Risale-i Nur'u nurun usulleri ile anlamak

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

aczmendi reþha

Well-known member
Ve Bihi Nesteinu

Üçüncü Temsil: Meselâ iki arkadaş var. Hiç görmedikleri bir memleketin ahvaline dair istatistikli bir nevi coğrafya yazmak istiyorlar.

Birisi, o memleketin padişahına intisab edip, telgraf ve telefon dairesine girer. On paralık bir tel ile, kendi telefon makinasını devletin teline rabteder. Her yer ile görüşür, muhabere eder, malûmat alır. Gayet muntazam ve mükemmel coğrafya istatistiğine ait san'atkârane bir eser yapar.

Öteki arkadaş ise, ya elli sene mütemadiyen gezecek ve müşkilâtla heryeri görüp her hâdiseyi işitecek veyahut milyonlarla lirayı sarfedip, devletin tel ve telefon temdidatı kadar ve padişah gibi telgraf sahibi olacak. Tâ evvelki arkadaşı gibi o mükemmel eseri yapsın.''

Risale-i nur eserlerinde mevcud olan ilminlerin en kısa yoldan de doğru olarak talim ve tedrisi ile anlaşılmasına giden yol, Birinci arkadaşın tatbik ettiği, nurun usulu ile olanıdır..

(Yirminci Mektub/Yirminci Mektub'un Onuncu Kelimesine Zeyldir)
 

aczmendi reþha

Well-known member
Cevap: Risale-i Nur'da usûl


بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
وَ بِهِ نَسْتَعِينُ
اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اۤلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

MUKADDEME

Usûl: Bir ilmin asıl mevzuundan önce öğrenilmesi lazım gelen esaslar. Bir hedefe ulaşmak için tutulan düzenli yol, tavır, metod, tertip . (Yeni Lugat)

Usûl-i dinin tarifi: Kendisinde itikad edilmesi vacip olan kanunların bahsedildiği bir ilimdir . (Fıkh-ı Ekber Şerhi sh:306)

Risale-i Nur'un ilmi ne şarkın ulûmundan nede garbın felsefesinden alınmış bir ilim olmayıp; nev-i şahsına münhasır bir ilimdir.(Birinci Şua,birinci Ayet sh.540) Kur'an-ı Hâkim’den muktebes olup, âhirzaman hadisatı içerisinde ehl-i imanın küfürle mücadelesinde yegâne düsturlar mecmuasıdır.

Evet, tarihte emsali asla vuku bulmamış azîm ve acîb inkilâblar bu İslâm beldesini kasıp kavurdu.

Meselâ bir harf inkilâbının emsalini tarihte görmek mümkün değildir.

Meselâ kıyafet inkılâbının bir eşine tarihte rastlamak mümkün değildir. Allâmeler, müctehidler, âlimler bir sabah kalksınlar ki, ilim namına bildikleri her şey yasak olmuş, yeniden A, B, C öğrenmeye icbar edilmişler ve Devletin emrinin dışında hiçbir kimse hiçbir suretle arzusuna göre giyinemeyecektir.

İnsanları hayvan sürüleri haline getirmeyi hedef alan, emsali na-mesbuk bu dehşetli tahribatlara karşı, elbette tarihte emsali görülmeyen metodlarla mukabele edilmesi zarurîdir.
Zira ceza cins-i ameldir. O halde gayet rahatlıkla diyebiliriz ki;
Risale-i Nur okumamış bir kimse, ne kadar âlim bir zat da olsa, onun muhteviyatını malum olan ilimlerle bilmesi mümkün değildir.
Zira Risale-i Nur hareketi ilim ve cihad sahasında yeni bir iştir.
Emsali sebkat etmemiştir. O halde bu emsalsiz eserlerden tam istifade edebilmek için, bazı usûllerin bilinmesinde zaruretler ortaya çıkmaktadır.

