önemli bi soru????? neden Allah'ın nmzımızı kabul edip etmemesi söz konusu

CeMre1

Well-known member
selamun aleyküm





yaw şimdi bişey sorcam Allah .c.c
insanların nmz kılması için emretmiş
ve insanlar nekadar kötü berbatta olsa huzuruna çagırmış
bunların dışında nmz kılmak mecburi ve farz olan bişey se ozaman neden Allah'ın nmzımızı kabul edip etmemesi söz konusu...
yani şöyle bişey var madem mecburi neden kabul olabilirde olmaya bilirde bunu anlamış diyilim bilen varsa bilgisinden bizde yararlanalım inşaallah


Çok aradım nette bu sorunun cvbını da bulamadım burda bulcamdan eminim :;)



bu konuyla alakalı risalede biyer varsa biliyorsanız yerini söylemeniz süper olur risale tatmin edici cvplar veriyor çok şükür
 

Turab3

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????

Her şeyden önce, kişinin mümin sayılabilmesi için iman, tasdik, muhabbet gibi, bâtınî amellerden bir bölümünün bulunması şarttır. Ayrıca Kur’an ve Sünnet’in koyduğu hükümlere göre, zahir ve bâtın amellerin bir kısmı herkes için farz-ı ayındır.

Mesela bedenle, zahiren beş vakit namaz kılmak farz olduğu gibi, o namazı kalben riyasız, gösterişsiz ve sırf Allah rızası için kılmak da farzdır. Eğer ihlâs olmazsa ibadet boşa gitmekle kalmaz, kişi ibadeti sebebiyle ceza da görebilir.

İslâm’ın zahirî emir ve yasaklarına uymadan insanın bâtınını düzeltmesi mümkün olmadığı gibi, zahirsiz bâtınî amellerin de bir faydası da yoktur. Hem İslâm’ın emir ve yasaklarına uymak gibi nefsi kıran başka bir şey de yoktur. İmam-ı Rabbani Hazretleri bu hususu şöyle açıklamaktadır:

“İslâm’ın bir emrini yerine getirmek, kendi düşüncesiyle yapılan binlerce senelik riyazet ve mücahededen daha tesirlidir. Hatta İslâm’a uygun olmayan riyazet ve mücahedeler nefsi daha da azdırır.

Zahirî emirler ise böyle değildir.

Nefsi kırarak bâtını güçlendirir. Meselâ zekâttan bir kuruş vermek, zekâtın dışında kendiliğinden binlerce altın hayır yapmaktan çok daha fazla nefsi tahrip eder. Yine mesela İslâm’ın emri olduğu için bayram günü oruç tutmayıp yiyip içmek, kendiliğinden senelerce oruç tutmaktan daha faydalıdır. İki rekât sabah namazının farzını cemaatle kılmak sünnettir. Bu sünneti yapmak gece sabaha kadar nafile namaz kılarak sabah namazını cemaatsiz kılmaktan daha iyidir. Hz. Ömer r.a. gece sabaha kadar ibadet edip de cemaate gelmeyen biri için, ‘Keşke bütün gece uyuyup da sabah namazını cemaatle kılsaydı...’ buyurmuştur.”

İslâm’dan sapmış olanlar binbir eziyet, riyazet ve mücahedeyle nefislerini köreltiyorlarsa da bir kıymeti yoktur. Bunların kalpleri zulmet içindeyken nefsleri parlayıp cilalanır.

Böylece kendilerinden keramete benzer istidraçlar zuhur eder. Mesela Brahman papazları ve Hint fakirlerinin durumları böyledir. Hint fakirlerinden havada bağdaş kurup oturanlar vardır. Ama bu durum onların azabını çoğaltmaktan ve ebedi felakete sürüklemekten başka bir işe yaramaz. Allah Tealâ ancak İslâm’a tabi olanlardan razı olur. Bazen onların bir saatlik çalışmaları yüzlerce senelik manevi kazanca sebep olur. Çünkü Hak Tealâ Hazretleri İslâm’a uygun amelleri kabul eder ve beğenir.

