Otuz ÜÇÜncÜ sÖz

uður1

Well-known member
MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ
4.12.REŞHALAR(DEVAMI)
ONİKİNCİ REŞHA
Arkadaş! O hatib-i mürşidden gördüğün, işittiğin kâfidir. Çünkü ahvalini tamamıyla ihâta etmek mümkün değildir. Öyleyse, ondan sonra gelen asırların o zâttan aldıkları feyizlere dikkat etmek üzere geri dönelim. Bak, arkadaş! Bütün bu asırlar o Asr-ı Saadetin güneşinden Ebû Hânife, Şâfiî, Ebû Yezid, Cüneyd-i Bağdadî, Abdülkadir-i Geylânî, İmam-ı Gazalî, Muhyiddin-i Arabî, Ebû Hasen-i Şâzelî, Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbânî (radiyallâhü anhüm ecmaîn) gibi binlerce nurânî ziyâdar yıldızlar ayrılıp âlem-i beşeri tenvir etmişlerdir.

Meşhudatımızın tafsilâtını başka vakte tehir ederek, mu’cizat sahibi o zât-ı nurânî Aleyhissalâtü Vesselâma bir salât ü selâm getirelim.

اَللّٰهُمَّصَلِّوَسَلِّمْعَلٰىهٰذَاالذَّاتِالنُّورَانِىِّالَّذِىاُنْزِلَعَلَيْهِالْقُرْاٰنُاْلحَكِيمُمِنَالرَّحْمٰنِالرَّحِيمِمِنَالْعَرْشِالْعَظِيمِاَعْنِىسَيِّدَنَامُحَمَّدًاَلْفُاَلْفِصَلاَةٍوَاَلْفُاَلْفِسَلاَمٍبِعَدَدِحَسَنَاتِاُمَّتِهِ.

عَلٰىمَنْبَشَّرَبِرِسَالَتِهِالتَّوْرَاةُوَاْلاِنْجِيلُوَالزَّبوُرُوَبَشَّرَبِنُبُوَّتِهِاْلاِرْهَاصَاتُوَهَوَاتِفُالْجِنِّوَاَوْلِيَاءُاْلاِنْسِوَكَوَاهِنُالْبَشَرِوَانْشَقَّبِاِشَارَتِهِالْقَمَرُ.. سَيِّدِنَاوَمْوْلاٰنَامُحَمَّدٍاَلْفُاَلْفِصَلاَةٍوَاَلْفُاَلْفِسَلاَمٍبِعَدَدِاَنْفَاسِاُمَّتِهِ.

عَلٰىمَنْجَاءَتْلِدَعْوَتِهِالشَّجَرُ،وَنَزَلَسُرْعَةًبِدُعَائِهِالْمَطَرُ،وَاَظَلَّتْهُالْغَمَامَةُمِنَالْحَرِّ،وَشَبِعَمِنْصَاعٍمِنْطَعَامِهِمِاٰتٌمِنَالْبَشَرِ،وَنَبَعَالْمَاۤءُمِنْبَيْنِاَصَابِعِهِثَلاَثَ
مَرَّاتٍكَالْكَوْثَرِوَسَبَّحَفِىكَفَّيْهِاْلحَصَاةُوَالْمَدَرُ،وَاَنْطَقَاللهُلَهُالضَّبَّوَالظَّبْىَوَالذِّئْبَوَالْجِذْعَوَالذِّرَاعَوَالْجَمَلَوَالْجَبَلَوَالْحَجَرَوَالشَّجَرَصَاحِبِالْمِعْرَاجِوَمَازَاغَالْبَصَرُ... سَيِّدِنَاوَمَوْلاَنَاوَشَفِيعِنَامُحَمَّدٍاَلْفُاَلْفِصَلاَةٍوَاَلْفُاَلْفِسَلاَمٍبِعَدَدِكُلِّالْحُرُوفِالْمُتَشَكِّلَةِفِىاْلكَلِمَاتِالْمُتَمَثِّلَةِبِاِذْنِالرَّحْمٰنِفِىمَرَايَاتَمَوُّجَاتِالْهَوَاۤءِعِنْدَقِرَاۤءَةِكُلِّكَلِمَةٍمِنَالْقُرْاٰنِمِنْكُلِّقَارِئٍمِنْاَوَّلِالنُّزُولِاِلٰىاٰخِرِالزَّماَنِوَاغْفِرْلَنَاوَارْحَمْنَايَاۤاِلٰهَنَابِكُلِّصَلاَةٍمِنْهَااٰمِينَاٰمِينَاٰمِينَ.
1 2 3
Arkadaş! Risalet-i Ahmediyeyi ispat eden deliller pek büyük bir yekûn teşkil ediyor. On Dokuzuncu Söz namındaki risalemde o delillerden bir kısmı zikredilmiştir. O zâtın izhar ettiği bine yakın mu’cizeleriyle Yirmi Beşinci Söz namındaki eserimde tafsil edilen kırk vech-i i’câza bâliğ olan Kur’ân, risalet-i Ahmediyeye (a.s.m.) şehadet ettiği gibi, bu kâinat da âyâtıyla o zâtın nübüvvetine delâlet eder. Evet, kâinatta yazılan sayısız âyetler Zât-ı Ehadin vahdaniyetine şehadet ettikleri gibi, risalet-i Ahmediyeye de (a.s.m.) delâlet ve şehadet ederler.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Salât ve selâm o nurânî zâta olsun ki, o zât, Rahmân ve Rahîm’den ve Arş-ı Âzamdan gelen Furkân-ı Hakîmin kendisine indiği Efendimiz Muhammed’dir. Ümmetinin iyilikleri sayısınca milyonlar salât ve milyonlar selâm üzerine olsun. Risaleti Tevrat, İncil ve Zebur’da müjdelenen; nübüvveti irhâsatla, cinlerin hâtifleriyle, insanlık âleminin evliyalarıyla, beşer kâhinleriyle müjdelenen; bir işaretiyle ay’ı parçalayan Efendimiz Muhammed’e, ümmetinin nefesleri sayısınca milyonlar salât ve selâm olsun.
2 : Davetine ağaçların koşup geldiği, duâsıyla yağmurun hemen iniverdiği, sıcaktan korumak için bulutların ona gölge yaptığı, bir ölçek yemeğiyle yüzlerce insanın doyduğu, parmaklarının arasından üç defa kevser gibi suların çağladığı, onun hürmetine Allah’ın, kertenkeleyi, ceylânı, ağaç kütüğünü, zehirli keçinin kolunu, deveyi, dağı, taşı ve toprağı konuşturduğu, Miracın sahibi olan ve gözü asla şaşmayan o büyük miraç mu’cizesinde rüyetullaha mazhar olan Efendimiz ve Şefaatçimiz Muhammed’e,
3 : Kur’ân’ın ilk inmeye başladığı andan zamanın sonuna kadar onu okuyan her bir okuyucunun okuduğu her bir kelimenin hava dalgalarının âyinelerinde Rahmân’ın izniyle yansıyan bütün kelimelerinin bütün harfleri sayısınca, milyonlar salât ve selâm olsun. Bütün bu salâvatlardan her biri hürmetine bizi bağışla, ey İlâhımız, bize merhamet et. Âmin.
Lügatler :