Hadis ilmi usûl-i hadise, fıkıh ilmi usul-î fıkha muhtaç olduğu gibi, usûl-i hadisle fıkıh ilmi, usûl-i fıkıhla da hadis ilmi kâmil mânâda anlaşılmayacağı gibi, bilinen usûllerin hiç birisiyle de Risale-i Nur tam manasıyla anlaşılmaz.
Zira dediğimiz gibi; Risale-i Nur, İslâmî ilim ve İslâmî harekette yeni bir iştir.

Netice-i Kelam:
Risale-i Nur hareketi, ilimde ve kıyamda Kur'an-ı Azimüşşan'ın, irtidad hareketlerine karşı çektiği bir elmas kılınçtır. Bu kılıncı tam ve kâmil mânâda kullanmak için usûl bilmek lazımdır.
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu

Her ilmin kendine has usulleri vardır, ilim tahsil etmeden evvel usulleri tahsil edilir..

Risale-i nurun buna ilaveten has ve husussi özellikleri vardır..

Risale-i nurun ilmi ne şarkın ilminden nede garbın felsefesinden alınmış bir ilim değildir..
Yani Risale-i nur
mesail-i ilmiyedir
mesail-i kalbiyedir
mesail-i ruhiyedir,
mesail-i haliyedir.. ile ahir..

herkes kendi derecesi nisbetinde istifade edebilir..

Risale-i nurun hakikat mertebesindeki ilmi derslerini kamil manada anlamak için kalb komutan akıl onunla ittifak halinde olmalıdır..

Risale-i nurun MARİFETULLAH İLMİ ni ise tahsil edebilmek için mesnevide yazan MARİFETULLAHIN BÜRHANLARI 3 TÜR, işte o 3 ana sınıfa ayrılmış olan bürhanları avlamak ve yakalamak için usul bilmek gereklidir..


Yoksa dünyanın en alim ve akıllı insanıda okusa ,kendince anlar ve anlatır, fakat bu kamil manada olmaz..

Usulu ile talim eden birisi ise, en sağlıklı ve kamil manada anlar, amele döker ve hallenir..

başka ilimlerde tahsil ile Alim olanlar ise risale-i nurdan bir Çok dersi anlamadıkları gibi, anladıklarınıda kamil manada anlamazlar demektir..

Yani bir şeyi okumak veya anlatmak demek, okuduğunu ve anlattığını anladığıan delil değildir..Sadeceanlayabildiğini anlatırken,anlatmak isterken, o ifadeleri üstad r.a kullanmış olduğundan taklidi olarak kullanırsın demektir..


Kısaca: her ilimde asıl selahiyyet ve söz sahibi o ilimde mütehassıs ve ehil olanlardır..
Hele böylesine vazifeli ve sırlı eserlerler..
 

age

Active member
Yoksa dünyanın en alim ve akıllı insanıda okusa ,kendince anlar ve anlatır, fakat bu kamil manada olmaz..

Sizin de öyle olmadığınızı nasıl bilebiliriz.Ya kendince anladığınızı anlatıyorsanız nasıl bilebiliriz.
 

Eclairs

Active member
Age kardes, burda soz konusu olan, aczimendi kardesimiz degil,

risale i nurlari hic okumayan birinin, her ne kadar baska alanlarda ehil, alim ve akilli insan da olsa , risaleleri anlatmakta kamil olamayacagini, ve kendince anlatacagini aciklamis.

Aczimendi kardes, bilmedigi bir konu veya bir bilim hakkinda yorum getirip anlatmaya calismiyor burda ki bu soruyu ona yonlendirebilelim.oyle degil mi.
 

Eclairs

Active member
Yoksa dunyanin en alim en akilli insani olsa , kendince anlar ve anlatir...
Aczmendi abi, siz bu "alinti yaptigim cumleyi" risaleleri okumamis bir kimse için kullandiniz, açiklama olrak getidiniz , lakin aklima su soruyu getirdi :
Bizlerde risale i nurlari mutaala ederken, aslinda bir nevi anladigimizi kendimizce ifade etmiyormuyuz?
yani fark nedir ?
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu


Risale-i nur Kur'anın manevi ve maddi bir tefsiri hakikisi olması hasebi ile nihayetsin anlamalara ve terakkilere müsaiddir, Bizlerin anlama ve terakkileri Kur'an ve sünnet mihengine uygun ve ehl-i sünnet velcemaat itikadi ve ameli mezhebleri hududları içinde olmak şarttır..


Gayet kolaydır bilmek bunu..

Dünyanın en akıllısı ve alimi akli ilimlerde ve kendi ihtisas alanında terennüm etsede bu İLM-EL YAKİN mertebesindedir, hakikat mertebesi ise ayn-el yakin mertebesindedir,ilmel yakinden ayn-el yakin olan hakikat mertebesine geçmek isterse bir kimse, üstad r.a hın ifadesi ile kendini bataklık çamurunda görür..Yani öıkmak istediği,varmak istediği yere nisbet ile..!!


Hakikat mertebesinde ve ilerisinde kalb komutan olmadan akıl onunla ittifak etmeden GEÇİLEMEZ, geçilse idi bediüzzaman r.a gecerdi..

Hulasa atın ahırda kişnemesi ile ,bülbülün sarayda terennümü arasındaki farkı ehli bilir..

Risale-i nurda yazdığımız hususiyetlere göre dersler mevcuddur, kalb hayatı olmayan kalbi ilimleri alamaz ve bilemez, sadece taklidi olarak kabul eder ve üstadı r.a hın terennümü ile terennüm etmek için üstadının ifadelerini kullanır..

Diger derslerde aynı minvaldedir..

yani yukarda yazdıklarımıza ilaveten, her dersin mevzusu aynı olsada MAKAMLARI çok farklı olduğundan, kemiyet ve keyfiyyette o nisbette olur..

Risale-i nur talebeleri ise ,risale-i nuru üstad r.a hın ve erkan ve varis ks. talebelerinin tatbiklerine uyarak ve onlara bağlı kalarak ehilleri ile birlikte tatbik ederler..

Hem risale-i nur her merhalede ve talebelerine has ve hususi anahtarlar ve sırrlar ve şifreler verir, ehli aldığını ve açtığını bilir,ve gösterebilirde..

Bunlar ise Bir tasdikat sahibi hayattar zevatı kiramın tebaiyyetinde olur..
 

Eclairs

Active member
Allah razi olsun agabey,

yani ilk cumlenizdeki "risaleinur okumayan alim akilli vs.." den kastiniz, kalp hayati olmayan, dinsiz ve imansizlarmidir?
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu

Risale-i nuru okumamış veya usulu ile okumamış kimselerdir..

Kalbden kasdettiğimiz ,hakikat mertebesinde komutan olarak istimal edilen kalbdir, yoksa kasdettiğiniz manaya değildir..

Yani üstad r.a eski saidden yeni saide gecerken kalbi komutan olarak ve aklı onunla ittifak ettirerek kasdettiğidir demek istediğimiz..
 

age

Active member
Age kardes, burda soz konusu olan, aczimendi kardesimiz degil,

risale i nurlari hic okumayan birinin, her ne kadar baska alanlarda ehil, alim ve akilli insan da olsa , risaleleri anlatmakta kamil olamayacagini, ve kendince anlatacagini aciklamis.

Aczimendi kardes, bilmedigi bir konu veya bir bilim hakkinda yorum getirip anlatmaya calismiyor burda ki bu soruyu ona yonlendirebilelim.oyle degil mi.

