Huseyni
Müdavim
Sonra bu cümle-i şartiyenin, şart ve ceza denilen her iki cümlesi arasında lüzumun vücudu lâzımken, izâe ile nurun zehabı arasında hiçbir lüzum görünmüyor. Binaenaleyh, bu gizli lüzumu dışarıya çıkarıp göstermek için bazı mukadder cümlelere ihtiyaç vardır. Şöyle ki:
Vakta ki ateş onları ışıklandırdı.
Onlar da ışıklandılar.
Fakat ateşe ehemmiyet verip muhafaza etmediler
ve o nimetin kadrini bilip devam ettirmediler, o da söndü gitti.
Evet, ziyayı muhafaza etmekten gaflet, adem-i devamını istilzam eder.
Adem-i devam ise intifasını, yani sönmesini istilzam eder.
Nurların sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra 1 وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ cümlesiyle, zulümata düşmek gibi ikinci bir hüsrana mâruz kaldıklarına işaret edilmiştir.
2 ﴾ لاَ يُبْصِروُنَ ﴿ cümlesi ise üçüncü bir hüsranlarına işarettir. Çünkü insan zulmete düşmekle yolunu kaybettiği zaman, arkadaşlarını ve eşyasını görmekle bir derece mütesellî olur. Fakat bunları da görmediği gibi, onun o karanlıkta durması ve yürümesi bir musibet ve bir vahşettir.
3 ﴾ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿ Yani, “Sağır, lâl, kör olup dönemezler.”
Bir insan, böyle bir belâya düştüğü zaman, dört cihetle ümitvar ve müteselli olabilir.
Birincisi: Köylü halkından veya geçen yolculardan bir ses gelir de, o ses vasıtasıyla yolunu bulup görmek ümidinde olur. Halbuki gecesi sâkit ve sâkin, sessiz ve sadâsız bir gece olduğundan, o adamla bir sağırın arasında fark kalmaz. Bu cihetten ümidinin kesik olduğuna işaret eden Kur’ân-ı Kerim 4 صُمٌّ kelimesini demiştir.
İkincisi: Eğer çağırıp yardım isterse, belki bir işiten olur da onun kurtulmasına gelir diye bir ümit besleyebilir. Fakat gecesi sağır olduğu için, dilli, dilsiz birdir. Bu recasını da kesmek için 5 بُكْمٌ denilmiştir.
Üçüncüsü ise: Gideceği cihetin yolunu tahminen tayin etmek ve görmek için bir alâmet, bir ateş, bir yıldız arar, müteselli olur. Halbuki gecesi öyle zulmetlidir ki, gözlü gözsüz bir olur. O adamın bu emelini söndürmek için 6 عُمْىٌ denilmiştir.
Dördüncüsü: O belâdan kurtulup rücu etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan mâada
bir çare kalmadığını görür görmez, kuvvetine güvenir, ümitvar olur.
Halbuki zulmet her taraftan o adamı öyle ihata etmiştir ki,
o adam bütün kuvvetiyle çalıştığı halde kurtuluş imkânını bulamaz.
Kendi su-i ihtiyarıyla bataklığa giren
ve bir daha çıkması mümkün olmayan bir hayvan gibi, o zulmet içinde kalır.
Evet, çok şeyler var ki, insan ihtiyarıyla girer,
fakat çıkması mümteni olur.
İnsan onu bırakır, fakat o insanı bırakmaz.
İşte onların şu vaziyetlerine karşı 7 فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ denilmiştir ki, o musibetten kurtulup rücularına bir çare kalmadığına ve son ümitlerinin de kesildiğine binaen, vahşet, yeis ve korkular içinde kaldıklarına işarettir.
1 : “Allah onları karanlıklar içine bırakır.” Bakara Sûresi, 2:17.
2 : Görmezler.
3 : Bakara Sûresi, 2:18.
4 : Sağırlar.
5 : Dilsizler.
6 : Körler.
7 : “Onlar geri dönemezler.” Bakara Sûresi, 2:18.
Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 17-20. âyetin tefsiri
Vakta ki ateş onları ışıklandırdı.
Onlar da ışıklandılar.
Fakat ateşe ehemmiyet verip muhafaza etmediler
ve o nimetin kadrini bilip devam ettirmediler, o da söndü gitti.
Evet, ziyayı muhafaza etmekten gaflet, adem-i devamını istilzam eder.
Adem-i devam ise intifasını, yani sönmesini istilzam eder.
Nurların sönmesiyle uğradıkları hüsrandan sonra 1 وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَاتٍ cümlesiyle, zulümata düşmek gibi ikinci bir hüsrana mâruz kaldıklarına işaret edilmiştir.
2 ﴾ لاَ يُبْصِروُنَ ﴿ cümlesi ise üçüncü bir hüsranlarına işarettir. Çünkü insan zulmete düşmekle yolunu kaybettiği zaman, arkadaşlarını ve eşyasını görmekle bir derece mütesellî olur. Fakat bunları da görmediği gibi, onun o karanlıkta durması ve yürümesi bir musibet ve bir vahşettir.
3 ﴾ صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ ﴿ Yani, “Sağır, lâl, kör olup dönemezler.”
Bir insan, böyle bir belâya düştüğü zaman, dört cihetle ümitvar ve müteselli olabilir.
Birincisi: Köylü halkından veya geçen yolculardan bir ses gelir de, o ses vasıtasıyla yolunu bulup görmek ümidinde olur. Halbuki gecesi sâkit ve sâkin, sessiz ve sadâsız bir gece olduğundan, o adamla bir sağırın arasında fark kalmaz. Bu cihetten ümidinin kesik olduğuna işaret eden Kur’ân-ı Kerim 4 صُمٌّ kelimesini demiştir.
İkincisi: Eğer çağırıp yardım isterse, belki bir işiten olur da onun kurtulmasına gelir diye bir ümit besleyebilir. Fakat gecesi sağır olduğu için, dilli, dilsiz birdir. Bu recasını da kesmek için 5 بُكْمٌ denilmiştir.
Üçüncüsü ise: Gideceği cihetin yolunu tahminen tayin etmek ve görmek için bir alâmet, bir ateş, bir yıldız arar, müteselli olur. Halbuki gecesi öyle zulmetlidir ki, gözlü gözsüz bir olur. O adamın bu emelini söndürmek için 6 عُمْىٌ denilmiştir.
Dördüncüsü: O belâdan kurtulup rücu etmek için var kuvvetiyle çalışmaktan mâada
bir çare kalmadığını görür görmez, kuvvetine güvenir, ümitvar olur.
Halbuki zulmet her taraftan o adamı öyle ihata etmiştir ki,
o adam bütün kuvvetiyle çalıştığı halde kurtuluş imkânını bulamaz.
Kendi su-i ihtiyarıyla bataklığa giren
ve bir daha çıkması mümkün olmayan bir hayvan gibi, o zulmet içinde kalır.
Evet, çok şeyler var ki, insan ihtiyarıyla girer,
fakat çıkması mümteni olur.
İnsan onu bırakır, fakat o insanı bırakmaz.
İşte onların şu vaziyetlerine karşı 7 فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ denilmiştir ki, o musibetten kurtulup rücularına bir çare kalmadığına ve son ümitlerinin de kesildiğine binaen, vahşet, yeis ve korkular içinde kaldıklarına işarettir.
1 : “Allah onları karanlıklar içine bırakır.” Bakara Sûresi, 2:17.
2 : Görmezler.
3 : Bakara Sûresi, 2:18.
4 : Sağırlar.
5 : Dilsizler.
6 : Körler.
7 : “Onlar geri dönemezler.” Bakara Sûresi, 2:18.
Sorularla Risale | Risale-i Nur Külliyatı | 17-20. âyetin tefsiri
Son düzenleme: