İşyerindekilerle tartıştım, sinirlendim, beş sene sonra ilk kez kendimi naza çekmek için rapor aldım, günümü gün edeceğim, dedim evdekilere ve tanıdığım diğer insanlara.. Kimseler bilmiyor hastalığımı.. Kimseler bilmiyor, doktorun "artık dinlenme zamanıdır" diyerek beni istirahate çektiğini.. Söyleyemem, anneme, babama, memlekete gitmek üzere tüm hazırlıklarını tamamlamış aileme; gitmeyin, ben hastayım, diye..
İsmini bilmediğim, 6 yaşındaki bir çocuk ağlıyordu.. Kirli sakallı, köylü olduğu her halinden belli bir adamın kucağında, "annemi görmek istedim, göremedim" diyerek.. Gözlerinden yaş akıyor, elinin tersi ile akan yaşları siliyordu.. Kucağına çocuğu alan adam da çocukla birlikte gözyaşı döküyordu.. Annesi ise hemen yanıbaşında idi.. Bir tabutun içinde, üzerinde yeşil bir örtü, o yeşil örtünün üzerinde de küçük bir Türk Bayrağı olan, bildiğimiz boy ve ağırlıktaki bir tabutun içindeydi annesi..
Annesi, 15 yaşında bir adamla zorla evlendirilmiş.. Adamın çok kötü davranması sebebiyle evden kaçmış.. Ailesine sığınmak istemiş ama ailesinin kabul etmemesi yüzünden bir gece kulübünde masaları eğlendiren bir kadın olmuş.. Oğluna ucuz ayakkabı alabilmek için Ankara'da Anafartalar Caddesi'ne gitmiş ve geçen ay olan o hain saldırıda yaralanmış.. Bir ay sonra da ruhunu teslim etmiş..
Annesinin getireceği yeni ayakkabıyı bekleyen o küçük çocuk, bir ay sonra annesinin naaşının olduğu tabutun yanında, "annemi görmek istedim,göremedim" diyordu.. Acaba benim annem, "oğlumu görmek istedim, göremedim.. Balama sarılmak istedim, sarılamadım" diyecek mi ? O, küçük çocuğun, kavuşamadığı bir ayakkabı hâyâli vardı.. Benim annemin, benimle ilgili ne hâyâli vardır acaba kavuşamayacağı ?
Üç gün rapor aldım.. Herkes, beni, işyerine kafam bozuldu sanıyor.. Kimse ama kimse bilmiyor neyi, neden yaptığımı.. Saat sekizde kalktım.. Bakırköy'e gittim.. Kahvaltı yaptım.. LCWaikiki'den iki mavi gömlek, bir beyaz mintan aldım.. "Bakırköy'deyim, Yaratan Mevla'nın âşkına göreyim seni" dedim.. Göremedim.. Küçük çocuk da annesini görememişti.. Bilmem, annem beni görebilecek mi.. ?
Haftalar önce bir yerde yüzüne bakıyordum.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Kuracağım cümlelerden kırılmasından korkuyordum.. "Sen, yakın zamanda msn adresini vereceksin" dedim.. O kadar kıskanç bir edayla söylemiştim ki..! "Hayır asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Çok geçmedi, msn adresi verilmişti..
Haftalar önce başka bir yerde yüzüne bakıyordum.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Kuracağım cümlelerden kırılmasından korkuyordum.. Oysa her cümlem ile kırıyordum.. Kıskançlık damarlarımda dolaşıyordu, ben de izin veriyordum.. "Sen, yakın zamanda telefon numaranı vereceksin" dedim.. "Biliyorum bu olacak ama bu olduğunda beni kaybedeceksin" diye ekledim.. "Hayır asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Çok geçmedi, telefon numarası da verildi.. Güya artık beni kaybetmişti.. Güya gururluydum, güya inatçıydım.. Yalan be.. Yalan.. 4 gün sürdü beni kaybetmişliği.. Nefes alamadığım bir gün, hasta olduğunu duydum, "Neyin var?" diye telefona sarıldım.. Ben de onunla hasta oldum..
Aradan zaman geçti.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Yüzü yasaklanmıştı bana, artık yüzüne bakamıyordum.. Elimdeki telefon ile görüyordum yüzünü sadece (O küçük çocuğun hiç telefonu olmamıştı.. Ayakkabısı bile olmadı ki telefonu olsun).. "Sen yakın zamanda buluşacaksın" dedim.. Kıskançlığın yanında hüzün de vardı artık içimde.. "Hayır, asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Bu cümleyi her söylediğinde, beni ne kadar da çok sevindirmişti.. Neler olacak ? Neler gelişecek acaba.. ? İki kere yanılmayan biri, bu sefer yanılabilir mi?
...de.. Benim merakım, altı yaşındaki o küçük çocuğa, yeni bir ayakkabı alınıp-alınmayacağı.. "Annemi görmek istedim, göremedim." Peki, annem beni görmek isteğince görebilecek mi ? Ben gül yüzlü kadınımı görmek istediğimde görebilecek miyim ? Görmek istediğimiz herkesi görebiliyor muyuz ?
"Annemi görmek istedim, göremedim. "
Yoksa küçük çocuk.. Ölüm nedir bilmiyorsun da hâlâ ayakkabıları mı bekliyorsun ?
Bekleme, beklenilenler hiç gelmedi bizlere..
alinti
İsmini bilmediğim, 6 yaşındaki bir çocuk ağlıyordu.. Kirli sakallı, köylü olduğu her halinden belli bir adamın kucağında, "annemi görmek istedim, göremedim" diyerek.. Gözlerinden yaş akıyor, elinin tersi ile akan yaşları siliyordu.. Kucağına çocuğu alan adam da çocukla birlikte gözyaşı döküyordu.. Annesi ise hemen yanıbaşında idi.. Bir tabutun içinde, üzerinde yeşil bir örtü, o yeşil örtünün üzerinde de küçük bir Türk Bayrağı olan, bildiğimiz boy ve ağırlıktaki bir tabutun içindeydi annesi..
Annesi, 15 yaşında bir adamla zorla evlendirilmiş.. Adamın çok kötü davranması sebebiyle evden kaçmış.. Ailesine sığınmak istemiş ama ailesinin kabul etmemesi yüzünden bir gece kulübünde masaları eğlendiren bir kadın olmuş.. Oğluna ucuz ayakkabı alabilmek için Ankara'da Anafartalar Caddesi'ne gitmiş ve geçen ay olan o hain saldırıda yaralanmış.. Bir ay sonra da ruhunu teslim etmiş..
Annesinin getireceği yeni ayakkabıyı bekleyen o küçük çocuk, bir ay sonra annesinin naaşının olduğu tabutun yanında, "annemi görmek istedim,göremedim" diyordu.. Acaba benim annem, "oğlumu görmek istedim, göremedim.. Balama sarılmak istedim, sarılamadım" diyecek mi ? O, küçük çocuğun, kavuşamadığı bir ayakkabı hâyâli vardı.. Benim annemin, benimle ilgili ne hâyâli vardır acaba kavuşamayacağı ?
Üç gün rapor aldım.. Herkes, beni, işyerine kafam bozuldu sanıyor.. Kimse ama kimse bilmiyor neyi, neden yaptığımı.. Saat sekizde kalktım.. Bakırköy'e gittim.. Kahvaltı yaptım.. LCWaikiki'den iki mavi gömlek, bir beyaz mintan aldım.. "Bakırköy'deyim, Yaratan Mevla'nın âşkına göreyim seni" dedim.. Göremedim.. Küçük çocuk da annesini görememişti.. Bilmem, annem beni görebilecek mi.. ?
Haftalar önce bir yerde yüzüne bakıyordum.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Kuracağım cümlelerden kırılmasından korkuyordum.. "Sen, yakın zamanda msn adresini vereceksin" dedim.. O kadar kıskanç bir edayla söylemiştim ki..! "Hayır asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Çok geçmedi, msn adresi verilmişti..
Haftalar önce başka bir yerde yüzüne bakıyordum.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Kuracağım cümlelerden kırılmasından korkuyordum.. Oysa her cümlem ile kırıyordum.. Kıskançlık damarlarımda dolaşıyordu, ben de izin veriyordum.. "Sen, yakın zamanda telefon numaranı vereceksin" dedim.. "Biliyorum bu olacak ama bu olduğunda beni kaybedeceksin" diye ekledim.. "Hayır asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Çok geçmedi, telefon numarası da verildi.. Güya artık beni kaybetmişti.. Güya gururluydum, güya inatçıydım.. Yalan be.. Yalan.. 4 gün sürdü beni kaybetmişliği.. Nefes alamadığım bir gün, hasta olduğunu duydum, "Neyin var?" diye telefona sarıldım.. Ben de onunla hasta oldum..
Aradan zaman geçti.. "Sen" dedim.. Biraz sustum.. Yüzü yasaklanmıştı bana, artık yüzüne bakamıyordum.. Elimdeki telefon ile görüyordum yüzünü sadece (O küçük çocuğun hiç telefonu olmamıştı.. Ayakkabısı bile olmadı ki telefonu olsun).. "Sen yakın zamanda buluşacaksın" dedim.. Kıskançlığın yanında hüzün de vardı artık içimde.. "Hayır, asla böyle birşey olmayacak" dedi.. Bu cümleyi her söylediğinde, beni ne kadar da çok sevindirmişti.. Neler olacak ? Neler gelişecek acaba.. ? İki kere yanılmayan biri, bu sefer yanılabilir mi?
...de.. Benim merakım, altı yaşındaki o küçük çocuğa, yeni bir ayakkabı alınıp-alınmayacağı.. "Annemi görmek istedim, göremedim." Peki, annem beni görmek isteğince görebilecek mi ? Ben gül yüzlü kadınımı görmek istediğimde görebilecek miyim ? Görmek istediğimiz herkesi görebiliyor muyuz ?
"Annemi görmek istedim, göremedim. "
Yoksa küçük çocuk.. Ölüm nedir bilmiyorsun da hâlâ ayakkabıları mı bekliyorsun ?
Bekleme, beklenilenler hiç gelmedi bizlere..
alinti