Otuz ÜÇÜncÜ sÖz

uður1

Well-known member
İ'lem Eyyühel-Aziz! Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-yi İlahide teşhir edilen tezyinata, kemalata, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lazımdır ki, o güzellikleri görsün; o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o harika nakışlara, zinetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Sani'in celaline, Malikinin iktidar ve kemalatına intikal ile Onun azametine secde-i hayret etsin. Bu vazifeyi ifa edecek insandır. Çünki insan gerçi cahil, zulmetli bir şeydir amma, öyle bir istidadı vardır ki, âleme bir enmuzec ve bir nümune olmaya liyakatı vardır. Hem o insanda öyle bir emanet vedia bırakılmıştır ki, onun ile gizli defineyi bulur, açar. Hem o insandaki kuvvetler tahdid edilmeyerek mutlak bırakılmıştır. Buna binaen külli bir nevi şuur sahibi olur ki, Sultan-ı Ezel'in azamet ve haşmetinin şaşaasını idrak ediyor.
Evet maşukun hüsnü, aşıkın nazarını istilzam ettiği gibi, Nakkaş-ı Ezeli'nin rububiyeti de insanın nazarını iktiza eder ki, hayret ve tefekkür ile takdir ve tahsinlerde bulunsun.
Evet gül ve çiçeklerin yüzlerini güzelleştiren zat, nasıl o güzel yüzlere arılardan, bülbüllerden istihsan âşıkları icad etmesin. Ve güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır.

(Bediüzzaman Said Nursi - Mesnevi-i Nuriye'den)

Lügatler
Âlem :dünya, kâinat
Âşık :çok aşırı seven, şiddetli sevgiyle bağlanan
Azamet : büyüklük, yücelik
Binaen :bu sebebten, bundan dolayı, dayanarak
Câhil :bilgisiz, tecrübesiz, toy
Celal :azamet, haşmet, hiddetlilik, son derece büyüklük
Define : hazine, kıymetli eşya
Emanet :birisine koruması için teslim edilen şey
Enmuzec :misal, örnek
Haşmet :büyüklük, heybet
Hayret :şaşkınlık, ne yapacağını bilememek
Hüsün: güzellik
İ’lem Eyyühel Aziz :Ey aziz kardeşim, bil ki
İcad :yaratma, var etme, vücuda getirmek
İdrak etmek :anlayış, kavrayış, akıl erdirmek
İfa :yerine getirme
İktidar :güç, takat, kudret
İktiza: gerektirme
İntikal :bir yerden bir yere nakletmek, göçmek, geçmek, yer değiştirmek
İstidat :kabiliyet, akıllılık, anlayışlılık
İstihsan :beğenmek, güzel bulmak, korunmak, kapanmak
İstilzam :lüzumlu olmak, gerektirmek, icabettirmek
Kemalat :faziletler, iyilikler, mükemmellikler
Küllî :bütüne ait, tamamen
Liyakat :layık olmak
Malik: sahip
Manzara :bakılan seyredilen yer
Maşuk :aşk ile sevilen, sevgili
Mesnevi-i Nuriye :nurlu parçalar, nurlu manzumeler
Mutlak :kesin, şüphesiz, serbest, salıverilmiş
Müşahid :gören, seyreden
Müştak :fazla istekli ve arzulu
Mütefekkir :düşünen, tefekkür eden
Mütehayyir :şaşmış, hayrette kalmış
Mütenezzih :gezip eğlenen, nezih ve temiz olan
Nakkaş-ı Ezeli :ezelden her varlığı süslü yaratan
Nazar :bakma, bakış, görüş açısı
Nev’ :çeşit, sınıf, cins, tür
Nümune: örnek
Rububiyet : Rablık, terbiye edicilik, yaratılmışlara muhtaç olduğu her şeyi vermek
Sâni’ : her şeyi sanatla yaratan
Sath-ı âlem :yeryüzü
Secde-i hayret :hayret secdesi, hayretten yapılan teslimiyet secdesi
Sergi-yi ilâhi :ilâhî sergi
Sultan-ı ezel :varlığının başlangıcı olmayan Sultan(Allah)
Şaşaa :parlamak, katıp karıştırmak
Şuur :anlayış, idrak, bilinç
Tahdid :sınırlamak, kasdetmek, keskin etmek
Tahsin :beğenmek, alkışlamak, güzel bulmak, sağlamlaştırmak, sığınmak, muhafaza altına almak
Takdir :tayin edilmek, belirlenmek, değer vermek
Tefekkür :düşünmek, fikri harekete getirmek
Tenezzüh :gezinti
Teşhir etmek :sergilemek
Tezyinat :süslemeler, donatmalar, ziynetler
Uluhiyet :itaat ve ibadet edilmeye layık ve hakkı olmak
Vedia :emanet
Zat : hürmete layık kimse, kişi
Zinet :süs, kıymetli eşya
Zulmet : karanlık, sıkıntı


 
Üst