ahval : haller, durumlar
âlem-i beşer : insanlık âlemi
Arş-ı Âzam : Allah’ın büyüklüğünün tecellî ettiği yer
asır : yüzyıl
Asr-ı Saadet : mutluluk çağı, Peygamber Efendimizin (a.s.m.) peygamber olarak dünyada bulunduğu devir
âyât : âyetler, deliler
âyet : delil, Allah’ın varlığına işaret eden şey
bâliğ olan : erişen, ulaşan
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek

feyiz : bereket, bolluk
Furkân-ı Hakîm : doğruyu yanlıştan ayıran ve her âyeti hikmetlerle dolu olan Kur’ân

hatib-i mürşid : doğru yolu gösteren hatip; Hz. Peygamber (a.s.m.)
hâtif : gaybdan haber veren

ihâta etmek : kuşatmak, her şeyi içine almak
irhasat : Peygamberimize peygamberlik verilmeden önceki peygamberlik delilleri
izhar etmek : açıklamak, göstermek
kâhin : gelecekten haber veren
kevser : Cennet’te bir havuz veya nehir

meşhudat : görünen, gözlemlenen şeyler
miraç : Peygamber Efendimizin (a.s.m) bir gece Cebrâil (a.s.) ile kâinatı gezerek Allah’ın huzuruna yükselmesi

mu’cizat : mu’cizeler
mu’cize : Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri büyük harika iş
namında : adında
nurânî : nur gibi etrafını aydınlatan
nübüvvet : peygamberlik

radiyallâhü anhüm ecmaîn : Allah onların hepsinden razı olsun
Rahîm : şefkat ve merhametinin kişiye özel tecellîleri olan Allah
Rahmân : rahmeti her şeyi kuşatan Allah

reşha : sızıntı
risale : küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümleri
risalet : bir semâvî kitaba sahip olan peygamberlik
Risalet-i Ahmediye : Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliği
rüyetullah : Allah’ın Cemâlini görme
salât : Peygamber Efendimiz için yapılan dua

salât ü selâm : Peygamberimiz (a.s.m.) için yapılan dua ve niyaz
zât-ı nurânî : nûrânî zât, Hz. Peygamber (a.s.m.)
şehadet etmek : şahitlik yapmak
tafsil edilen : ayrıntılı olarak açıklanan

tafsilât : ayrıntı
tehir etmek : ertelemek, sonraya bırakmak
tenvir etmek : aydınlatmak, ışıklandırmak
teşkil etmek : meydana gelmek, oluşmak
vahdaniyet : Allah’ın benzersiz ve bir oluşu ve ortağının bulunmayışı
vech-i i'câz : mu’cize olma yönü
yekûn : bütün, toplam
zât : kişi; Hz. Muhammed (a.s.m.)
Zât-ı Ehad : her bir varlıkta birliği tecellî eden Zât, Allah
zikredilmek : anılmak, belirtilmek

ziyâdar : ışıklı, nurlu

 
Üst