hatta ve hatta. Kur’an ve Sünnet’te bunun tam tersi - Yani ölülere Kur’an okunmayacağına dair - deliller mevcuttur.
Ama ne yazıkki bu konuda ne Allah’ın kitabında ve ne de Resulü’nün sünnetinde mesele ile alakalı hiçbir delilin olmamasına rağmen, inanan-ların kısmı azamı bu yanlışın içerisinde hayat sürmektedirler .

Halbuki Allah resulü s.a.v bir çok hadislerinde ölen bir kimseye nelerin fayda vereceğini ve kabir ziyaretinde de bir müslümanın nasıl hareket edeceğini açıkça uygulamış ve inananlara da bunu anlatmıştır.
Biraz önce de ifade ettiğimiz gibi Allah Resulü s.a.v kabirleri ziyaret ettiği zaman şu duayı okurdu :
" السلام عليكم أهل الديار، من المؤمنين والمسلمين. وإنا، إن شاء الله، للاحقون . أسأل الله لنا ولكم العافية "
“ Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve inne inşa-allahu le lahikun. Es elullahe lena ve lekumul afiyeh “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Allah dilerse muhakkak biz de sizin yanınıza geleceğiz. Allah tan bizlere ve sizlere afiyet dilerim “ }

Müslim.3.C.975.
Hatta Aişe validemiz Allah Resulü s.a.v’e : Kabirleri ziyaret edeceğim zaman onlara nasıl dua edeyim, diye soru sorduğunda, Allah resulü s.a.v ona şu duayı okumasını söylemiştir.
{Aişe r.a dan. Resulullah s.a.v buyurdular ki : Cibril bana :
- Muhakkak ki Rabbin sana Baki – mezarlığı – ehline gidip onlar için istiğfar etmeni emrediyor,dedi. Ben – Aişe’de – dedim ki :
- Ya Rasulallah ! onlar için nasıl dua edeyim ? . Resulullah s.a.v dedi ki : Şöyle de :
السلام على أهل الديار من المؤمنين والمسلمين ويرحم الله المستقدمين منا والمستأخرين وإنا، إن شاء الله، بكم للاحقو
“ Esselamu aleykum ehled diyarı minel mü’miniyne vel müslimin. Ve yerha-mullahu’l mustakdimine minna vel musta’hirin. Ve inna inşaallahu bikum le lahikun “
“ Ey mü’minlerin ve Müslimlerin diyarı ! Allah’ın selamı üzerinize olsun. Allah, bizden önce ölenlere ve bizden sonra öleceklere rahmet eylesin. Allah dilerse biz de sizlere kavuşacağız “ }

Müslim.3.C.974.
Dolayısıyla, eğer kabirlerde Kur’an okumak caiz olmuş olsaydı … veya Kur’an okuyup da onun sevabını ölülere gönderme gibi bir şey dinimiz de caiz olmuş olsaydı,bunu Resulullah s.a.v mutlaka hanımına söylerdi. Çünkü,İslam’ın bu hususta bir kuralı vardır ki,o da :

تأخير البيان عن وقت الحاجة لا يجوز
“ İhtiyaç anında beyanın tehiri caiz değildir “
Yani,eğer ölüler için Kur’an okumanın onlara faydası olacak olsaydı bunu Allah Resulü s.a.v mutlaka söylerdi. Çünkü kendisine, kabirleri ziyaret etmek isteyen bir kimsenin orada ne yapacağı sorulmuştur.
Eğer Kur’an’a ve Sünnet’e az da olsa vukufiyetimiz olmuş olsaydı, insana faidesi olmayacak bu gibi bid’atlerle uğraşmayacağımız gibi, bununla uğraşan kimselere de bunun tam zıddına bir çok delillerin olduğunu anlatırdık.
Bakınız Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında ne buyuruyor :
وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ
“ Biz ona – yani Muhammed’e – şiir öğretmedik. Ki, ona yakışmaz da. O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. Ki,onunla diri olanları uyarsın ve inkar eden-lere de azab sözü hak olsun. “

Yasin.69.70.ayet.
Ayet’i kerimeye dikkat edilirse, لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيّاً “ … diri olanları uyarması için … “ ifadesiyle Kur’an’ın, dirilerin uyarılması için indirildiği anlatılmaktadır.
Rabbimiz yine bir Ayet’i Celile’sinde şöyle buyurmaktadır :
كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
“ O mubarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, Ayet’lerini düşün-sünler ve akıl sahipleri de öğüt alsınlar. “

Sad suresi.29.ayet.
Bu Ayet’i kerime de inandığını söyleyenlere açıkça şunu anlatmak-tadır ; Kur’an, akledebilen ve düşünebilen kimseler için inzal olmuştur. Dolayısıyla onun, düşünme, akletme ve anlama hasleti elinden alınmış ölü kimselere okunması makul değildir…..
Bununla beraber şunun da hiç unutulmaması gerekir ki,bu inanç ve amel Kur’an’ın gaye ve hedefine de terstir.
Çünkü Allah’u Teala Kur’an’ı kerimi,onunla amel edilsin diye gönder-miştir.Yani o, ölülerin kitabı değil dirilerin kitabıdır.
Ölenlerin ise artık amelleri kesilmiştir.Onlar Kur’an’ı ne okuyabilirler ve ne de onunla amel edebilirler.
Onlar için okunan Kur’an’ın sevabı da onlara ulaşmaz. Meğer ki, Kur’an’ı kendisine öğrettiği kimse ola..….. Yani, bir kimse hayatta iken kime Kur’an öğretmiş ise,onun okumasından bir sevap kazanabilir. Çünkü bu şey, henüz hayatta iken kendisinin sa’yı gayretinden olan şeylerdendir.
Çünkü Allah’u Azze ve Celle kerim kitabında şöyle buyurmaktadır :
إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ
{ Ölüleri diriltecek,işledikleri amelleri ve geride bıraktıkları eserleri yazacak olan elbette biziz ….. }
Yasin suresi.12.ayet.
مَّن يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُ نَصِيبٌ مِّنْهَا”………………..
“ Kim güzel bir işe aracılık ederse,onun da o işten bir payı vardır…
Nisa suresi.85.ayet.
Sünnet’i seniyyede ise şöyle buyrulmaktadır :
- قَالَ رَسُول اللَّه صَلى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلمْ: من سَنَّ سنة حسنة فيعمل بِهَا كَانَ لَهُ أجرها، ومثل أجر من عمل بِهَا لاَ ينقص من أجورهم شيئاً............."
{ …… Cerir bin Abdullah r.a’dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Kim iyi bir çığır açar da o yolda yürünürse,o yolda yürüyenlerin sevabı kadar bu çığırı açan kimseye de ecir yazılır.Onların sevaplarından da bir şey eksilmez ……… } Müslim : 3.C.1017.-İbni Mace : 1.C.203.
Hulasa, bu delillerin umum ifadeleri bizlere şunu anlatmaktadır : İster hayatta olsun ister ölü olsun, kim hayırlı bir işe vesile olmuş ise,o işten hasıl olan sevapların aynısını bu kimse de kazanacaktır.
Dolayısıyla,hayatta iken birilerine Kur’an öğretenler, o kimseler Kur’an okudukça sevap kazanacaklardır…. İşte Kur’an-ın ölüye ancak bu şekilde faydası olur.
İbni Kesir r.h ;

وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
“ İnsan için kendi çalışıp çabalamasından başka bir şey yoktur “ (Necm.suresi.39.ayet)
Mealindeki Ayet’in tefsirini yaparken şöyle diyor : “ Yani başkasının günahı kişiye yüklenmediği gibi,kendi nefsi için kazandığı hariç, başkasının yapacağı sevaptan da yararlanamaz.
İbni Kesir devam ediyor ve diyor ki : Bu Ayet’i Kerime’den İmam Şafii r.h şu hükmü çıkarmıştır :
“ Ölüler için okunup, hediye edilen Kur’an’ın sevabı onlara kavuş-maz, çünkü okunan Kur’an onların ameli ve kazancı değildir. Bunun içindir ki Allah’ın Resulü s.a.v ölülere Kur’an okumayı ümmetine tavsiye etmemiş ve ne açık bir ifade ile ve ne de ima yolu ile de olsa, onlara bu yolu göstermemiştir “
Bununla beraber, Sahabeden de bu hususta sahih bir nakil yoktur.Şayet bu hayırlı bir iş olmuş olsaydı,şüphesiz ki onlar bu hayırda bizleri geçerdi. - Yani onlar bizden önce bunu yaparlardı - Unutmayın ki,Allah’a yaklaştıran ameller ancak nas’la sabit olur. Bu gibi hususlarda ne kıyasla ve ne de şahsi görüşlerle hareket edilmez. “
İbni Kesir: 13.C.7554.
------------------------------------------------
Ölülere Kur’an okunmayacağının sünnet’ten delilleri ise şunlardır :
عن أبي هريرة , أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال : لا تجعلوا بيوتكم مقابر. إن الشيطان ينفر من البيت الذي تقرأ فيه سورة البقرة .
{Ebu Hureyre r.a dan. Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz. Muhakkak şeytan, içerisinde Bakara suresi okunan evden kaçar.}
Müslim.2.C. 780.Tirmizi.5.C.3036.
Ahmed.2 / 284-337


{Resulullah s.a.v şöyle buyurdular : Evlerinizde Bakara suresini okuyunuz, oraları kabirlere çevirmeyiniz. }
Beyhaki.5 / 448 / 1056

Hulasa, ölülere faydası dokunsun diye Kur’an okumanın eğer dinimizde bir yeri olmuş olsaydı, Müslümanlara karşı çok şevkatli ve merhametli olan Peygamberimiz Muhammed s.a.v :
“ Evleriniz de Kur’an okuyunuz ve namaz kılınız, oraları kabirlere çevirmeyiniz “
diye nasihatte bulunmazdı… Çünkü,kabirler Kur’an okuma ve namaz kılma yeri değildir….. Bunun içindir ki ; Hayatı boyunca defalarca kabirleri ziyaret eden Allah Resulü s.a.v, ne böyle bir şey yapmıştır,ne ümmetine böyle bir şey tavsiye etmiştir ve ne de ima ile de olsa buna işaret etmiştir …..
Kendisinin de hadisi şeriflerinde buyurduğu gibi :
ما بقي من شيء يقرب من الجنة ويباعد من النار إلا وقد بين لكم . صحيح
{ Size cennet’e yaklaştıracak ne var ise onu açıklamışımdır. Ve yine size, cehennem’den uzaklaştıracak ne var ise onları da açıklamışımdır.}
M. Zevaid.8 . 264 - 4.C.1803.- Hakim : 2.C. 4.

عن أبي ذر قال تركنا رسول الله صلى الله عليه وسلم وما طائر يقلب جناحيه في الهواء إلا وهو يذكرنا منه علما قال فقال صلى الله عليه وسلم فذكره . وله شاهد من رواية عمرو عن المطلب مرفوعا بلفظ ما تركت شيئا مما أمركم الله به إلا قد أمرتكم به وما تركت شيئا مما نهاكم عنه إلا قد نهيتكم عنه .
وإسناده مرسل حسن .
{ Ebu Zerr r.a şöyle dedi : Resulullah s.a.v bizi, hava’da kanat çırpan kuştan dahi malumat vemiş olduğu halde terk etti . }
İbni Hibban.1.C. 65.
Ahmed müsned.5 / 162 Taberani Kebir : 1647.
Sünen: 4.C. 1803.


{ Ve yine bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır : Allah’ın size emredip de benim size emretmediğim hiçbir şey bırakmadım.Ve yine,Allah’ın size yasaklayıp da benim size yasaklamadığım hiçbir şey de bırakmadım.}
Sünen.4.C. 1803 .

SONUÇ OLARAK:
Kuran ve Hadis Müslüman’ın anayasasıdır.
Onun dışına çıkamaz,inanç sömürüsü yapamaz.Hata yapar günah kazanır,bilerek yaparsa küfre girer.Yasalar diriler için geçerlidir,ölüler için değil.İman ve islama teşvik içindir.Allah’ın işine karışmak için değil.
1.. (Ehzul ücreti ala zikri ve tilavetil kuran fehuve haramün=zikir veya kurandan ücret almak haramdır-Hediyetül alaiye)) Bu ücret ister maddi olsun,iter hatır gönül fark etmez.
2.. Necm suresinde/21.ayet- Allah buyuruyorki:İnsan için ancak amelidir sonra karşılığını görecektir.Kimse kimsenin yerine rehine değildir.ancak maksat yalnız.
3.. Etterğipte şöyle geçer / (Men mate ibni adem inkatea amelühü...=Kişi ölünce ameli kesilir ) kesilen bir ameli sen devam ettiremezsin
4.. Bakara suresinde.(insan taşıyabilecağı kadar yükü yüklenir.) Zengin kuran okuttu ya fakir ne yapacak?.
5.. Etterğip vetterhip te : (Elkur’anil kerimu huve dusturil,huyutil,ehyai,la lil emvat = Kuran diriler için yasadır,kanundur,ölüler için değil)
6.. Peygamberimiz kaç ölüye kuran okumuştur?.
7.. Hangi ayeti okuyun diyor?.
8.. Kuran ayetlerini eksiltmekle,artırmanın farkı ne?.
9.. Allah buyuruyor ki kuranı okuyun onu yemeyin.
10.. Babanız öldü ona kuran okuyorsun.baba kalk camiye git,namaz kıl,oruç tut dedin,o bunları yapar mı?,yapamazsa niçin ona söyledin?,Türkçe değil de Arapça Allah kelamıyla bunu söylemiş olmadın mı?..
11.. Öyleyse kuranı değiştirmek küfür değil mi?.
12.. Dua ayrı bir ibadettir,dua edebilirsiniz.Allah’a dilekçe yazmaktır.yaz dilekçeni de,cenneti satın almaya çalışma.
13.. İslam dininde ruhbanlık yoktur.Ama sen yinede üçkağıtçı,sahtekar insanlara para ver de sana yasin okusunlar.yasinde tek ayet bulamazsın ki ölüye hitap etsin.hep dirilere hitap eder.peki neden ölüye okudun?.ha ölmek üzere olan kişiye okuyabilirsin,çünkü o hala diridir.Kuranı okumak ve dinlemek fazilettir,Rahmettir.ölüye okumak ve okutmak haramdır,israr ve maksatlı yapılırsa küfürdür.Okunan yasinde ölülere okunmamasını,işittirilmemesi zikredilmektedir. Hut suresinde Allah buyuruyor ki / (fastakim kema umirte = Emrolunduğun gibi doğru ol ) yani ne eksilt ve nede artır.Lütfen Allah eksik koydu da senmi tamamlayacaksın?.


mehmet selim polat
 

bizar

Well-known member
Değerli Kardeşimiz;


Ölüye Kur'an okumak caiz mi ve faydası var mı?