Muhterem eclairs; aczimendi kardeşi neden hariç tuttunuz anlayamadım.Yani söz konusu olan aczimendi kardeş değil demek ne manaya gelmektedir külliyatı yazan o mudur.Eğer bir kaide ise herkese şumulu vardır yok değilse kimseye tatbik edilmemeli.Bu sözleri aczimendi dedi diye delilsiz kabul mü edelim.O zaman kaos olur çıkar herkes bir şeyler der isteyen istediğine inanır ehl-i tahkik olmak neresinde olur.Üstad bu kitaplarını sadece aczimendiler anlayabilir mi demiş yahut özel birileri anlar mı demiş.
 

age

Active member
Hem meselâ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَ لَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ cümlesi, mana-yı remziyle diyor ki: "Onüçüncü ve ondördüncü asırda semavî lâmbalar ateşsiz yanarlar, ateş dokunmadan parlarlar. Onun zamanı yakındır, yani bin ikiyüz seksen (1280) tarihine yakındır. İşte bu cümle ile nasılki elektriğin hilaf-ı âdet keyfiyetini ve geleceğini remzen beyan eder. Aynen öyle de: Manevî bir elektrik olan Resail-in Nur dahi gayet yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve derse çalışmağa ve başka üstadlardan taallüm edilmeğe ve müderrisînin ağzından iktibas olmağa muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulûm-u âliyeyi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir, kendi kendine istifade eder, muhakkik bir âlim olabilir. Hem işaret eder ki; Resail-in Nur müellifi dahi ateşsiz yanar, tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur. Evet bu cümlenin bu mu'cizane üç işaratı elektrik ve Resail-in Nur hakkında hak olduğu gibi, müellif hakkında dahi ayn-ı hakikattır. Tarihçe-i hayatını okuyanlar ve hemşehrileri bilirler ki; "İzhar" kitabından sonraki medrese usûlünce onbeş sene ders almakla okunan kitabları, Resail-in Nur müellifi yalnız üç ayda tahsil etmiş.
(Şualar - 691)
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu

Kardeşim, hiç bir ampul kendi kendine yanmaz ve nurlanamaz..

Başını kaldır evindeki lambalara bak,zahiren kendileri ayanar görünsede, bir hat ile bir ana kaynağa bağlıdırlar,o kaynaktan elektrik alırlar..

O nurlanmaların olması için Risale-i nurdaki hakikat ilmi mesleği,tatbik edilmeli o manevi hatlar kurulmalıdır..

Meselâ: Nasılki bir saray bulunsa, büyük bir dairesinde büyük bir elektrik lâmbası bulunur. O elektrikten teşa'ub etmiş ve onunla bağlı küçük küçük elektrikler, küçük menzillere taksim edilmiş. Şimdi birisi o büyük elektrik lâmbasının düğmesini çevirip ziyayı kapatsa, bütün menziller derin bir karanlık içine ve bir vahşete düşer.


..İşte ey nefsim! Birinci saray, bir müslümandır. Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, onun kalbinde o büyük elektrik lâmbasıdır. Eğer onu unutsa, el'iyazü billah kalbinden onu çıkarsa, hiçbir peygamberi daha kabul edemez. Belki hiçbir kemalâtın yeri ruhunda kalamaz, hattâ Rabbini de tanımaz. Mahiyetindeki bütün menziller ve latifeler, karanlığa düşer ve kalbinde müdhiş bir tahribat ve vahşet oluyor..

(24.söz 5.dal)

Her işte ehil ve mütehassıs olanların sözü geçerlidir.. Üstad r.a hın ifadeleri aynı haktır ve doğrudur,zira maddi ve ameni her ilimde ehillerini ilzam ederek,ehil olduğunu,şekarci hanındaki ilanatı ile ilanda etmiştir..
Yani üstad ne dediğini gayet iyi biliyor..

Peki anlayanlar ne anlıyor..!!

Bu kardeşin hem elektrikçidir hemde avrupada elektroteknik eğitimi almıştır..

Yani Risale-i nurdaki ifadelere ve derslere bakarsanız,kendi kendine parlar, müşkilat yoktur gibi derslerin olması için,bazı usuller ve tatbik edilmesi gereken ameller vardır..Diye anlaşılmaktadır..!!
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu

Evvela bir esası beyan edelim, sonra devam edelim..

