Rabb’imiz bir, kitabımız bir

Muvahhid1

Well-known member
Bediüzzaman Said Nursi’ye göre İslam’ı geri bırakan bazı sebepler: Yeis (ümitsizlik), toplum hayatında doğruluğun ölmesi, düşmanlık arzusu, mü’minleri birbirine bağlayan manevi bağları bilmemek, istibdat yani baskı, şahsi menfaat peşinde koşmak.

Bu millet adam olmaz, bu insanlarla hiçbir şey yapılmaz, yapamayız, edemeyiz gibi düşüncelerle ümitsizliğe düşenler hem kendilerini hem de millete hizmetetmeyi ihmal etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.” buyrulmuş. Bu kadar günah işleyen var, Allah’ın rahmetiyle helak olmuyoruz. Eğer günahlarımıza, sevaplarımıza göre ceza gelseydi, yağmur yerine taş yağardı. Allah’ın rahmeti açıkça görülüyor.

Okulun en yaramaz öğrencisiydim. Cam kırılsa benden sorarlardı. Birinin kafası yarılsa benden bilirlerdi. Okula yeni bir öğretmen gelse ilk benim adımı öğrenirdi. O kadar yaramazdım. 1956’da Bediüzzaman’la tanışmasaydım çok farklı bir adam olurdum belki de. Ayyaş, serseri... Bediüzzaman, Allah’ın izniyle, beni kötülükten çekti, iyiliğe sevk etti. Allah’ın rahmeti her yere yağan yağmurlar gibidir. O yağmurdan toprak olanlar faydalanır, taş olanlar da temizlenir. Bu durumda ümitsiz olmak Müslüman’a yakışmaz. Ümit hep olacak! Herkes yapamam, beceremem deyip, ümitsizliğe kapılsa ne olur? Bu millet çöker!

Eğri cetvelle doğru çizgi çizilmez. Doğruluk, dost kapısıdır, sermayedir. Doğruluk insandan insana değişiyor şimdi. Müftü demiş ki, “Hacca helal mal ile gidilmelidir.” Adamın biri atını alıp getirmiş, demiş ki; “Hocam bu atı büyükzahmetlerle çaldım. Bu helaldir.” İnsan mantığı o kadar acayiptir ki, beyazısiyah, siyahı beyaz zannedebilir. Doğruluk doğru olanı yapmaktır.

Peki doğru olan ne? Bunun cevabı Kur’an’da yazıyor. Elbette ki doğruluk gibi, hayata hayat olan bir mesele de şuna buna bırakılamaz. Sosyal hayatın kuvvet bulup, devametmesi için insanların birbirine güvenmesi lazım.

Allah içimize çeşitli hisler, duygular yerleştirmiştir. Bunlardan biri düşmanlık, diğeri sevgidir. Düşmanlık arzusuyla günahlarımıza düşman olacağız, sevmek duygusuyla Allah’ı seveceğiz, Allah’ı sevenleri seveceğiz, Allah’ın sevdiklerini seveceğiz.

Rabb’imiz bir, kitabımız bir, peygamberimiz bir, kıblemiz bir. İşte bu bağlar bizi birbirimize öyle bağlar ki, araya düşmanlık giremez. Müslümanlar çağa ayak uydurmak zorunda değil, Kur’an’a uymak zorundadır. “Zaman sana uymazsa, sen zamana uy.” lafı yanlıştır. İslam düşmanları İslamiyet kalesine çeşitli yönlerden ve çeşitli usullerle taarruz ederler ki, o kaleyi teslim alsınlar. Müslümanlar da sünnet-i seniyye kalesine girerlerse kurtulurlar.

İstibdat (baskı) köleliktir, sömürgeciliktir. En büyük istibdat kötü alışkanlıklardır. Sigarayı bırakmamış bir insan sigaranın kölesi olmuştur.
Düşmanın merhametine sığınan bir millet herşeyini kaybetmiştir.

Hekimoğlu İsmail
 
Üst