Kur’an-ı Kerim’in sadece bir ciheti yoktur. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “İnsana hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bütün insanın bütün hacatı maneviyesine merci olacak çok kitapları tazammun eden tek, cami bir kitab-ı mukaddestir. (Sözler. S.340)

Yani Kur’an-ı Mübin hayatımızı tanzim eder. Allah’a olan mesuliyetlerimizi gösterir, dünyaya geliş gayemizi, neler yapmamızı, nasıl ibadet edeceğimizi öğretir ve her şeyin hikmet ve mahiyetini anlatır. Hülasa Kur’an-ı Kerim bir zikir, fikir, dua ve davet kitabıdır.

Kur'ân-ı Kerimin tesir sahası sadece dünya ile sınırlı değildir. Onun mü'min ruhlara verdiği feyiz hayatta iken kalmaz, aynı şekilde kabir âleminde de devam eder, orada iken de ruhlarımızı şenlendirir, kabrimizde nur ve ışık olur.

Geçmişlerimizin ruhuna Kur'ân'dan nelerin okunması gerektiği hususunda Peygamberimiz (a.s.m.) şu tavsiyelerde bulunur: "Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve Allah'tan âhiret saadeti dilerse, Allah onu mağfiret buyurur. Yâsin'i ölülerinizin üzerine okuyunuz." (Müsned, 5:26)

Bu hadis-i şerif, Yasin Sûresinin hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına, hem de ölmüş mü'minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret etmektedir.

Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerif de meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır:

"Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yasin Sûresini okursa, Allah kabir sahibini bağışlar." (İbni Mace Tercemesi, 4:274)

İslâm âlimleri, ölünün ruhuna Kur'ân okunduğu zaman peşinden bir dua ile ruhlarına bağışlanmasını tavsiye etmişler, Sahabiler de bu şekilde yapmışlardır. İmam-ı Beyhakî'nin bir rivayetinde, Abdullah bin Ömer'in ölülerin ruhuna Bakara Sûresinden okunabileceğini tavsiye ettiği anlatılmaktadır.(Beyhaki, 4:56)

Bir Fâtiha'nın veya okunan bir Yâsin'in bütün ölülerin ruhuna aynı şekilde hiç eksilmeden nasıl ulaştığını da Bedüzzaman'dan bir nakille öğrenelim:

"Fâtır-ı Hakim nasıl ki, unsur-u havayı; kelimelerin, berk (şimşek) gibi intişarlarına ve tekessürlerine (yayılma ve çoğalmalarına) bir mezraa (tarla) ve bir vasıta yapmış ve radyo vasıtasıyla bir minarede okunan ezan-ı Muhammedi (a.s.m.) umum yerlerde ve umum insanlara aynı anda yetiştirmek gibi; öyle de okunan bir Fatiha dahi, meselâ, umum ehl-i imanın emvâtına (ölülerine) aynı anda yetiştirmek için hadsiz kudret ve nihayetsiz hikmetiyle manevî âlemde, mânevî havada çok manevî elektrikleri, manevî radyoları sermiş, serpmiş; fıtri telsiz telefonlarda istihdam ediyor, çalıştırıyor.

"Hem nasıl ki, bir lamba yansa, mukabilindeki binler aynaya, her birine tam bir lâmba olur. Aynen öyle de, Yâsin-i Şerif okunsa, milyonlar ruhlara hediye edilse, her birine tam bir Yâsin-i Şerif düşer. (Şualar, s.576)

Zaten kabirdeki yakınlarımız devamlı surette bizden yardım beklemektedir. Bizden gelecek bir dua, bir Fatiha, bir İhlâsla nefes alabileceklerini bilmektedir. Çünkü kabir o kadar çetin şartlarla iç içedir ki, en küçük bir mânevî yardım dahi onun ruhunu serinletecektir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar:

"Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır." ( Mişkatü’l- Mesabih, 1:723)

- Hanefî mezhebine göre de, bir insan akrabasının veya yakın dostunun kabri başında Kur’an okusa güzel olur(V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 8/49).

Şu ifadeler de Hanefî alimlerine aittir. “Ehl-i Sünnet ve cemaate göre, bir insan namaz, oruç Kur’an’ın okumak, zikir, hac gibi işlediği güzel amellerinin sevabını başkasına hediye edebilir(bk. Fethu’l-kadîr, 6/132; el-Bahru’r-Raik,7/379- Şamile-; Reddu’l-Muhtar, 2/263).

- Malikî mezhebinde ise –şartsız olarak- kişinin, kendi kabri üzerinde Kur’an okunmasını tavsiye etmesi caizdir(V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 8/51).

- Şafii ve Hanbelî mezhebine göre, kişinin kendi kabri üzerinde Kur’an okumayı vasiyet etmesi caizdir. Çünkü, şu üç durumda Kur’an okumanın sevabı ölüye ulaşır: Kabrin yanında okumak, okumadan sonra dua etmek, sevabını ölünün ruhuna niyete ederek okumak(bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 8/51).

İmam Nevevî’nin el-Memuunda da(15/521-522) şu bilgilere yer verilmiştir: Şafii mezhebinde daha çok şöhret bulmuş görüşe göre, Kur’an’ın sevabı ölüye ulaşmaz. Ancak, tercih edilen görüşe göre bu sevap –özellikle arkasından dua edildiği zaman- ölüye ulaşır.

- Bazı Şafii alimlerine göre, kabrin sahibi, -arkasından dua okunsun, okunmasın- kabri üzerinde okunan Kur’an sevabından faydalanır(Yusuf el-Erdebilî, el-Envar, 1/399).

- “Bir mezarlıkta okunan ve oradaki bütün ölülerin ruhuna hediye edilen Kur’an’ın sevabı, bölünerek mi, yoksa bölünmeden mi onların ruhuna gider?” şeklindeki bir soruya karşılık, Şafii alimlerinden İbn Hacer; “Her ölüye okunan Kur’an’ın sevabı bölünmeden tam olarak ulaşır, bu Allah’ın geniş rahmetine en uygunudur” diye cevap vermiştir(bk. Buğyetu’l-musterşidîn, s.97).

Mehmed PAKSU

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör
 

memluk

Hatim Sorumlusu
kuranı kerim baştan sona şifadır. bizler onu okuyup ahiret alemine gönderdiğimiz yakınlarımza sevabını göndererek teselli buluyoruz.......................“Bir mezarlıkta okunan ve oradaki bütün ölülerin ruhuna hediye edilen Kur’an’ın sevabı, bölünerek mi, yoksa bölünmeden mi onların ruhuna gider?” şeklindeki bir soruya karşılık, Şafii alimlerinden İbn Hacer; “Her ölüye okunan Kur’an’ın sevabı bölünmeden tam olarak ulaşır, bu Allah’ın geniş rahmetine en uygunudur” diye cevap vermiştir(bk. Buğyetu’l-musterşidîn, s.97).
 
M

msp1955

Misafir
Başta İmam Şafii,,,,
ölülere kuran okumanın faydalı olmayacağı belirtmiştir.
Kuran okuyan veya dinleyen faydalanır.
Bir başkasının ücretli veya ücretsiz okumasının,Bir teyip kasetinin okunmasından farkı yoktur.

Kurandaki dua ayetlerinden maksat dirilerin dua etme şeklini belirmesidir.

Kuran ölülerin değil,dirilerin kitabı ve yol haritası,yol işaretidir,ilahi bir yasadır.

Emirlerine uymayıp okunan kuran davacıdır ve faydasıda olmaz adeta Allah ile dalga geçmektir.