Bir manevi meslekten kamil manada istifade edebilmek için o mesleğin kanunlarının ve esaslarının yazılı olduğu eserleri iği bilmek,iltibas etmeden tatbik edebilmek şarttır..Yani Risale-i nurdan o kimseler tam istifade edebilirler ki,onlar Risale-i nuru, risale-i nura uygun olarak tatbik ederler,eser ile mesleği tatbik edeni bir ve beraber görürler alırlar ve olurlar..

Yoksa esere ve esaslarına uygun hareket etmeyen veya iltibaslar ile yanlış hareket edenler ettikleri iltibas ve yanlış nisbetinde istifadeleri noksan olur demektir..

İşte sırrı veraset ile veraseti nübüvetten gelen bir meslek ile o yoldan gitmek başkadır yani beslenmek, nübüvetten gelen bir velayet ile o yoldan gitmek başkadır,yani beslenmek başkadır..

Eserleri okuyup,kendi anladığını,orda anlatılan zannederek,kendi anladığını anlatmak isterken,risale-i nurdaki ifadeleri kullanarak terennüm etmek başkadır..

Mürlid-i alim koyun olmalı,koyun yavrusuna safi süt verir dediğide üstad r.a hın işte bu olsa gerek..

Hulasa Risale-i nur mesleği kısa ve kolay ve sağlamdır ve yüksektir,tebasını Allah'a vasıl eder,Risale-i nurları üstad r.a ile erkan ve varis k.s talebelerinin tatbikleri üzre,o zevatı kiramlara intisabla bağlı olanlarla mesleği tatbik eden İNTİSAB SAHİBLİLERİNE..

Zira intisabın kendisi dahi bir sırrdır..
 

age

Active member
>>Yani Risale-i nurdaki ifadelere ve derslere bakarsanız,kendi kendine parlar, müşkilat yoktur gibi derslerin olması için,bazı usuller ve tatbik edilmesi gereken ameller vardır..Diye anlaşılmaktadır..!!<<

Buyrun yazında bilelim bunlar nelermiş inşallah risaleden yazarsınız yoksa sizin fikirleriniz elektro teknik te geçerlidir.

(Hâşiye): Yirmi üç senede te'lifi tamamlanan ve yüz otuz kitabdan müteşekkil "Risale-i Nur" adlı eserleriyle, İlm-i Kelâm sahasında bir teceddüd yaptığı görülmüştür. Evet, kendisi, onbeş sene tahsili lâzım gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işarettir ki: "Bir zaman gelecek, onbeş sene değil, bir sene bile ilm-i iman dersini alacak medreseler ele geçmiyecek. İşte o zamanda müştaklara on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur'anî bir tefsir çıkacak ve Said onun hizmetinde bulunacak." Evet tam zuhur etti ve aynen görüldü. Risale-i Nur, otuz senelik müdhiş bir zamanda gizli dinsiz ve ifsad komitelerinin hücumlarına rağmen iman hakikatları derslerini yüzbinler nüshalariyle her tarafda neşrettiler ve binler kalemlerin gayretleriyle matbaalara ihtiyaç bırakmadan Kur'anın bu yeni dersleri yayıldı; milyonlarca insanın imanlarının takviyesine vesile oldu. Anadolu'daki Risale-i Nurun faaliyeti, iman hizmeti ve mâkul yüksek dersleri, herkesin nazar-ı dikkatini celbetti; mahkemeler ve tetkikler yoliyle Cenab-ı Hak, Nurları, ehl-i siyaset ve hükûmete de okutturdu; ve mektebliler arasında yayıldı, genç İslâm ve iman fedakârları çoğaldı; ve bunun büyük bir neticesi olarak, küfr-ü mutlakın ve dalâletin hücumu önlendi, geri çekildi. Yer yer bütün vatanda din lehinde cereyanlar başladı. İzn-i İlâhî ile, Âlem-i İslâm ve insaniyete doğmaya başlayan İslâmî saadetin fecr-i sâdıkını gösterdi, Elhamdülillâhi Rabb-il-Âlemin...
(Tarihçe-i Hayat - 33)
 