Bilgisiz zahir ve bâtın amelleri

Farz olan zahirî ve bâtınî amellerle ilgili bilgileri edinmek de kadın-erkek bütün müslümanlar için farzdır. Bu ilimleri öğrenmemek, ebedi istikbal bakımından büyük felaketlere sebebiyet verebilir.

Her şeyden önce Ehl-i Sünnet itikadından haberi olmayan bir kimsenin imanını muhafaza etmesi bile zordur. Bu devrin en büyük engeli iman noktasındaki zafiyetlerdir.

Çok zaman namaz kılan insanların bile itikadında bozukluklara rastlanabilmektedir. Yolun sonuna gelmemiş tasavvuf erbabı da söz konusu tehlikenin dışında değildir.

Zira, diğerlerine nispetle az da olsa, bilgisizlik ve aşırı muhabbet sebebiyle tasavvuf erbabında da bozuk itikatlara rastlanabilinmektedir. Allah korusun insan bir defa dinden çıktı mı, geçmişteki bütün sevapları silindiği gibi, farz olan ibadetlerin vebali de üzerinde kalır.

Cehaletin zararları sadece bununla sınırlı değildir. Amellerin boşa gitmesine, sevaplarının azalmasına veya farkında olmadan haramlara girmeye de sebebiyet verir.

Mesela insan namazın şart ve rükünlerini bilmezse kıldığı namazlar boşa gidebilir. Gusül, abdest, namaz, oruç gibi ibadetlerle ilgili hükümler düzgün bir şekilde öğrenilmezse, ya ameller boşa gider ya da ondan elde edilecek ecir ve sevap azalır. Alışveriş, talâk (boşama) gibi muamele ile ilgili hususlar da böyledir.

Bâtınî ilimlerin önemi de zahirî ilimlerden daha az değildir. Zira sadece bâtınî amellerden kibir bile insanın imanını götürebilir. Nitekim Firavunlar, Nemrutlar ve günümüzdeki insanların çoğu sırf bu yüzden helâk olup gitmişler ve gitmeye devam etmektedirler. Yine sadece ihlâs ve riyadan haberi olmayan bir kimsenin bütün amelleri boşa gidebilir. Hiddet ve şehvet gibi afetlerin kökünü kalpten kazımak için lüzumlu olan ilimleri bilmeyen bir kimse haramlardan kurtulamaz.

Hal böyle olunca, insan nefsinin oyuncağı haline gelir. Kur’an-ı Kerim’de bu hususla ilgili şöyle buyrulmaktadır: “(Bunların) dünya hayatında çalışmaları boşa gitmiştir. Halbuki onlar sağlam iş yaptıklarını sanıyorlardı” (Kehf, 104)

Şunu da belirtelim ki, yukarıda anlatılan zahirî ve bâtınî ilimleri bilmek de kurtuluş için yeterli değildir. Mühim olan bu ilimlerle amel etmektir. İlimsiz amel olmadığı için söz konusu ilimleri öğrenmek farzdır.

İMAM RABBANİ K.S
 

Turab3

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????

Yani cemre kardeşim,kısaca şekil itibariyle yapılan her ibadetin aslında görünmeyen kısmında asıl vazifemiz...İşte tasavvuf bu noktada başlıyor.Ve bunun için de ilim şart..Şöyle ki islamın ilminden alınan feyiz kalbe işler idrakı sağlar.Sağlanan bu idrakla tüm kapılar aralanır ve kılınan namazın kabul edilme noktasına kendi nefsini zoraki düşündürmeye iterek sağlam bi duruşla saf tutulmasını sağlar.

İşte bu yüzden namaz eğilip kalkmaktan ibaret değildir denilir...

Ve bu yüzden manen olan amellerimiz keskin bir kılıç gibi o şeklin içinde asıl şeklini alarak Yüce Allahu Tealanın karşısında hakettiği duruşu sergilemeyi başarır.

Ve bu duruş ona sonsuz rahmetin kapılarını aralama anıdır.