El ız ibni abdüsselamda kitabında kabul etmiyor.
Zayıf hadislerle amel edilmez,
Sahabe hayatındada ölülere kuran okuma ameliyesi yoktur.
http://mehmetselimpolat.blogcu.com/...d=36098681&title=olulere-nicin-kur-an-okunmaz .
 

juju_melek

Yeni Üye
Geçmişlerimizin ruhuna Kur'ân'dan nelerin okunması gerektiği hususunda Peygamberimiz (a.s.m.) şu tavsiyelerde bulunur: "Yasin, Kur'ân'ın kalbidir. Onu bir kimse okur ve ALLAH'tan âhiret saadeti dilerse, ALLAH onu mağfiret buyurur. Yâsin'i ölülerinizin üzerine okuyunuz." (Müsned, 5:26)

Bu hadis-i şerif, Yasin Sûresinin hem ölüm döşeğinde olan hastaya okunmasına, hem de ölmüş mü'minlerin ruhuna bağışlanmak üzere okunabileceğine işaret etmektedir.

Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerif de meseleyi açıklığa kavuşturmaktadır:

"Kim babasının veya anasının veya bunlardan birisinin kabrini Cuma günü ziyaret ederek orada Yasin Sûresini okursa, ALLAH kabir sahibini bağışlar." (İbni Mace Tercemesi, 4:274)

İslâm âlimleri, ölünün ruhuna Kur'ân okunduğu zaman peşinden bir dua ile ruhlarına bağışlanmasını tavsiye etmişler, Sahabiler de bu şekilde yapmışlardır. İmam-ı Beyhakî'nin bir rivayetinde, Abdullah bin Ömer'in ölülerin ruhuna Bakara Sûresinden okunabileceğini tavsiye ettiği anlatılmaktadır.(Beyhaki, 4:56)


Zaten kabirdeki yakınlarımız devamlı surette bizden yardım beklemektedir. Bizden gelecek bir dua, bir Fatiha, bir İhlâsla nefes alabileceklerini bilmektedir. Çünkü kabir o kadar çetin şartlarla iç içedir ki, en küçük bir mânevî yardım dahi onun ruhunu serinletecektir. Bir hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyururlar:

"Ölen kimse kabrinin içinde boğulmak üzere olup da imdat isteyen kimse gibidir. Babasından yahut kardeşinden veya dostundan kendisine ulaşacak duayı beklemektedir. Nihayet dua kendisine ulaştığında bu duanın sevabı ona dünya ve dünyada bulunan her şeyden daha kıymetli olur. Muhakkak ki, hayatta olanların ölüler için hediyeleri dua ve istiğfardır." ( Mişkatü’l- Mesabih, 1:723)
 

Abidin1

Well-known member
Selamın ALeyküm;

Unutmadıysam eğer Yasin suresinde ANtakya da olanlardan bahsediyor. Halkını hakka çağırıp onların öldürdüğü adama öldükten sonra neler dendiğinden bahsediyor. AHretle ilgili bir kısımları var.

Akıl yürütürsek.. Doğal olarak Hristiyana v.b. cenazeye kuran okunmayacağına göre.. Yasini okuyacağımız cenaze rahmete kavuşmuş bir müslüman olacağına göre..Eğer ruhu duyuyorsa, yada ölüm döşeğindeki bir hastaysa belkide onu ferahlatır.. Tabii ki ölüm döşeğindeki kişi Arapçasından anlayabilirmi onu bilmiyorum.. Anlasa inanan bir insan sa belki rahatlardı..

Kur'an Dünya rehberidir.. O rehbere göre hareket edersen sana Ahrette şefaat eder.. Kitab-ı mübin (yani ap açık bir kitaptır.) Onda Batıni şeyler aramak, Fal bakmak yada mezarlıkta okumak iyi değil. Mehmet AKif'in mısraları aklıma geldi.

İnmemiştir hele Kur'an şunu hakkıyla bilin
ne mezarlıkta okumak nede fal bakmak için.

Saygılar...
 
Mehmet Talu Hoca çok güzel açıklamış Allah razı olsun...


ölen kişinin arkasından ne yapılmalı yani dua olarak ve hayır işlenmesi açısından neler yapılmalıdır. Yasin suresi ve başka hangi dualar ölünün kabir azabını hafifletmek için okunmalıdır?


Hayatta iken yaptıklarının, vefatından sonra kişinin kendisine ulaşacağını ifade ve hayatta iken hayır yapmaya teşvik eden pek çok hadis-i şerif vardır.(1) Peygamber Efendimiz (s.a.v) "İnsan ölünce (salih) ameli kesilir. Ancak üç amel (in sevabı) kesilmez: Sadaka-i câriye (kamuya yararlı sadaka), faydalanılan bir ilim ve arkasında kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakmak" (2) buyurarak buna işaret etmiştir. Ebû Hureyre'den rivâyet edilen hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v) amellerin sayısını (sadaka-i cariyeyi tafsil etmek suretiyle) çoğaltarak: "Mü'min'e ölümünden sonra amel ve hasenatından ulaşacak şey: Öğretip yaydığı ilim, bıraktığı salih evlat, miras bıraktığı Mushaf, yaptığı mescit, yolcu için yaptığı ev, akıttığı ırmak ve sağlığında malından verdiği sadakadır." (3) buyurmuşlardır.

Başka bir hadisin ifadesiyle; "Ölüyü (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri bâki kalır: ve malı geri döner, ameli kendisiyle bâki kalır." (4)

Bu ve benzeri(5) hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere insan, dünyada iken kendisinin yaptığı veya başkalarının yapmasına vesile olduğu amellerden istifade edecektir. Zaten bunda alimler de ittifak etmişlerdir.(6) Fakat kişinin ölümünden sonra başkalarının kendisi için yapacakları iyi işlerin sevabının veya bunlardan hangisinin ulaşıp-ulaşmayacağı konusunda ihtilaf edilmiştir.

Mu'tezile mezhebi, ölüye dirilerin yaptıkları hiç bir şeyin fayda vermeyeceğini iddia eder.(7) Onlar iddialarına delil olarak da "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur",(8) "Siz, ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz".(9) ve "Herkesin kazandığı hayrın sevabı kendine, yaptığı fenalığının zararı da yine kendinedir."(10) gibi ayetleri gösterirler. Halbuki Ehl-i Sünnet alimlerinin hepsi, hangi amelin fayda verip, hangisinin fayda vermeyeceği meselesinde ihtilaf etmişler ise de, ölüye başkalarının yapacağı amellerin fayda vereceği hususunda ittifak etmişlerdir. Çünkü bu konuda, bazı amel ve iyiliklerin fayda vereceğine dair, apaçık ayet ve hadisler vardır. Mesela, dua ve istiğfarın faydalı olacağına "Onlardan, sonra gelenler şöyle derler: Ey Rabbimiz, bizi ve bizden önce imanla geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma"(11) ayet-i kerimesi delalet etmektedir. Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakk, daha önce iman edip de göçmüş olan kardeşleri için istiğfar eden mü'minleri övmüştür. Eğer istiğfarın ölülere bir faydası olmasaydı, Allah Teâlâ onları övmezdi.(12)

Peygamber Efendimiz de "Ölüye namaz kıldığınız zaman ona gönülden dua edin"(13) buyurmuş ve kendisi de kıldığı cenaze namazlarında ölü için dua etmiştir. Şayet bu namaz ve duanın ölüye bir faydası olmasaydı, Rasulullah (s.a.v) bunu ne kendi yapardı ne de başkalarına emrederdi.(14) Halbûki O, kendisi de birinin cenaze namazını kıldırırken "Allahım, filan oğlu filan senin güvencende, senin koruman altındadır. Onu kabir fitnesinden ve Cehennem azabından koru. Sen vefa ve övgü sahibisin. Allahım onu bağışla, ona acı! Muhakkak ki sen çok bağışlayan, çok acıyansın."(15) diye dua etmiştir. Kaldı ki Cenâze namazının kendisi de ölü için bir duadır. Allah için namaza, meyyit/meyyite için duaya... diye niyet edilir. Eğer ölünün ruhuna yararı yoksa bunun bir anlamı kalmaz.