age

Active member
ISPARTAYA GÖNDERİLEN BİR FIKRADIR

Risale-i Nur, kendi sâdık ve sebatkâr şâkirdlerine kazandırdığı çok büyük kâr ve kazanç ve pek çok kıymetdar neticeye mukabil; fiat olarak, o şâkirdlerden tam ve hâlis bir sadakat ve dâimî sarsılmaz bir sebat ister. Evet Risale-i Nur, onbeş senede medresede kazanılan kuvvetli îman-ı tahkikîyi, onbeş haftada ve bazılara onbeş günde kazandırdığına, yirmibin zât, tecrübeleriyle şehadet ederler. Hem "İştirâk-i a'mâl-i uhreviye" düsturiyle, herbir şâkirdinin her bir günde binler hâlis lisanlariyle edilen makbul duaları ve binler ehl-i salâhatin işledikleri a'mâl-i salihanın misil sevablarını kazandırıp herbir hakikî sâdık ve sebatkâr şâkirdlerini, amelce, binler adam hükmüne getirdiğini delil, kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Ali'nin üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı Âzam'daki tahsinkârane ve teşvikkârane beşareti ve Kur'an-ı Mu'cizül-Beyan'ın kuvvetli işaretleri, o hâlis şâkirdlerin ehl-i saadet ve ehl-i Cennet olacaklarını pek kat'î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle fiat ister. Madem hakikat budur, Risale-i Nur dairesinin yakınında bulunan ehl-i ilim ve ehl-i tarikat ve sofî-meşreb zâtlar, onun cereyanına girmek ve ilim ve tarikattan gelen sermayeleriyle ona kuvvet vermek ve genişlemesine çalışmak ve şâkirdlerini teşvik etmek...........
(Tarihçe-i Hayat - 320)
 

aczmendi reþha

Well-known member
ve bihi nesteinu

İ'lem Eyyühel-Aziz! Misafir olan bir kimse seferinde çok yerlere, menzillere uğrar, Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur.


Kezalik Allah'ın yolunda sülûk eden zât çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da her birisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri,
birbirine haltedip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder. Meselâ: Bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennüm ile atın kişnemesini farketmeyip andelibden kişnemeyi taleb ederse, kendi nefsiyle mugalata etmiş olur.
(Mesnevi-i Nuriye)


Mahiyet ve istidat itibarı ile ilme bağlıdır..

Risale-i nurlar
mesail-i ilmiyedir
mesail-i kalbiyedir,
mesail-i ruhiyedir,
mesail-i haliyedir

Her bir kelama kuvvet veren:
Mütekellim
muhatab
makam
mevzu
larına bakmak gerektir..

İlim ise malume bağlıdır..!!
(imam rabbani r.a)

Seyr-i suluk hareket-i ilmiyeden ibarettir..

Reşha,katre,züherinin suluklarına işarettir..(24.söz 2. dal)

..Cenab-ı Hakk'a vâsıl olacak tarîkler pek çoktur. Bütün hak tarîkler Kur'andan alınmıştır. Fakat tarîkatların bazısı, bazısından daha kısa, daha selâmetli, daha umumiyetli oluyor. O tarîkler içinde, kasır fehmimle Kur'andan istifade ettiğim "Acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür" tarîkıdır.
(Sözler)
Şu kısa tarikin evrad-ı
ittiba-ı sünnettir
feraiz-i işlemek
kebair-i terketmek
bilhassa namazı tadil-i erkan ile kılmak ve nazamzın sonrasındaki tesbihası yapmaktır..
(26.söz zeyl)


..Bir sene bu risaleleri ANLAYARAK VE KABUL EDEREK OKUYAN..!! zamanın hakikatli bir alimi olabillir..(lem'alar)

Nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder..(anlamayıda tağyir eder..)

Derecat-ı takdir deracat-ı fehim gibi müteaddid ve müteaffiftir, herkes derece-i fehmine göre takdir edebilir..

mana-i harfi ile bakmak gerektir..

İ'lem Eyyühel-Aziz! İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a'mal-i sâlihadır. Sâlih amel ise, maddî ve manevî hukuk-u ibada tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın îfa etmekten ibarettir. Ecnebilerden alınan maddî bilgiler, san'at ve terakkiyata ait ise lâzımdır. Sefahete dair ise muzırdır.
Mesnevi-i Nuriye


Ehl-i hakikatçe müttefikun aleyh bir hakikat vardır ki,nefsin enaniyyet ve serkeşliğini kırmak için..

.. Çünki bütün emval, o iştirak eden herbir ferdin eline tamamen geçmesinin sırrını taşıyor. Çünki nasılki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa,
herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer. Aynen öyle de: Emval-i uhreviyede sırr-ı ihlas ile iştirak ve sırr-ı uhuvvet ile tesanüd ve sırr-ı ittihad ile teşrik-ül mesaî.. o iştirak-i a'malden hasıl olan umum yekûn ve umum nur herbirinin defter-i a'maline bitamamiha gireceği ehl-i hakikat mabeyninde meşhud ve vaki'dir ve vüs'at-ı rahmet ve kerem-i İlahînin muktezasıdır.
Lem'alar


Allah'a imanınız varsa onu seveceksiniz,ve onun sevdiği tarzı yapacaksınız..sevdiği tarz ise onun habibi a.s.m da cem edilmiştir..

Risale-i nur ger çi umuma teşmil sareti ile değil, fakat her halde, hakaik-i islamiyyenin içinde cereyan edip gelen
esas-ı velayet
esas-ı takva
esas-ı azimet
esasat-ı sünneti seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyyesidir..



Hulasa : risale-i nuru okuyan, o eserlerde üstad r.a muhatabı olana ders veriyor gibi, onun tabibi gibi bilip, o derslere o nazar ile bakıp,evvela kendi hastalıklarını tedavi etmek noktasından bakıp,kendi nesfini ıslah etmek noktasıdan ders alsa, görürki, risale-i nurda her ilim ve dersleri, İNSANA VERİLAN MADDİ VE MANEVİ CİHAZAT-I İNSANİYYENİN AMELLERİNİN İLİMLERİ VE ÖLÇÜLERİ VE ESASLARI VE NASIL AMEL EDİLECEĞİNE DAİR NUMUNELERİ İLE DOLUDUR..!! Bu kadarı maksada işaret için kifayet eder inşaallah..
 

age

Active member
Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takva bu tahribata karşı en büyük esastır.

Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen,kurtulur.

Böyle kebair-i azîme içinde amel-i sâlihin ihlasla muvaffakıyeti pek azdır.

Hem az bir amel-i sâlih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir.

Kastamonu Lahikası ( 148 )
 

age

Active member
Ümid ve iman gibi pek âlî sermayemiz var.
Hoca Efendi Hazretlerinin âlî tavsiyeleri:
Beş vakit namazını ta'dil-i erkân ile kıl, yani başka ibadete gücün yetmez.
Namazın nihayetindeki tesbihleri yap, yani başka zikri yapamadım diye teessüf etme.
Yedi kebairi terk et, çünki sagairi arayacak zamanda değiliz.
İttiba'-ı sünnet et, zira bu zamanda arkasında gidilecek ve harekâtı taklide değer saf, hâlis ve muhlis bir hâdî ki, (o da seni yine bu yola götürecektir) maalesef bulamayacaksın.
Belki bu yola çıkaracaklar vardır. Fakat kömür ile elması kim fark edecek?

Öyle ise sen çalış, ondan daha iyi kılavuz bulamazsın.
Derslerinden birinde ki, her vakit zikrettiğim مَنْ اۤمَنَ بِالْقَدَرِ اَمِنَ مِنَ الْكَدَرِ şefaatbahş vecizesi hatırımızda varken, şübhesiz her musibet ve her elem hoş karşılanacaktır.

Aziz kardeş! Zaman olur ki her şey, herkes, her muamele, kalbi incitiyor. Fakat işte tiryakı:

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللَّهُ لاَ اِلَهَ اِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

(Barla Lahikası - 49)
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst