Osmanlı padişahları içki içmezdi

İlim-irfan

Well-known member


Son zamanlarda bazı özel televizyon kanallarında ünlü tarihçilerin yer aldığı popüler tarih programları dikkat çekiyor. Bu programların amacı bugünlerde iyice gün yüzüne çıkmaktadır. Habertürk’te Murat Bardakçı’yla program yapan Fatih Altay nam kişi Habertürk gazetesinde yazdığı yazıda kendini tarihçi zannetmiş olacak ki, “Padişahlar şarap içerdi” başlıklı talihsiz bir yazı kaleme almış. Derin tarihi konular yerine popüler tarih konularındaki yazılarıyla tanıdığımız gazeteci Murat Bardakçı’yla program yapınca bir anda kendini tarih uzmanı sanan Fatih Altaylı şunu unutmamalıdır ki, kasabın önünde bekleşen kediler, bakarak kasap olamazlar. Fatih Altay’lı da Murat Bardakçı’yla yatıp kalkarak tarihçi olamaz. Hem Fatih Altaylı’nın yazacak o kadar konusu var ki, neden böyle netameli konularda yazmaya çalışır hiç anlaşılır gibi değil. Mesela, cimbom hakkında yazabilir, ya da kim kiminle ne yaptı türünden magazin yazılar yada siyaseten hükümeti öven yazılar yazabilir. Bu konuları yazmak Fatih Altaylı’nın ne haddidir ne de bilgisi buna yeterlidir.

Sözkonusu yazısında Fatih Altaylı, Osmanlı Padişahlarının çoğunluğu şarap içmiştir demekte ve bunu saray belgelerinde kayıtlı olduğunu iddia etmektedir. Binlerce vesika Topkapı Müzesi’nde, milyonlarca vesika da Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndedir. Bu vesikaların bir tanesinde Osmanlı Padişahlarının içki masalarından içki sofralarından bahis yoktur. Altaylı, bununla ilgili Topkapı Sarayı belgelerinden bir tane belge bulamaz. Yüreği yetiyorsa getirsin. Murat Bardakçı’yla birlikte araştırma yapsın, çünkü kendisinin Osmanlıca konusunda bilgisinin kıt olduğunu biliyoruz. Elif’i görse mertek sanacağı kesindir.

Peki hal böyleyken Altaylı denen gazeteci neden Osmanlı Padişahlarının şarap içtiklerini iddia edecek kadar ileri gidebilmektedir? Cevabı belli. Murat Bardakçı’yla program yapınca kendini tarihe vurmuş olabilir ya da Osmanlı konusunda takıntılı. Başka bir ihtimal de kendisi sürekli içtiği için arkadaş arıyor olabilir. T.C’de kendisine arkadaşlık edecek Başbakan, Cumhurbaşkanı, Milletvekili ve gazeteci eskileri çoktur.

Fatih Altaylı sözkonusu yazısında olayları da saptırmaktadır. Osmanlı sarayına giren her erzağın kaydı tutuluyormuş elhak doğrudur ancak bu kayıtlar içinde bir tane içki siparişi var mı? Altay’lı da bulamamış ve Halil İnancık beyin Osmanlı ekonomik gelişmesini anlatan kitabında şarap üretimiyle ilgili bilgiler var, şarap ithalat ve ihracatı için uygulanacak vergilerin oranları bile var demektedir. İşte bilgi cahilliği diye buna denir. Osmanlının şarap ithal ve ihraç etmesi ayrı bir konu padişahın içki içmesi ayrı bir konudur. Fatih Altaylı’nın yüreği varsa Osmanlı Padişahlarının şarap içtiğine, saraya şarap aldırdığına dair bir belge ortaya koysun. Resmi hiçbir belge ortaya koyamaz. Ancak falanca vak’anüvis, falan batılı yazar şöyle dedi türünden sarayın uzağından yakınından geçemeyecek kişilerin eserlerini örnek göstermesin.

Sonuç olarak Osmanlı Padişahlarının şarap içtiğine dair hiçbir belge yoktur. Osmanlı bir kurallar devletidir. Kuralları da padişahlar koymamıştır. Hal böyleyken hiçbir padişahın içki içmesi mevzu bahis değildir. Bu tür yalan yanlış haberlerle toplumun kafasını bulandırmaya çalışanlara da hodri meydan diyoruz. Yüreğiniz yetiyorsa Osmanlıca biliyorsanız gelin Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ni, Topkapı Sarayı arşivini tarayalım. Hadi buyurun…



Siyami Akyel yazdı.
http://www.yeniistiklal.net/habergoster.asp?id=931

Kaynak : YENİ İSTİKLAL.NET
 

Leyli_Efruz

Well-known member
“Sakın Aleyhinde Konuşma; O, Veliydi!”

Yazar Ahmed Şahin’in, Adıyamanlı merhum Mahmud Allahverdi’nin bizzat ağzından duyduğu şu yaşanmış hadise de, Sultan Abdülhamid’in “manevî hüviyetine” parlak bir ışık tutmaktadır:

“O günlerde ben de Sultan Abdülhamid aleyhtarı idim. Okulda anlatılanları gerçek sanıyor, aleyhinde bulunuyordum. Bir gün yine aleyhinde konuşurken, dükkanımdaki müşterinin biri bana çıkıştı: “Oğlum, sen imanlı insansın, sakın Abdülhamid aleyhinde konuşma. O büyük bir veli idi!”

Ben buna kızarak karşılık verdim: “Kim demiş veli diye? Memleketi bu hale getiren o değil mi? Ben öyle rivayetlere kulak asmam. Herkes bir şey söylüyor, kimi veli diye rivayet ediyor, kimi de deli diye...”

Yaşlı zat elindeki bastonuyla beni dürttü, belli ki kızmıştı: “Bana bak, şimdi sana öyle bir olay anlatacağım ki, bu ne bir rivayet, ne de bir söylenti. Bizzat yaşadığım, şahit olduğum, başımdan geçen bir olay bu!”

Ben bu defa dikkat kesilmiştim. Çünkü işitme, söylenti falan değil, bizzat yaşadığı bir olayı anlatacaktı. Nitekim başladı da anlatmaya:

- Ben, sekiz yaşına kadar dilsizdim. Konuşamıyor, el-kol işaretiyle maksadımı anlatmaya çalışıyordum. Babam buna çok üzülüyor, ne yapacağını bilemez halde bulunuyordu. Gitmedik hoca bırakmadı, ama hiçbiri de fayda etmedi. Bir gün yaşlı komşumuz geldi, dedi ki:

- Seni çok üzgün görüyorum, üzülmekte de haklısın. Bir baba için yavrusunun dilsiz olması kadar üzücü bir şey olamaz. Sana bir çare söyleyeceğim. Bunu mutlaka yap!

Babam ümitle gözlerini açıp dinlemeye başladı: “Yarın şu yoldan Sultan Abdülhamid geçecek, oğlunu mutlaka karşısına çıkar ve ona dua ettir. Osmanlı sultanlarında yedi evliya derecesi vardır, ola ki şifa bula.”

Bu tavsiye babamın aklına iyice yatmış olacak ki, beklenen saatte yol üzerine çıktık, ümitle beklemeye başladık. Az sonra yaylı araba göründü, ama bizim ona yaklaşmamız mümkün değildi. İzdiham çok fazlaydı; uzakta kalışımıza çok üzüldük.

Fayton hizamıza gelince beklenmedik bir olay oldu. Ansızın durdu, içeriden başını uzatan Sultan Abdülhamid Han bize doğru bakarak seslendi: “İhtiyar! Çocuğu getir, çocuğu!” Şaşırdık. Babam heyecanla elimden çekerek beni kalabalığın içinden arabanın yanına götürdü, elimden tutup yukarı çıkardılar. Sultan, yanaklarımı okşadı, bir şeyler okuyor gibiydi. Az sonra bana: “Beni tanıyor musun, ben kimim?” diye sordu.

Benim dilim tutuktu, cevap vermem imkansızdı. Dilsizdim. O anda bir şeyler hisseder gibi oldum. Birden dilim çözüldü, cevap verdim: “Sen bizim padişahımızsın!” Bunun üzerine babam, “Allah Allah!..” diye feryadı bastı. Beni aşağı indirdiler. Ondan sonra bülbül gibi konuşmaya devam ettim. Dilimin açılması onun duasıyla oldu.

İşte evladım, bu olay bir söylenti falan değil, bir yaşamadır. Sakın ola ki, Osmanlı sultanları aleyhine konuşmayasın. Onlarda gerçekten yedi evliya derecesi vardı. Dilimin açılmasına sebep onun duasıdır. Ona hep Yasin okumaktayım.”(9)

Dipnotlar: 1) E. Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.8, Ankara, 1988, s.249-250. 2) Vehbi Vakkasoğlu, Başkasının Günahına Ağlayan Adam, İstanbul, 2005, s.138. 3) Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul, 1986, s.24-25. 4) Atıf Hüseyin Efendi’nin Hatıratı’ndan, s.266, 388; Karal, age, s.249-250; Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı, İstanbul, 2006, s.85-87. 5) Bkz. İsmail Çolak, Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek, İstanbul, 2007, Akis Kitap, s.49-56; Çolak, “Hz. Peygambere Hakarete Abdülhamid’in Müdahalesi”, Gülistan Dergisi, Nisan 2006, Sayı: 52. 6) Çolak, age, s.44. 7) Nak. İbrahim Refik, Efsane Soluklar, İzmir, 1992, T Ö V Yay, s.57. 8) M. Fethullah Gülen’in vaazlarında sıkça anlattığı bir hatıradır. Ayrıca bkz. Fazilet Takvimi, 24 Eylül 2003. 9) Ahmed Şahin, Olaylar Konuşuyor, İstanbul, 1995, Cihan Yay.; Şahin, “Sultan Abdülhamid Han Hakkında”, Zaman Gazetesi, 26 Mart 1996. Abdülhamid Han’ın farklı yönleri, kişiliği, projeleri, politikaları ve yenilikleri hakkında bkz. İsmail Çolak, Abdülhamid’i Yeniden Keşfetmek, İstanbul, 2007, Akis Kitap.

İSMAİL ÇOLAK
 

TaLHa

Nur-u Aynım
Yönetici
Benide her zaman bu husus çok üzmüştür gerek yazar çizerler gerkesede yapımcı ve yönetmenler Osmanlı padişahları konulu veya tarih konulu yazı yada filmlerinde hep bir köşeden içki yada şarap içtiklerini göstermekdeler..

Osmanlı Padişahlarını şarap içer gibi göstermelerindeki amaç şarabımı caiz yapmak yoksa padişahları mı kötülemek ?
 

mihrimah

Talebe
Osmanlı Padişahlarını şarap içer gibi göstermelerindeki amaç şarabımı caiz yapmak yoksa padişahları mı kötülemek ?
Bence herikisi de...
Keşke bu kadarıyla kalsalar, geçenlerde tevafuken okuduğum bir yazıda Yavuz Sultan Selim hakkında o kadar çirkin iddialar ortaya sürmüşler ki inanamadım ve tekrar tekrar okudum.
Biz böyle olmadığını biliyoruz inş. ama genede butür yazıların varlığını bilmek, ecdada atılan çirkin sözler çok rahatsız ediyor.
 
Üst