Kendisi zaman zaman Bakî kabristanını ziyaret ederek kabirdekilere selam vererek dua ederdi.(16) Eğer selamı onlara ulaşmasa ve duası fayda etmeseydi, bunu yapması abesle iştigâl olurdu ki O, bundan münezzehtir.

Geride kalanların, ölüleri için yaptığı ibadet ve hayırların faydasını iki bakımdan ele almak gerekir:

Birincisi: Müteveffânın borçtan kurtulup kurtulmaması

Bir kimse üzerinde namaz, oruç, hac, zekat, adak, kul borcu gibi borçlar bulunarak ahirete intikal etmiş ise geride kalanların-ölünün vasiyeti olsun veya olmasın- bunları eda etmeleriyle borçtan kurtulur mu?

İkincisi: Başkasının yaptığı ibadetin sevabının ölüye ulaşıp ulaşmaması

Fukahâ ibadetleri üçe ayırmışlardır:

a) Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetler: Başkalarının yapmalarıyla bu borçlar düşmez, sorumluluk devam eder.

b) Zekat, nezir ve mâlî keffaret gibi mâlî ibadet ve borçlar: Bunlar, başkalarının ödemesiyle ödenmiş olur, borç kalkar.

c) Hac gibi hem mâlî, hem de bedenî ibadetler: Birisi ölü namına bunu yaparsa o borçtan kurtulmuş olur. Fakat mirasçılar bunu yapmaya mecbur değildir. Ancak İmam Şafiî'ye göre vasiyet etmiş ise mecbur olurlar.

Ahmed b. Hanbel, Evzaî, Ebû Sevr, Nevevî gibi müçtehidler ile muhaddislerin çoğuna göre, ölünün yakınlarının, onun borçlu olduğu oruç, hac gibi ibadetleri de kaza etmesi caiz ve sahihtir.

İslam ulemasının ekseriyeti, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapılan ibadetlerin sahih olduğuna ve dünyadan göçmüş olanların bundan istifade edeceklerine kani olmuş ve bu hükmü benimsemişlerdir.(17)

Konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi için başkalarının ölünün yararına yapabilecekleri işleri maddeler halinde açıklamaya çalışalım:

1- Ölünün borcunun ödenmesi: Bir kişi öldüğünde başkalarının onun hakkında yapabilecekleri, hatta yapmaları gereken en önemli işlerden birisi, varsa o kişinin borçlarını ödemek ve böylece onun üzerinden kul haklarının kalkmasını temin etmektir. Çünkü hadisteki ifadesiyle "Mü'minin ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır."(18)

Bundan dolayı, borçlu olarak ölen kişi, şayet miras olarak bir şeyler bırakmışsa ondan borçları ödenir.(19) Böylelikle ölünün borcunun ödenmesi kendine fayda verip, borçtan kurtulmasına sebep olur. Burada mâlî borçlarının ödenmesinde borcu ödeyen kişinin, ölünün bir yakını olması şart değildir. Kim öderse ödesin, ölen kişi kurtulmuş olur.(20)

2- Dua ve istiğfar: Ölmüş birisi için yapılabilecek en büyük iyiliklerden birisi onun için dua etmek ve istiğfarda bulunmaktadır. Nitekim; "Ey Allah'ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?" diye soran Ebû Ubeyd Mâlik İbn Rabîa es-Sâidî (r.a)'ye Peygamber Efendimiz (s.a.v): "Evet vardır. Onlara dua, onlar için Allah'tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra -vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak."(21) cevabını vermiştir.

Yine "Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla..."(22) gibi ayetler, cenaze namazı, dua ve istiğfarın ölülere fayda vereceğini ispat etmektedir.(23)

Bu mevzudaki ayet ve hadis-i şerifleri(24) göz önünde bulunduran ilim adamları, ölü için yapılan dua ve istiğfarın ölüye fayda vereceğinde. Ancak kendisi için dua edilen kimsenin mü'min olması şarttır.(25) Zira imanı olmayanlara hiçbir şey fayda vermez. Zaten onlar için dua etmek de meşru değildir.(26) İmam Eş'ari'ye göre, "Hadisçiler ile Ehl-i Sünnet'in çoğunluğu, dua ile sadakanın, Müslümanlar için ölümlerinden sonra fayda vereceğini kabul ederler.(27) Öyleyse dua meşru ve faydalıdır.(28)

Bu mevzuda bilinen en meşhur hadis-i şeriflerden biri olarak Müslim'de Ebu Hüreyre (r.a)'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte: "insan ölünce bütün amelleri kesilir. Ancak üç şey (bunları yapan üç kişi) müstesna: Sadaka-i cariye (bırakan) veya istifade edilen bir ilim (bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat (bırakan)"(29) buyurulmaktadır.

Bu hadis-i şeriften anladığımıza göre:

a- Sadaka-i cariye denilen, insanların istifade edebileceği yol, köprü, cami, çeşme, mescit, ve vakıf müesseseleri ile bunları en verimli ve hayırlı şekilde kullanacak nesillerin yetişmesi içinde okul ve öğrencilerin barınabilecekleri yurt gibi müesseseler yapmak gibi salih amellerde bulunmaktır ki, arkada bırakılan bu türden bir müessese hayatta kaldığı müddetçe, -Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) beyanları çerçevesinde- iyi bir çığıra vesile olunduğu için kıyamete kadar orada yetişenlerin kazandıkları sevapların bir misli de bu müesseseleri kuranların amel defterlerine kaydedilecektir.

b- İlim erbabının bıraktığı eserler de sadaka-i câriyedendir. Alim, kapasitesine göre bunlardan mükafatını alır. Ayrıca ilim erbabına sahip çıkma ve onların kitap, defter, yiyecek ve giyeceğini temin etme şeklinde yapılan çalışmalar da, hayır cihetinde kapanmaz birer sadaka-i cariye sayılmaktadır.

c- Ölen kişi giden ruh, ardından hayırlarda bulunacak ve hayırlı nesiller yetiştirecek hayırlı bir evlat ister. Ancak bıraktıkları böyle bir nesildir ki, ahiret hesabına onlara yararlı olacaktır. Yoksa ölü ne helva, lokma yemek; ne yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gece, ne mevlit, ne paralı hatim, ne telkin, ne devir, ne de duvara asılacak eski bir resim bekler.

3- Sadaka vermek: Sadakanın da ölen kişiye faydası olduğu mevzuunda Ehl-i Sünnet âlimleri ittifak etmişlerdir. Peygamber (s.a.v)'in buna delalet eden hadisleri(30) vardır.(31)

İbn Abbas (r.a)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır: "Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Annem vefat etti. Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu? diye sordu. Peygamberimiz: "Evet" deyince, adam; "Benim bir meyveliğim var. Sizi şâhid kılıyorum, onu annem için tasadduk ediyorum" dedi.(32) Verilen sadaka ister kişinin evladı gibi birinci derecede bir yakını isterse başkaları tarafından verilsin, sadakanın sevabının ölüye ulaşacağında ittifak olduğu bildirilmektedir.(33)

Sa'd İbn Ubâde hadisinde ise, ölünün arkasından yapılacak sadakanın hangisinin daha efdal olduğu beyan edilmektedir. Sa'd (r.a) şöyle anlatır: "Ey Allah'ın Resulü dedim, annem vefat etti, (onun adına) yapacağım sadakanın hangisi efdaldir?" Peygamber Efendimiz (s.a.v), "su" buyurdular. Bu cevap üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve: "Bu kuyu Sa'd'ın annesi için dedi."(34)

Bu hadis-i şerif de, ölü adına hayır yapılabileceğini gösteren delillerdendir. Nesâî'nin rivayetinde Sa'd, önce vefat eden annesi adına sadaka verip veremeyeceğini sorar. Cevap müspet olunca hangi sadakanın efdal olduğunu sorar. Bunun üzerine, "su" cevabını alır.(35)

Nafile olarak sadaka vermek isteyenlerin bütün inananlara (mü'min ve mü'minelere) niyet etmesi en faziletlisidir. Çünkü bunun sevabı onlara ulaşır, kendisinin sevabından da herhangi bir şey eksilmez.(36)

4- Ölenin borcu olan oruçlarının geride kalan akrabaları tarafından tutulması: Üzerinde Ramazana ait kaza orucu bulunduğu halde ölen kimse ile ilgili iki durum söz konusudur:

a) Vakit darlığı, hastalık, sefer ve oruç tutmaktan âciz olmak gibi özürler sebebiyle oruç tutma imkanını elde edemeden ölmüş olmak: Alimlerin ekserisine göre, bunların her hangi bir kusuru olmadığı için hiç bir şey gerekmez, günahkâr olmaları da söz konusu değildir. Çünkü bu oruç, ölünceye kadar, tutma imkanını elde edemediği bir farzdır. Dolayısıyla hacda olduğu gibi, hükmü bedelsiz olarak düşmüştür. Bunun için, kişi hasta yahut yolcu olduğu bir durumda ölmüş ise tutamadığı orucun kazası gerekmez.

b) Oruç borcu olan kişi oruçlarının kazasını yapma imkanını elde ettikten sonra ölmüşse velisi onun için oruç tutamaz. Yani fakihlerin ekserisine göre, ölünün kazası olan oruçları tutmak vacip değildir. Şafiîlere göre, velisi oruç tutacak olsa, sahih olmaz. Çünkü oruç, halis bir beden ibadetidir. Şeriatın aslı ile farz kılınmıştır. Gerek hayatta, gerekse öldükten sonra bunda vekalet ve niyabet caiz değildir. Bu yönüyle o namaz gibidir. Bir hadis-i şerifte bununla ilgili olarak: "Hiçbir kimse başka bir kimse adına namaz kılamaz, oruç tutamaz. Fakat onun adına her güne karşılık bir müd (ülkelere göre değişen bir ölçek. Iraklılara göre 2 rıtıl sığan ölçek, yani yaklaşık 18 litrelik ölçek) yiyecek fakirlere yedirir." buyurulmuştur.(37) Hanbelilere göre ise, velinin ölü adına oruç tutması mubahtır. Çünkü bu durum, ölünün kurtuluşunu sağlamak bakımından daha ihtiyatlı bir harekettir.(38)

Bu konuda rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Aişe (r.anhâ) validemiz, Resulullah (s.a.v)'in: "Kim, üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, onun orucunu velisi tutar." buyurduğunu haber vermiştir.(39) Yine Hz. Câbir İbn Abdullah (r.a) da rivayet ettiği bir hadis-i şerifte; bir kadın, Resulullah Efendimize (s.a.v) gelerek, annesinin üzerinde oruç nezri olduğunu ve onu yerine getiremeden öldüğünü haber verir. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v): "Velisi ona bedel oruç tutsun" buyurur.(40)

Buharî ve Müslim'de zikredilen diğer bir hadis-i şerifte ise, bir kadının üzerinde bir aylık (nezir) oruç borcu olduğu halde vefat ettiği ve çocuğunun Peygamber (s.a.v.)'e gelerek "Ben onun yerine oruç tutsam olur mu?" diye sorduğu Resulullah'ın (s.a.v) da ona: "Annenin üzerinde borç olsaydı onu öder miydin?" diye sorduğu Onun: "Evet" diye cevap vermesi üzerine de: "Allah'ın borcu, ödenmeğe daha layıktır" buyurduğu haber verilmektedir.(41)

Oruç tutmak, bedenî ibadetlerdendir. Burada oruç ibadeti zikredildiği ve başkalarının tutacağı orucun sevabının ölüye ulaşacağı haber verildiğinden, diğer bedenî ibadetlerde de aynı durumun söz konusu olup olmadığında ihtilaf edilmiştir. Oruç konusunda rivayet edilen hadislerden bazı alimler, farz olan Ramazan orucundan üzerinde borcu olarak ahirete göçmüş olanların oruçlarının bile geride kalanlar tarafından tutulabileceği hükmünü çıkarırlarken, bazıları da sadece nezir orucunu tutabileceğine kail olmuşlardır.(42)

Ölenin yerine oruç tutma meselesinde Ahmed İbn Hanbel, ölü üzerinde Ramazan, nezir veya keffaret orucu borçları bulunduğu takdirde, velisinin ona bedel tutabileceğini söylemiştir. İmam Mâlik, Şafiî ve Ebu Hanife'ye göre, ölünün velisi, her bir oruç için bir sa' (bin dirhemlik bir hububat ölçeği) arpa veya yarım sa' buğday tasadduk etmelidir. Keza her bir namaz (veya bir günlük namaz) için de aynı miktar mal tasadduk etmelidir. Fakat çoğunluk, (ölünün) bedenî ibadetlerinin niyabeten başkası tarafından ifa edilemeyeceğini söylemiştir.(43)

Ancak, böyle bir kapı açmanın, insanları sağlıklarında kendilerinin yapmaları gereken ibadetleri ihmal etmeye sevk edeceği endîşesiyle bazı alimler, "hiçbir orucu tutamayacağını ancak keffaretini verebileceğini" söylemişlerdir.(44)

5- Ölen kişi yerine yapılacak hac: Bir kimse, ölmüş birisinin yerine hac yapıp sevabını ölüye bağışlayabilir. Nitekim Ebu Davud'da Büreyde (r.a)'den rivayet edilen hadis-i şerifte, hayatında iken hiç hac yapmayan annesinin yerine hac yapıp yapamayacağını soran bir kadına, Rasulullah Efendimiz (s.a.v): "Evet, ona bedel haccet" buyurarak ölmüş annesinin yerine haccetmesine izin vermiştir.(45)

Her ne kadar cumhur, bedenî ibadetlerin niyabeten başkası tarafından ifa edilemeyeceğini söylemişse de, acz şartıyla, sadece hac farizasının bir başkası tarafından ifasını caiz görmüştür. Acz'den murat, kişinin ölmüş olması ve iyileşme ümidinin kesilmesidir, kötürüm bir kimse âcizdir. Bazı alimler, ölü adına nafile hac yapılabileceğini de söylemişlerdir.(46)

Bir başka hadis-i şerifte ise, ölenin yerine yapılan ibadetlerle onun borcunun ödenmiş olacağı ve bunun ölünün semadaki ruhuna müjdeleneceği şöyle anlatılır: Zeyd ibn Erkam (r.a) anlatıyor:

"Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: "Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu hacla onun borcunu ödemiş olur. Bu durum, semadaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankâr bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah'ın nezdinde (iyi kullar meyanında) yazılır."

Diğer bir rivayette ise: "Babası için bir hac, kendisi için yedi hac yazılır" buyurulmuştur. (47)
Tabii ki, bu rivayetlerde zikredilen mana, sadece bir ibadetin yapılıp, sevabının ölüye bağışlanmasının cevazına delalet eder. Cenab-ı Hakk'ın o engin rahmetinden ümit edilir ki, o sevap nedeniyle, huzuruna ibadet borcuyla gelen kullarını affeder, yoksa sağlığında fırsat elde iken bu ibadeti terk eden ve bu halleri üzere ölenlerin elbette hesapları görülecek ve cezaları verilecektir.

İbn-i Kudâme'nin de ifade ettiği gibi ölü, başkaları tarafından yapılan ve sevabı kendisine bağışlanan ibadetlerden istifade edebilir. Çünkü oruç, dua, istiğfar, hac gibi ibadetler, bedenî ibadetlerdir. Allah Teâlâ, bunların ve bunlar gibi diğer ibadetlerin sevaplarını da ölüye ulaştırır.(48)

Yalnız bu gibi ibadet borçlarının üzerinde kalması için kişinin, mesela, oruç için borçlandıktan sonra, hastalanıp ölünceye dek borcunu tutacak kadar sıhhate kavuşamaması gibi meşru bir mazereti olmalıdır. Ancak böyle bir özre binaen yapamamış olanlar için, geride kalanların, Allah'a karşı olan borcunu onun adına ödemeleri sebebiyle Allah Teâlâ affeder, kasıtlı olarak terk edenleri değil.(49)

6- Ölü adına kurban kesmek: Ölü adına kurban kesilerek tasadduk edilip sevabı ölüye bağışlanabilir. Zikredeceğimiz şu vak'a ölünün gıyabında kurban kesilip sevabının ölüye bağışlanabileceğini göstermektedir: Hâneş (r.a) anlatıyor: "Hz. Ali (r.a)'yi gördüm, iki koç kesmişti." Dedi ki, "Biri kendim için, diğeri Resulullah (s.a.v) için". Ve ilave etti: "Resulullah (s.a.v) böyle vasiyet etti. Ben (hayatta olduğum müddetçe) ebediyen (bunu yapmayı) terk etmeyeceğim."(50)

Hz. Ali (r.a)'nin kestiği bu kurban Resulullah (s.a.v)'ın vefatından sonrası için söz konusudur. Ebu Davud, hadisi "Ölü adına kurban" adını taşıyan bir bapta kaydeder. Tirmizî ise, ölü adına kurban kesmeye, bir kısım alimlerin cevaz verirken bir kısım alimlerin caiz bulmadığını kaydeder.

Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v)'in ümmetinden Allah'ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehadet edenler adına da kurban kestiği de muhtelif rivayetlerde gelmiştir.(51)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ölülerin arkasından kurban kesip sevabını onlara bağışladığına göre, ölüler, kendileri için yapılan hayır-hasenâtın hepsinden haberdar olmakta ve onların sevaplarından faydalanmaktadırlar kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, avamdan bir çok insan, ölülerin arkasından onları memnun etmek ve böylece isteklerine kavuşmak için kabir başlarında kurban keserler veya bunu ölüye adarlar ki bu, tamamen yanlış bir inanç ve bid'at bir harekettir. Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.v); "Kabirde sığır, deve, koyun kesmek İslam'da yoktur"(52) buyurarak bunu yasaklamıştır. Çünkü, kurban bir ibadettir ve ibadetler sadece ve sadece Allah için yapılır. Bu sebeple bir kabir yada yatır için kesilen bir kurban, bırakınız sevaba vesile olmasını, kesenin imanını alıp götürebilecek ve şirk olabilecek bir davranıştır. Ve kesinlikle sakınmak gerekir.(53) Bu, cahiliyye döneminden kalma bir âdettir. Çünkü o dönemdeki Araplar, belirli zamanlarda veya ölü defnedilir edilmez hemen sığır, deve veya koyun cinsinden bir hayvan getirip mezar başında kurban ederler ve etini dağıtırlardı. Halbuki Allah Resulü (s.a.v), "Dine muhalefetten sakının. Dine sonradan sokulan her şey bid'at ve her bid'at da dalalet (sebebi)tir".(54) diyerek bid'atlara karşı bizi uyarmış ve "Size sıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah'ın kitabı ve peygamberlerin sünneti..."(55) buyurarak da bid'at ve sapıklıklara düşmemek için Kur'an'a ve sünnetine sarılmayı tavsiye buyurmuştur.(56)

7- Kur'an okuyup sevabını ölüye bağışlamak: Alimler, namaz kılmak ve Kur'an okumak gibi ibadetlerin sevabının, yapandan başkasına ulaşıp ulaşmayacağı konusunda ihtilaf edip iki görüş ileri sürmüşlerdir:

Hanefî ile Hanbelî alimlerine ve Şafiî ve Malikîlerin sonradan gelen alimlerine göre, ölü yanında okunan Kur'an'ın sevabı ile Kur'an okumanın peşinden yapılan dua, orada bulunmasa da ölüye ulaşır. Kur'an okumanın akabinde dua etmek ise daha çok kabule şayandır ve kabul edilmesi daha çok umulur.

Malikîlerin önceki fakihleriyle ilk Şafiîlerin meşhur olan görüşleri, ibadetlerin sevabının yapandan başkasına ulaşmayacağı yolundadır.

Hanefîlere göre, insan yaptığı amelin sevabını başkasına bağışlayabilir. İster namaz olsun, ister oruç olsun, ister sadaka ve benzeri şeyler olsun fark etmez. Bunların sevabını ölüye bağışlamak, kendi sevabından bir şey eksiltmez.

Hanbelîlere göre, kabrin yanında Kur'an okumakta bir sakınca yoktur.

Mâlikîlere göre, öldükten sonra kişi yahut kabri üzerine Kur'an okumak mekruhtur. Çünkü selef böyle bir şey yapmamıştır. Fakat sonradan gelen Mâlikîlere göre, Kur'an okuyup zikir yapmakta ve bunların sevabını ölüye bağışlamakta bir sakınca yoktur. Ölü için de Allah'ın izniyle sevap hasıl olur.

Şafiilerde meşhur olan görüşe göre, ölüye kendi amelinden başkası fayda vermez. Ancak Şafiîlerin sonradan gelen fakihleri, Kur'an okumanın sevabının ölüye ulaşacağı yolunda açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu şekilde Şafiîlerin sonraki fakihlerinin görüşü de diğer üç mezhebin görüşlerine uygunluk arz etmektedir.

Kur'an okumak, belli bir maksat için diriye fayda verince, ölüye fayda vermesi daha evladır. İbn Salâh'a göre, Kur'an okuma sonunda: "Allah'ım okuduğumuz Kur'an'ın sevabını filancaya ulaştır" demesi ve okunan Kur'an'ı dua kılması da uygun olur. Bu hususta uzak, yakın aynıdır değişmez. Bunun fayda vereceğine kesin olarak inanmak lazımdır.(57) Nitekim Peygamber (s.a.v) de, zaman zaman kabirlere uğrar ve oradakilere dua ederlerdi. Bu konuda İbn Ebî Şeybe'den rivayet edilen hadis şöyledir: "Hz. Peygamber (s.a.v) her yılın başında Uhud'daki şehitlerin kabirlerine gelir ve şöyle derdi: "Sabrettiğiniz şeylere mukabil sizlere selâm ve selâmet! Dünyanın en güzel neticesi budur!" Allah Resulü (s.a.v), Bazen de Bakî' mezarlığına çıkar ve şöyle derdi: "Ey mü'minler yurdunun sâkinleri! Selâm size! Bizler de inşallah sizlere kavuşacağız. Allah Teâlâ'dan bizim ve sizin için âfiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılardan selâmet ve siyanet dilerim."(58)

Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.v), dünyamızdan ayrılan insanlar için dua edip onlar hakkında âfiyet ve selamet dilemektedir. Şayet ölülerin arkasından yapılan duaların faydası olmayacak olsa idi Allah Resulü (s.a.v) böyle bir davranışta bulunmazdı. Aksi bir durum, Allah Resulü'nün abesle iştigali demektir ki, O, bundan fersah fersah uzaktır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle Efendimiz (s.a.v) asla hevâ'dan konuşmaz. O ne konuşmuşsa vahiy kaynaklıdır.(59) Okunan Kur'an'ın sevabının önce Hz. Peygamber (s.a.v)'e hediye edilmesi müstehaptır. Çünkü bizleri sapıklıktan O kurtarmıştır. Bunda bir nevi Ona teşekkür ve güzel bir mukabele vardır. Ölülerin arkasından okunan Fatiha, Yâsin ve Kur'an hatmi gibi virtlerden her biri, bir anda sayısız kişilerin ruhlarına yetişebilir ve onların hepsi de bu hediyeden nasiplerini alabilirler. Çünkü bu Allah'ın kudretine ağır ve zor değildir.

Bazı alimler, okunan kıraatin sevabının ölüye ulaşmasının yanında, sevabı ölüye bağışlanmak şartıyla her güzel amelin sevabı da ulaşır demişlerdir.(60) Yalnız bunların sevap kazanılacak şekilde yani sırf Allah rızası için yapılması şarttır. Yoksa çoklarının yaptığı gibi parayla Kur'an okutup ta ölüye bağışlatılmaz. Çünkü Kur'an okumak bir ibadettir. İbadet ise parayla değil de Allah rızası için yapılınca sevabı olur ve bu sevap onların ruhlarına bağışlanır. Aksi halde sevap olmaz ki bağışlansın.

Malikî ve Şafiî mezhebinde meşhur olan görüşe göre, kendi ameli ve kesb'i olmadığı için, Kur'an okumak da dahil, bedenî ibadetlerin hiçbirinin sevabı ölüye ulaşmazken kabrin yanında okunduğunda, ölü, okunan Kur'an'ı dinlediği için, dinleyici sevabı alır.(61)

Diğer bazı müçtehitler de ancak evladın veya yakın akrabanın oruç, namaz ve haccının vasıl olacağını ileri sürmüşlerdir. Fakat en isabetlisi, borç ve mesuliyetlerin düşmesi bahis mevzuu olmadan, bağışlanan sevaptan Müslüman ölülerin istifade edecekleri hükmü olsa gerektir.(62)
Fakat şurası bir gerçektir ki, ölü, kendi yapmadığı ve ihmal ettiği ibadetlerden mutlaka sorguya çekilecektir. Bazı cahil kimselerin zannettikleri gibi, ıskatını vermekle, yahut fidye ve keffaretini vermekle ölü, yüzde yüz mesuliyetten kurtulmuş olmaz. Eğer usulüne uygun şekilde yapılmışsa, yapılan bu gibi iyi amellerin sevabı bağışlanmakla sadece affı umulur.(63)

1. Ebû Davud, Vesâyâ, 3; Tirmizî, Vesâyâ, 7.
2. Müslim, Vasiyyet, 14; Ebu Davud, Vesâyâ, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36, Nesâî, Vesâyâ, 8; Dârimî, Mukaddime, 4; Ahmed İbn Hanbel, 2/372.
3. İbn Mace, Mukaddime, 20.
4. Buhari, Sahih, Rikak,42; Müslim, Sahih, Zühd, 5.
5. Buhari, Enbiya, 1; Müslim, Vasiyyet, 3, İlim, 6; Ebu Davud, Sünen, Vesaya,14, Cihat,15; Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 2/372 (Meymeniyye-Kahire 1313); İbn Mace, Sünen, Mukaddime, 20, 1975.
6. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453, 2. Baskı, Sebat Ofset, Konya, 1989.
7. İbn Kayyım el-Cevziyye, er-Ruh, 117; Beyrut, 1975.
8. Necm,53/39.
9. Yasin, 36/54.
10. Bakara, 2/286.
11. Haşr, 59/10.
12. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
13. Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 59.
14. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
15. Ebu Davud, Cenâiz, 56.
16. Müslim, Cenâiz, 103; İbn Mâce, Cenâiz, 36; Nesâî, Cenâiz, 103.
17. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 105-107, Marifet Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1984.
18. Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 76; İbn Mace, Sünen, Sadakat, 12.
19. Abdülkadir Mutlaku'r-Rahbavi, Ahiret Günü, 33; Terc. Ahmet Serdaroğlu-Lütfi Şentürk, Nur yay., 5. Baskı.
20. Buhari, Sahih, Havalat, 3; Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
21. Ebu Davud, Sünen, Edeb, 12; İbn Mace, Sünen, Edeb, 2.
22. Haşr, 59/10.
23. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 107.
24. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/509,6/252, (Meymeniyye-Kahire 1313); Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 72; İbn Mace, Sünen, Edeb, 1.
25. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568, Beyrut, ts.
26. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
27. Eş'ari, Makalatu'l-İslamiyyin, 282.
28. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
29. Müslim, Sahih, Vasiyyet, 3; Ebu Davud, Sünen, Vesaya, 14.
30. Buhari, Sahih, Cenaiz, 94; Müslim, Sahih, Zekat,15; Ahmed İbn Hanbel, 2/371.
31. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
32. Buhari, Sahih, Vesaya, 15, 20, 26.
33. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568.
34. Ebu Davud, Sünen, Zekat, 42; Nesei, Sünen, Vesaya, 9.
35. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Terceme ve Şerhi, 10/54, Akçağ yayınları, Ankara, 1990.
36. Vehbe Zühayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, (Terc. Heyet) 3/9; Risale yayınları, İstanbul, 1990.
37. Cemalüddin Ebî Muhammed Abdillah İbn Yusuf el-Hanefî ez-Zeyleî, Nasbu'r-Râye li ehâdîsi'l-Hidâye, 2/463; Dâru'l-Hadîs, Kahire, ts.
38. Vehbe Zühayli, a.g.e, 3/207-208.
39. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
40. Nasıruddin el-Elbânî, Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevzûa, 1/169-170; Dımaşk, 1964.
41. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
42. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 459.
43. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
44. Nâsıruddîn el-Elbânî, Ahkâmu'l-Cenâiz, 170; Beyrut, 1969.
45. Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
46. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
47. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
48. Vehbe Zühaylî, a.g.e, 3/99.
49. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 460-61.
50. Tirmizi, Dâhâyâ, 2; Ebu Davud, Dâhâyâ, 2.
51. İbrahim Canan, a.g.e, 6/61.
52. Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 70.
53. . İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu'l-Meâd, 1/146; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/379; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/97; Şeyh Ali Mahfuz, el-İbdâ, 186.
54. Dârimî, Mukaddime, 16.
55. İmam Malik, Muvatta', Kader, 3.
56. İsmail Lütfi Çakan, Hurafeler ve Batıl İnanışlar, 64; Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 109; Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 471; Recep Aktaş, İslam Dininin Yasak Ettiği Batıl İnanışlar, 43; Bahar yayınları, İstanbul, 1973.
57. Vehbe Zühaylî, a.g.e, 3/98-100.
58. Müslim, Sahih, Cenaiz, 102; Farklı rivayetler için bkz.: Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 79; Neseî, Sünen, Taharet, 109, Cenaiz, 103; İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 36, Zühd, 36.
59. Necm, 53/3.
60. Seyyid Sabık, a.g.e, 1/383.
61. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 462.
62. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 108.
63. Azîmâbâdî, Avnu'l-Ma'bûd, 3/160, Hindistan Baskısı, Aynî, Umdetü'l-Kari, 5/283, İstanbul Baskısı, İbn Kudâme, İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/423-424; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/98-100, Mısır, 1952; Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/567-569, Beyrut, 1969; Reşid Rıza, 8/255; Şeyh Ali Mahfûz, el-İbdâ fî Madarri'l-İbtidâ, 235 (4.Baskı); Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 460.
Doç. Dr. Hüdaverdi Adam, Köprü Dergisi
Selam ve dua ile...

Sorularla İslamiyet Editör
 
Üst