Otuz ÜÇÜncÜ sÖz

uður1

Well-known member
İbnu Meryem el-Ezdî (Radiyallahu Anh) anlatıyor:

"Hz. Muaviye (Radiyallahu Anh)'nin yanına girmiştim. Bana: "Ey Ebu Fülan, seni hangi rüzgâr attı?" diyerek (ziyaretimden memnuniyetini izhar etti).

Ben de: "Resulullah'tan (Sallallahu Aleyhi Vesssellem) işitmiş olduğum şu hadis, (size hatırlatmayı düşündüm)" dedim:

"ALLAH kime Müslümanların işlerinden bir şeyler tevdi eder, o da onların ihtiyaçlarına, isteklerine, darlıklarına perde olur (giderirse), kıyamet gününde ALLAH da onun ihtiyaç, istek ve darlıklarına perde olur (giderir)."

Ravi der ki: "Bunun üzerine Hz. Muaviye (ra) insanların ihtiyaçlarıyla ilgilenmek üzere bir adam tayin etti."

(Tirmizi, Ahkâm 6)

OTUZ ÜÇÜNCÜ SÖZ OTUZ ÜÇ PENCEREDİR
ON ÜÇÜNCÜ PENCERE
1وَاِنْمِنْشَىْءٍاِلاَّيُسَبِّحُبِحَمْدِهِ
sırrınca: Her şey lisan-ı mahsusu ile Halıkını yadeder, takdis eder. Evet bütün mevcudatın lisan-ı hal ve kal ile ettiği tesbihat, bir tek Zat-ı Mukaddes'in vücudunu gösteriyor. Evet fıtratın şehadeti reddedilmez. Delalet-i hal ise, hususan çok cihetlerle gelse, şübhe getirmez. Bak hadsiz fıtri şehadeti tazammun eden ve nihayetsiz tarzlarda lisan-ı hal ile delalet eden ve mütedahil daireler gibi bir tek merkeze bakan şu mevcudatın muntazam suretleri, her biri birer dildir. Ve mevzun heyetleri, her biri birer lisan-ı şehadettir. Ve mükemmel hayatları, her biri birer lisan-ı tesbihtir ki, Yirmidördüncü Söz'de kat'i isbat edildiği gibi, o bütün diller ile pek zahir bir surette tesbihatları ve tahiyyatları ve bir tek mukaddes zata şehadetleri, ziya güneşi gösterdiği gibi bir Zat-ı Vacib-ül Vücud'u gösterir. Ve kemal-i ulûhiyetine delalet eder.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
Lügatler
cihet : yön, taraf
Daire :sınır içi, bir manevi tesirin hükmünün geçtiği alan, çember

delâlet : delil olma, işaret etme
delâlet-i hal : halin işareti, delil olması
Dil :lisan, konuşma

fıtrat : yaratılış
fıtrî : yaratılıştan gelen
hadsiz : sayısız, sınırsız
Hâlık :yaratıcı, yaratan(Allah)

Hamd :medih, öğmek, şükür, minnet, övgü
heyet : genel yapı, şekil
hususan : özellikle
İsbat :doğruyu delil göstererek ortaya koymak, delil ve şahitle doğrulamak

kat’î : kesin
kemâl-i ulûhiyet : ibadete ve itaat edilmeye layık olmanın, ilâhlığın mükemmelliği
lisan-ı hâl ve kal : hal ve konuşma dili
lisan-ı hâl : hal dili
Lisan-ı mahsus :kendine has dil

lisan-ı şehadet : şahitlik eden dil
lisan-ı tesbih : Allah’ı tesbih eden, şânına lâyık ifadelerle anan dil
mevcudat : varlıklar
mevzun : ölçülü
Mukaddes :kutsal, temiz ve pâk, her türlü kusurdan uzak olan

muntazam : düzenli
Mükemmel :olgun, noksansız, tamam, eksiksiz, çok iyi

mütedahil : iç içe, birbiri içinde
nihayetsiz : sonsuz
reddedilmek :kabul edilmemek, geri döndürülmek

Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat
suret : şekil, biçim
şehadet : şahitlik, tanıklık
Şey :madde, eşya, varlık

Şüphe :kuşku doğuran şey, kafada tam cevaplanmamış şey
tahiyyat : selamlar ve dualar
Takdis :kutsamak, büyük hürmet göstermek, mukaddes bilmek, Allah’ın her türlü eksiklik ve çirkinlikten yüce olduğunu ilân etmek

Tarz :usul, şekil, metod, yol
tazammun : içine alma, kapsama
Tesbih :Allah’ı her şeyden yüce tutmak, Allah’ı şanına layık ifadelerle anmak

tesbihat : Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma
vücud : varlık
Yâd etmek:anmak, zikretmek, hatır yapmak, hatırda tutmak, hatır, gönül

zâhir : açık
Zat : hürmete layık kimse, kişi

Zât-ı Mukaddes/Mukaddes Zât : her türlü noksanlık ve çirkinlikten yüce olan Zât, Allah
Zât-ı Vâcibü’l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah
ziya : ışık


 
Üst