Herkes namaza durur ama her duruş Hz.Ebubekir (r.a) ya da Hz.Ali (r.a) değildir..

Bu yolda onların takibinde bir anlayışa sahip olma çabasında olabiliriz ancak ki zira huzuruna çıktığımız beş vakit bir şahıs değil Alemlerin Rabbi Allah C.C...O da en sağlam olan kalp ve vucudun tek izada olarak durulduğu şükrün anahtarıdır.

Bu anahtarlara uygun mutlak bir kapı vardır... Doğru Kapıları bulmak nasip olur inşallah...O anahtarlar da amellerimiz...
 

Zuhr

Talebe
Cevap: önemli bi soru?????

Aleykum Selam ve Rahmetullah,

malum en cüzi seviyede namazın rükünleri, olmazsa olmazları hemen hemen her ilmihal kitabında anlatılmış, farz olan esasları belirtilmiş. farzlara uyulduğu müddetçe namazın namaz olarak kabul edilmemesi muhal olur

lakin burada şöyle ince bir çizgi var,


misal, müslüman olmanın şartı kelime-i şehadet getirmekle başlar, kelime-i şehadet getiren herkes müslümandır artık. ama o kişinin imanı ne seviyededir, islamiyeti ne kadar yaşıyor, ne kadar müslümandır orası apayrı bir konu olur.

ayeti kerime de buyurulmuş; "namaz ı dosdoğru kılınız". sadece namaz kılınız veya doğru kılınız denip bırakılmamış, dosdoğru kılınız diyerek vurgulanmış, o "dosdoğru namaz"ı kılabildiğimiz zaman, namazımız kabul olunur inşallah,
"dosdoğruya" ulaşma gayretimiz neticesinde de mükafatı olur,

ve kitabımızda namaz emri verilmişken, namazın nasıl kılınacağı anlatlmamış,
namazın nasıl kılınacağını Efendimiz Aleyhissalatu Vesselamın sünnetinden öğreniyoruz. kesin olan bir şey var ki, o da makbul olan namazın, peygamberimizin a.s.m ın kıldığı namaz olduğu,
biz ne kadar o namaza uygun, o namaza yakın namaz kılabilirsek, bizim namazımızın makbuliyetide o oranda artacaktır.

havf ve reca arasında, recaya daha yakın bir halde namazlarımızı eda etme gayretinde olalım inşallah,

abdestiyle, okuna dualarıyla, farzlara uygun kılınan her namaz, Rabbimizin katında namaz ibadeti olarak kabul görür ümidindeyiz inşallah,

burada bize düşen, Rasulü Ekrem Aleyhissalatu Vesselamın namazının bir çekirdeği hükmündeki kendi namazımızı, mümkün mertebe yeşertmek, filizlendirmek, o muazzam ağaca benzetebilmek olur,

kılınan her namaz, o ağacın bir çekirdeği hükmünde, o namazın özelliklerini taşır.
biz namaz sırasında huşuyu sağlamaya çalışmak, tadil-i erkana riayet etmeye gayret etmek, kimin karşısında durduğunu hissetmeye çalışmak, her bir hareketin manasını hissetmeye çalışmak, gibi hallerle, o çekirdeği inkişaf ettirmeye çalışırız.

Cenab-ı Hak namazdan ayrı koymasın, hakiki namazlara ulaştırsın
bu nasıl namaz bu kabul olurmu gibi şeytani vesveselerden hepimiz muhafaza etsin inşalah
Rabbimiz bizi bizden iyi bilen, bizi bizden iyi tanıyandır, ihlasla namaz kılmayı, makbul namazları kılmayı, namazlarımızn kabul olmasını istedikten sonra, vermek istemese istemeyi vermez sırrınca bize o namazları da nasib edecek, namazlarımızı da o şekilde kabul buyuracaktır inşallah
şüphesizki her hakikati bilen yalnız Allah'dır cc.

سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ​
 

Zuhr

Talebe
Cevap: önemli bi soru?????

bu konuyla alakalı risalede biyer varsa biliyorsanız yerini söylemeniz süper olur risale tatmin edici cvplar veriyor çok şükür

külliyatta çok yerlerde namaz bahsi ile alakalı kısımlar mevcut, lakin dördüncü, dokuzuncu ve hususan yirmibirinci söze başvurabilrisiniz.
 

Turab3

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????

İnsan, maddi-mânevî bütün füyûzat hislerinden mahrumiyet içinde bulunduğu kabz halinde de mutlaka namazını kılmalıdır. Hatta insanın ağlama ve sızlaması bir feyiz ve bereket vesilesi olabileceği gibi, bazan bir ibtila ve imtihan da olabilir.

Kesin hüküm veremeyiz. Evet, kalbini her an fikir ve murakebe elinde tutamayan bir insanın ağlaması, sızlaması bile onun için ciddi bir tehlike olabilir.

Çünkü o, kalbinin derinliklerine çok vakıf ve nigehbân olamaz. Hatta bu haller tamamen namaza verilmiş atiyye ve ihsanlar da olsa, bu yüzden de insan namaz kılarken hep onları takip etse, ihlasa dair çok mühim bir kısım noktaları kaybetmiş olur. Zira, kapalı bir sandık gibi, Allah huzuruna, sadece Allah rızası duygusuyla meşbû ve meşgul olarak gitmek çok önemlidir. Rabbimizden dileyelim, samimiyette, kendisine bağlılıkta, ihlasta bizi zirvelere ulaştırsın...

Buna karşılık, durumumuz halkın nazarında varsın mukassî, yıkık-dökük ve hırpani olsun. Böyle bir dış görünüşün pek önemi yoktur. Bu noktaya parmak basan Efendimiz (s.a.v.) “Allah’ım! Beni halkın nazarında büyük, kendi nazarında küçük etme” diyor. Çünkü halkın nazarında nice şişirilmiş insanlar vardır ki, Allah nazarında sinek kanadı kadar kıymetleri yoktur. Önemli olan Allah’ın nazarında büyük olmaktır. Bu noktada herkes endişe ile iki büklüm olmalı ve “Allahümmec’alnî fi ayni sağiran ve fi aynike kebiran” yani “ Allah’ım beni kendi nazarımda küçük yap, Nazar-ı Uluhiyetinde de olabildiğince büyük yap!” diye dua etmelidir.


Bir diğer husus da şudur ki, ibadette Cenâb-ı Hak rûhani zevkler ihsan edebilir. Evet, bazı büyük kimseler vardır ki, bunlar ucb denen şeyi kalplerinden silip atmış ve tam tevhide ermişlerdir. Onlar mazhar oldukları bütün güzellikleri, o güzellikleri sırtlarına bir urba gibi giydiren Zat’tan bilirler.

Onun için, bu gerçeği gürül gürül söylemeyi de tahdis-i nimet sayarlar. Meselâ Efendimiz (s.a.v.) şecaat-ı kudsiyesi ile Huneyn’de kükrediği zaman, amcasının oğlu Harise bin Ubeyde veya amcası Hz.Abbas atının zimamından tutup engellemeye çalışır. O, öyle kükremiştir ki düşmana doğru tek başına gider.

Orada: “Ene-nnebiyyü la kezib Ene-bnü Abdilmuttalib Lâ fahra” Yani “Ben Peygamberim, bunda yalan yok; ben Abdülmuttalib’in torunuyum bunda fahr yok” der. Allah Rasûlü (s.a.v.) bunları söylerken, makam-ı imtinanda söyler. Ve yine aynı makam içinde buyurur ki; “Herkes haşrolduğu zaman, ben Liva’ül Hamd’in sahibi olarak haşrolacağım.” ve yine makam-ı imtihanda buyururlar ki: “Allah bana beş şey verdi ki başka Peygamberlere vermedi.”

Bunlar imtinan makamında söylenen şeylerdir. Bir tanesi bana güzel bir urba giydirmiş, gezdiğim her yerde, o zatın bana karşı cemilesini, hediyesini, ifade ediyorum. Avazım çıktığı kadar bağırıyor ve diyorum ki: “Bu sırtımdaki elbise güzel, hatta bana da güzellik katıyor, Rabbimin yarattığı hilkattaki güzelliğe ayrı bir buud kazandırıyor. Ama bu elbiseyi bana giydiren Zâtı anlatıyorum.”

İşte bu mânâda, Rabbimizin, başımızın üzerinde olan ikramlarını söylemede beis yoktur; hatta çok defa onları gizlemek belki nankörlük olur. Bu noktada Üstad Bediüzzaman Hazretleri yazdığı kitaplar için “Avazım çıkdığı kadar bağırıp diyecektim: -Yazılan sözler güzeldir, ama benim değildir, çünkü onlar Kur’ân’ın bağrında çimlenip geliştiler” diyor. Bunu Hassan bin Sabit’in Efendimiz (a.s.m.)’ı senâ sadedinde söylediği bir sözden iktibâsen alır. “Allahümme eyyidhü bi rüh’il-kudus” sözüyle teyid edilen koca şâir, Hassan İbn-i Sabit, her yanıyla, ince ve nârin bir şâirdir.. onun için, Nebîler Nebisi, İslâmiyeti medh-ü sena ettiği, göklere çıkardığı, Kur’ân’ı müdafaada bulunduğu ve o büyüleyici sözleriyle müşriklerin kuvve-i mâneviyesini kırdığı için Mescid-i Nebevi’de kürsü tahsis ederdi.

İşte, kendisi için kürsü konulan bu Hassan bin Sabit o kılıçtan daha keskin sözleriyle, kâfirlerin başlarına darbeler indirir ve mü’minleri sevindirirdi. Bir kere de şöyle demişti:
Ve mâ medahtü Muhammeden bi makâletî

Velâkin medahtü mekâletî bi Muhammedin (a.s.v.)

Yani “Ben güzel söz söylüyorum ve bu sözlerimle Hz.Muhammed’i medh ediyorum zannetmeyiniz. Benim perişan ve derbeder sözlerim, O’nun medhine dair mevzular içine girdiğinden dolayı güzellik kazanıyor.”

İşte bu, Hassan bin Sabit adına, tahdis-i nimettir. Bunları Allah’ın Peygamberine emretmiş olduğu: “Ve emma bi nimeti Rabbike fehaddis” Yani “Habibim! Sen Rabbinin nimetini dile getir!” emrine tam muvâfıktır. Hani şeytan gibi bir kadın olan (Ümmü Cemil) dedi ki, “Muhammed’in (haşa!) şeytanı artık gelmiyor.” Allah Rasulü’nü teselli için buyuruldu ki, “Mâ veddeake Rabbüke ve mâ galâ” Yani “Rabbin seni kat’iyyen terketmedi. Ve Rabbin sana darılmadı, arkasını dönmedi, göreceksin Habibim, çok yakın bir gelecekte, bugüne göre yarın, dünyaya göre âhiret, senin için daha hayırlı olacak.” Birgün geldi ki, insanlığın beşte biri ve arzın yarısı O’nun getirdiği hidayet hediyesiyle serfiraz oldu.

O muhteşem hidayetle şahlandı, küre-i arzın her tarafında minareler dikildi, çil çil kubbeler inşa edildi. Hergün 5 defa, Ezan-ı Muhammedî yeryüzünde ilan edilir oldu. Yerin bir diliminde biterken, öbür diliminde sürekli “Eşhedü enne Muhammederrasulullah” sözü çınladı durdu.

Her tarafta Ruh-u Revan-i Muhammedî şehbal açdı ve dalgalandı. Evet, Duha Suresiyle hem müjde hem de müşriklere cevap veriliyordu: “Allah seni hiç terketmedi. Esasen şeytan onlara musallat olmaktadır.” İsterseniz evvelki cümle “Ve lesevfe yu’tîke Rabbüke fe terdâ” Yani “Allah sana öyle verecek, öyle verecek ki, artık razı olacaksın.” “Velleyli” suresinden “Vedduha” suresine geçerken de -zaten iki sure arasında çok ciddi bir mutabakat var- önceki sure “Allah seni razı edecek, hoşnud edecektir.” ile biter, bu surede de hemen “Allah seni hoşnud edecektir.” der.. ve bu iki sure arasında tam bir birlik olduğunu ortaya koyar. Yani, dünyada ve ahirette sana öyle verecek öyle verecek ki, hoşnud olacaksın. Bu hoşnudluk Mahkeme-i Kübra’da ve ahirette de devam edecektir.

“İrfa’ re’seke işfa’tüşfa’ sel tu’te” Yani “Kaldır başını, iste, istediğin verilecek, şefaat et, şefaatin kabule karîn olacaktır.. kimseye verilmeyen şeyler sana verilecektir. O dakikada sana “Habib-i zîşanım, artık razı mısın?” diye sorulsa sen “Evet râzıyım.” diyeceksin. Öyleyse: “Fe emmel yetîme felâ takhar” “Sen yetime kahretme” “Ve emme’s sâile felâ tenhar” “Dilenciyi de kovma” “Ve emma bi nimeti Rabbike fehaddis” “Rabbinin ni’metini tahdis et.” Evet, şu mübarek ve muhteşem ümmete bak, tahdis et. Aradan 14 asır geçmiş olmasına rağmen peşinden gelenlere bak..!

Evet Ravza-i Tahire’ye girildiğinde, insanın içini bir his kaplamaktadır. Sanki Allah Rasûlü hayatta da, huzuruna varılınca O da görülüverecekmiş gibi olur. Bu ne eskimezlik!. Bu ne tazelik!. Bu ne yeniliktir ki, zihinlerimizde ve kalplerimizde, üzerinden 14 asır geçmiş olmasına rağmen, O (a.s.m.) vicdanlarımızda hâlâ taptazedir.

Bugün O’na karşı duyulan saygı, O’nun daima vicdanlarda taptaze yaşadığını göstermektedir. İşte bunlar, Allah’ın O’nu hoşnud etme istikametinde, O’na lutfettiği nimetlerdir. Ve Cenab-ı Hak O’na nimetlerini tahdis etmesini emretmiştir. O da bir tahdis-i nimet olarak, yukarıda kısaca işaret ettiğimiz sözlerini ifade buyurmuştur. İşte yine böyle bir tahdis-i nimet sadedinde, “Namaz benim şehvetimdir” demiştir. Ancak Efendimiz, hiçbir zaman namazdan aldığı ruh-i haz için namaz kılıyor değildir. Belki müstaidlere bu mevzuda işaret yapılmaktadır. Himmet âli tutulacak ve namaz o hale gelinceye kadar çalışma ve gayret devam edecektir.

Bütün bu söylenenler mahfuz olmakla beraber, namazın ta’dil-i erkânla kılınması ekser fukahaya göre farzdır. Ebu Yusuf’un dışında Hanefi Mezhebi ta’dil-i erkâna vacip demiştir.

Ta’dil-i erkân, namazdaki rükûnların sükunetle yerine getirilmesi ve uzuvlarda itmi’nan hasıl olacağı âna kadar devam edilmesidir. Bu, insan cesedinin maddi olarak namazda alacağı vaziyettir ki, ona riayet etmeden namaz tamam olmaz. Kanaatımce, ta’dil-i erkâna farz diyenlerin görüşüne uymak ihtiyata daha muvafıktır. Madem bunu söyleyen zâtlar, kendilerini tamamen Kur’ân’a vermiş; Kur’an ve Sünneti anlamayı hayatlarına gaye edinmiş büyük insanlardır, onların aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda ihtiyatla amel etmek en doğru hareket tarzıdır.

Ayrıca, mü’minlerin ibadet-ü taatlarındaki zâhirî hallerine bakarak onlar hakkında hüküm vermek bize düşmez. Kaldı ki: “Senin haccın beyhûde; meşakkat çekme, namazın yatıp kalkma, geceleri kıyamın sırtında bir yük olmadan başka birşey değil, orucun ise ancak bütün gün aç durmaktan ibarettir” gibi su-i zannın ifadesi olan sözlerle, sanki bir meçhulün müdafaasını yapıyor gibi davranma, mü’minlikle bağdaştırılamaz. Zira insan nefsine karşı bir savcı gibi davranmalı; fakat, diğer mü’min kardeşlerinin avukatlığını yapmalıdır.

Kendimiz için: “Doya doya namaz kılıp, namazlarımdan feyiz ve bereket alamıyorum. Acaba şu haliyle namazım kabul olur mu olmaz mı?” diye, günahlarımızı da hatırlayarak bu tür şeyler düşünebiliriz. Fakat başka mü’minler hakkında meseleyi hep hüsn-ü zann zaviyesinden ele alma mecburiyetindeyiz.

Zira Efendimiz (a.s.m.), ondan sonraki sahabe ve tâbiîn efendilerimiz böyle davranmışlar, hiçbir zaman mü’minlerin hallerini günaha, fesada hamletmemişler, ehl-i kıble, ehl-i salat bir mü’minin bir takım fena yönlerini serrişte edip onu tecrim etme yoluna gitmemişlerdir. O’nun hakkında hep güzel düşünüp ve hasenatını bayraklaştırmışlardır.

Onlar adeta gül bahçesinde gezerken, ellerine, ayaklarına dikenlerin batıp kanatmasına mukabil “Huz ma safa da’ ma keder” prensibiyle hareket etmiş, güllerin güzelliğine ait türküler söylemişlerdir. İşte o güzide topluluk arasında bir Nuayman vardı. -Bedir’de bulunduğu da rivayet edilir.- İçki yasak edilmiş olmasına rağmen, koruk gibi şeylerden ve üsarelerden içki imal ediyor ve içiyordu.

Defaatla sarhoş olarak yakalandı ve birkaç defa da Huzur-u Risalet Penâhî’ye getirilerek te’dib edildi. Yine böyle bir durumdan dolayı Efendimiz’in huzurundaydı. Orada bulunanlardan birisi Nuayman’ı kastederek: “Allah cezanı versin. Sen ne kötü adamsın. Bu kaçıncı oldu, böyle huzura geliyorsun” gibi sözler sarfetti. Bunu duyan Allah Rasûlü (s.a.v.) “Mü’min kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın! Yani: Onun yüzüstü düşmesini, perişan ve derbeder olmasını arzu eden şeytandır. Allah onun böyle olmasını istemiyor” buyurarak onu ikaz etti.

M.FETHULLAH GÜLEN
 

~~~eLiF~~~

New member
Cevap: önemli bi soru?????

evet öncelikle Aleyküm seLam


öncelikle cemre kardeş bir misalle soruna cvp vermeye çalışim...
Bir meslek edincegini düşün
örn:bir ögretmen olmayı istiyorsun
ve şart konulan bazı
istekler var ve istedin bu meslegi elde etmen için mecburi bi takım sınavlardan geçmen gerek senden istenilen bu...


Senin bunları baştan sagma gelişi güzel cvpladını düşünelim..
sonucundan nekadar emin olabilirsin..???
ÇüNKİ ORTADA GELİŞİ GÜZEL CVPLADIN BİR SORU VAR

VE NETİCEDE sana verilen kurallara uymadın ve neticede kötü bi sonuç aldın
nmz da böyle bişe senin tıp kı misaldeki gibi isteksiz bir şekilde gelişi güzel sadece farzdır yerine getireyim dedigin bi nmz dan sen nekadar emin olabilirsin...
Ama allah'a teslim olarak kendini gerçekten onun huzurunda oldunu kabul ederk farzın dışından gerçekten istedin için istekli bir şekilde kıldıgın nmz zevkini
zaten allah c.c
sana seccadenden kalkmadan ruhuna o huzuru tattıracaktır bundan emin ol ardeşim...

Ve zaten nmz kabul olup olmadını nmz bitikten sonra anlarsın allah .c.c da bizden istedigi sadece en azından üşenmeyerek kılacagın bi nmz....


güzel bi konuya deyinmişsin evet..... teşekkürler
 

CeMre1

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????

evet öncelikle aleyküm selam


öncelikle cemre kardeş bir misalle soruna cvp vermeye çalışim...
bir meslek edincegini düşün
örn:bir ögretmen olmayı istiyorsun
ve şart konulan bazı
istekler var ve istedin bu meslegi elde etmen için mecburi bi takım sınavlardan geçmen gerek senden istenilen bu...


senin bunları baştan sagma gelişi güzel cvpladını düşünelim..
sonucundan nekadar emin olabilirsin..???
çünki ortada gelişi güzel cvpladın bir soru var

ve neticede sana verilen kurallara uymadın ve neticede kötü bi sonuç aldın
nmz da böyle bişe senin tıp kı misaldeki gibi isteksiz bir şekilde gelişi güzel sadece farzdır yerine getireyim dedigin bi nmz dan sen nekadar emin olabilirsin...
ama allah'a teslim olarak kendini gerçekten onun huzurunda oldunu kabul ederk farzın dışından gerçekten istedin için istekli bir şekilde kıldıgın nmz zevkini
zaten allah c.c
sana seccadenden kalkmadan ruhuna o huzuru tattıracaktır bundan emin ol ardeşim...

ve zaten nmz kabul olup olmadını nmz bitikten sonra anlarsın allah .c.c da bizden istedigi sadece en azından üşenmeyerek kılacagın bi nmz....


güzel bi konuya deyinmişsin evet..... Teşekkürler

uwawwwww süper örnek tşk allah razı olsun ....
 

CeMre1

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????


hasbinallah ne uğraştırıyon o zaman bizi:005:

vesvese onlar vesvese geçer inşallah hepimizde oluyor...ama devam çok şükür:)

ohooo benim aklımdan neler geçioda ugraştırmıom google amca bana yardım cı oluyo saolsun

ama olsun böyle düşünenlerde varsa çevremde veya başka yerlerde trink çıkarıp okuturum hacı fenamı oldu :d :d
 

Turab3

Well-known member
Cevap: önemli bi soru?????

ohooo benim aklımdan neler geçioda ugraştırmıom google amca bana yardım cı oluyo saolsun

ama olsun böyle düşünenlerde varsa çevremde veya başka yerlerde trink çıkarıp okuturum hacı fenamı oldu :d :d



Hayır süper oldu hatta:047:bak sen düşün böyle..tebrik ediyorum kardeşim seni...

Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olalım değil mi?Amenna...Araştırmacı olalım sonuna kadar:)
 

Huseyni

Müdavim
Cevap: önemli bi soru????? neden Allah'ın nmzımızı kabul edip etmemesi söz

selamun aleyküm

bunların dışında nmz kılmak mecburi ve farz olan bişey se ozaman neden Allah'ın nmzımızı kabul edip etmemesi söz konusu...
yani şöyle bişey var madem mecburi neden kabul olabilirde olmaya bilirde bunu anlamış diyilim bilen varsa bilgisinden bizde yararlanalım inşaallah

Ve Aleyküm Selam.


Böyle bir ihtimal olmasaydı eminimki sen o namazı dosdoğru kılmazdın. :) nuktepiranın gösterdiği ayet ve Peygamberimizin asm. namazı örnekleri yerinde olmuş. Diğer kardeşlerimizde tamamlamışlar inşallah. O ihtimalin olması bizi namaza daha fazla konsantre edicektir. Şahsen kendim için bile söylemek gerekirse her namaz kabul olur denmiş olsaydı yani sadece kılın denseydi şekilden öteye gitmezdi sanırım. Dosdoğru kılın diye ayet emrettiği halde bile tam kendimizi veremediğimiz zamanlar oluyor. Sadece şekilsel olsaydı namaz ibadeti zevkte vermezdi işin aslı. Ve o namazı da kılmaz hale gelirdik bir süre sonra. İyiki o ihtimal var yani kısacası.

Konu için teşekkürler, Allah razı olsun.
 
Üst