قُلْمَنْبِيَدِهِمَلَكُوتُكُلِّشَىْءٍ1
وَاِنْمِنْشىْءٍاِلاَّعِنْدَنَاخَزَاۤئِنُهُ 2
مَامِنْدَاۤبَّةٍاِلاَّهُوَآخِذٌبِنَاصِيَتِهَا3
اِنَّرَبِّىعَلٰىكُلِّشَىْءٍحَفِيظٌ 4
sırlarınca: Her şey her şeyinde ve her şe'ninde tek bir Halık-ı Zülcelal'e muhtaçtır. Evet kainattaki mevcudata bakıyoruz ve görüyoruz ki: Za'f-ı mutlak içinde bir kuvvet-i mutlaka tezahüratı var. Ve acz-i mutlak içinde bir kudret-i mutlakanın âsârı görünüyor. Mesela nebatatın tohumlarında ve köklerindeki ukde-i hayatiyelerinin intibahları zamanında gösterdikleri harika vaziyetleri gibi. Hem fakr-ı mutlak ve kuruluk içinde bir gına-i mutlakın tezahüratı var: Kıştaki toprağın ve ağaçların vaziyet-i fakiraneleri ve baharda şaşaalı servet ve gınaları gibi. Hem cümud-u mutlak içinde bir hayat-ı mutlakanın tereşşuhatı görünüyor: Anasır-ı camidenin zihayat maddelere inkılâbı gibi.
Hem bir cehl-i mutlak içinde muhit bir şuurun tezahüratı görünüyor: Zerrelerden yıldızlara kadar her şeyin harekâtında nizamat-ı âleme ve mesalih-i hayata ve metalib-i hikmete muvafık bir tarzda hareket etmeleri ve şuurkarane vaziyetleri gibi.
İşte bu acz içindeki kudret ve za'f içindeki kuvvet ve fakr içindeki servet ve gına ve cümud ve cehil içindeki hayat ve şuur; bilbedahe ve bizzarure bir Kadir-i Mutlak ve Kaviyy-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlak ve Alim-i Mutlak ve Hayy-ı Kayyum bir zatın vücub-u vücuduna ve vahdetine karşı her taraftan pencereler açar. Heyet-i mecmuası ile büyük bir mikyasta bir cadde-i nuraniyeyi gösterir. İşte ey tabiat bataklığına düşen gafil! Eğer tabiatı bırakıp kudret-i İlahiyeyi tanımazsan; her bir şeye, hatta her bir zerreye, hadsiz bir kuvvet ve kudret ve nihayetsiz bir hikmet ve maharet, belki ekser eşyayı görecek, bilecek, idare edecek bir iktidar, her şeyde bulunduğunu kabul etmek lazım gelir.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: “De ki: Herşeyin mülk ve tasarrufu kimin elindedir?” Mü’minun Sûresi, 23:88.
2: “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.
3: “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56.
4: “Muhakkak ki benim Rabbim herşeyi hakkıyla koruyucudur.” Hûd Sûresi, 11:57. | Lügatler
acz : âcizlik, güçsüzlük
Acz-i mutlak :tam güçsüzlük, tam kuvvetsizlik, çaresizlik
Alîm-i Mutlak : ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah
anâsır-ı câmide : cansız elementler
Âsâr: eserler
Âyet : Kur’ân’ın her bir cümlesi, işaret, kimsenin inkâr edemeyeceği açık delil
Belki :bilakis, aslında
bilbedâhe : apaçık bir şekilde
bizzarure : zorunlu olarak
cadde-i nuraniye : nurlu, aydınlık cadde
cehl-i mutlak : tam bir cahillik
Cehil :cahillik, bilgisizlik
cumûd-u mutlak : tam anlamıyla cansızlık
cümud :cansızlık
Ekser :pek fazla, daha çok, çoğunluk
Eşya :nesneler, şeyler
Fakr :ihtiyaç, yoksulluk, muhtaçlık, azlık, fakirlik
fakr-ı mutlak : son derece fakirlik
gafil: duyarsız, sorumsuz, âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan
Ganiyy-i Mutlak : sınırsız zenginliğe sahip olan Allah
gınâ : zenginlik
gınâ-yı mutlak : sınırsız zenginlik
Hadsiz : sayısız, sınırsız
Hâlık-ı Zülcelâl :celal ve büyüklük sahibi yaratıcı
Harekât: hareketler
Harika :hayret uyandıran, hayranlık veren, imkânların üstünde olan
hayat-ı mutlaka : sınırsız bir hayat
Hayy-ı Kayyûm : her an diri olan ve herşeyi ayakta tutan Allah
Hazine :define, kıymetli şeyleri saklayacak sağlam yer
Heyet-i mecmua :birlik oluşturanların tamamı, genel yapı, bütün
Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ve yaratılması
İdare :çekip çevirmek, becermek, döndürmek
İktidar :güç, takat, kudret, idare
inkılâb : değişim, dönüşüm
İntibah: uyanış
Kadîr-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
Kaviyy-i Mutlak : sınırsız kuvvet sahibi olan Allah
kudret : güç, iktidar
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve iktidarı
Kuvvet :güç, kabiliyet, kudret
kuvvet-i mutlaka :sınırsız kuvvet
maharet : hüner, ustalık
mesâlih-i hayat : hayata ait faydalar
mesela :hayata ait faydalar
metâlib-i hikmet : İlâhî hikmetin istekleri, gerekleri
Mevcudat: varlıklar
mikyas: ölçek
Muhakkak :kesin, mutlaka
Muhit: etrafını kuşatan, çeviren
Muhtaç :ihtiyacı olan
Muvafık :uygun,yerinde, denk
Mülk :mal, sahip olunan şey
Nebatat: bitkiler
Nihayetsiz: sonsuz, sınırsız
nizamât-ı âlem : âlemdeki düzenler
Rabb :âlemleri ve içindekileri idare edip terbiye ve rızık veren(Allah)
Servet :mal, mülk, zenginlik
Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat
Şaşaa :gösteriş, parlaklık, katıp karıştırmak
Şe’n :iş, tavır, hadise, vaka
Şey :madde, eşya, varlık
şuur : bilinç, idrak
şuurkârâne : şuurlu ve bilinçli bir şekilde
tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
Tarz :usul, şekil, metod, yol
Tasarruf etmek : dilediği gibi, dilediği yerde ve şekilde kullanmak
tereşşuhât: sızıntılar, izler
tezahürât : görünümler
ukde-i hayatiye :hayat düğümü, çekirdeği
vahdet : birlik
Vaziyet :durum, hal
vaziyet-i fakirâne : muhtaç durum
vücub-u vücud : varlığının gerekli ve zorunlu oluşu
Za’f :zayıflık, kuvvetsizlik, güçsüzlük
zaaf-ı mutlak :son derece zayıflık
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zerre : atom, en küçük parça
Zîhayat : hayat sahibi, canlı
|