Huseyni
Müdavim
Sepepler insanoğlunun hayatında oldukça geniş bir yer teşkil etmektedir. Hemen her şeyi bir sebebe bağlama ihtiyacı hissederiz. Sebep-sonuç ilişkilerine olan şahitliklerimiz saymakla bitmez. Bir kaç basit örnek verecek olursak;
Bir yumurtayı sertçe yere atsak kırılır, sebebi onu serçe yere çarpmaktır,
Bir insan yüksek bir yerden atladığında ölürse sebep olarak yüksek bir yerden atlamasını gösteririz,
Ektiğimiz ekinlerden iyi mahsul alan bir çiftçi, bunu mevsim şartlarının normalliğine, yağmurun yağmasına vs. sebeplere bağlar. Buna benzer çok misaller vermek mümkün.
Bunun yanında öyle anlar olur ki; sebeplerin sükut ettiğine şahit oluruz. Misal; çok defalar şahit olmuşuzdur; -ya bizzat veya basın yoluyla vs.- Bir insanın ölmesi için bütün sebepler bir araya geldiğini fakat o insanın ölmediğini görürüz. Veyahut mevsimler tamamen normal seyrinde gitmesine rağmen çiftçilerin verim alamadığına şahit oluruz.
İşte bunun gibi sebeplerin sükut ettiği anlar gösterir ki sebeplere de hükmü geçen biri var. Bu tür olaylar sebeplerde gaflete düşen insanoğluna bir uyarı mahiyetindedir. "Dikkat et! Çok güvendiğin sebeplere de sözü geçen biri var. Demek onların icadda tesiri yok" mesajına muhatap oluruz böyle durumlar da. Yani bir Müsebbibü'l Esbab olanın (Allah cc.) var olduğunu anlarız.
Hz. Yunus a.s. kıssası da konumuza en çarpıcı örneklerden sadece birisidir.
"Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin hülâsası:
Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. 1 Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette,
2لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ münâcâtı, ona sür’aten vasıta-i necat olmuştur.
Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:
O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı. 3 Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hûtu musahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hûtun karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvâri emvac dehşeti içinde, denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahrâ, bir meydan-ı cevelân ve tenezzühgâhı olarak o nur ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlûkat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn 4 altında o lûtf-u Rabbânîyi müşahede etti." Birinci Lem'a'dan iktibas.
1 : bk. et-Taberî, Câmiu’l-Beyân: 17:79-81.
2 : “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
3 : bk. En’âm Sûresi, 6:17; Yûnus Sûresi, 10:107; Fâtır Sûresi, 35:2.
4 : bk. Saffât Sûresi, 37:146.
Bir yumurtayı sertçe yere atsak kırılır, sebebi onu serçe yere çarpmaktır,
Bir insan yüksek bir yerden atladığında ölürse sebep olarak yüksek bir yerden atlamasını gösteririz,
Ektiğimiz ekinlerden iyi mahsul alan bir çiftçi, bunu mevsim şartlarının normalliğine, yağmurun yağmasına vs. sebeplere bağlar. Buna benzer çok misaller vermek mümkün.
Bunun yanında öyle anlar olur ki; sebeplerin sükut ettiğine şahit oluruz. Misal; çok defalar şahit olmuşuzdur; -ya bizzat veya basın yoluyla vs.- Bir insanın ölmesi için bütün sebepler bir araya geldiğini fakat o insanın ölmediğini görürüz. Veyahut mevsimler tamamen normal seyrinde gitmesine rağmen çiftçilerin verim alamadığına şahit oluruz.
İşte bunun gibi sebeplerin sükut ettiği anlar gösterir ki sebeplere de hükmü geçen biri var. Bu tür olaylar sebeplerde gaflete düşen insanoğluna bir uyarı mahiyetindedir. "Dikkat et! Çok güvendiğin sebeplere de sözü geçen biri var. Demek onların icadda tesiri yok" mesajına muhatap oluruz böyle durumlar da. Yani bir Müsebbibü'l Esbab olanın (Allah cc.) var olduğunu anlarız.
Hz. Yunus a.s. kıssası da konumuza en çarpıcı örneklerden sadece birisidir.
"Hazret-i Yunus Aleyhisselâmın kıssa-i meşhuresinin hülâsası:
Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. 1 Deniz fırtınalı ve gece dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümit kesik bir vaziyette,
2لاَۤ اِلٰهَ اِلاَّۤ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ münâcâtı, ona sür’aten vasıta-i necat olmuştur.
Şu münâcâtın sırr-ı azîmi şudur ki:
O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünkü o halde ona necat verecek öyle bir Zat lâzım ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem cevv-i semâya geçebilsin. Çünkü onun aleyhinde gece, deniz ve hût ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine musahhar eden bir Zat onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun hizmetkârı ve yardımcısı olsaydılar, yine beş para faydaları olmazdı. 3 Demek esbabın tesiri yok. Müsebbibü’l-Esbabdan başka bir melce olamadığını aynelyakin gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği için, şu münâcat birden bire geceyi, denizi ve hûtu musahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hûtun karnını bir tahtelbahir gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağvâri emvac dehşeti içinde, denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahrâ, bir meydan-ı cevelân ve tenezzühgâhı olarak o nur ile semâ yüzünü bulutlardan süpürüp, kameri bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdit ve tazyik eden o mahlûkat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn 4 altında o lûtf-u Rabbânîyi müşahede etti." Birinci Lem'a'dan iktibas.
1 : bk. et-Taberî, Câmiu’l-Beyân: 17:79-81.
2 : “Senden başka ilâh yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” Enbiyâ Sûresi, 21:87.
3 : bk. En’âm Sûresi, 6:17; Yûnus Sûresi, 10:107; Fâtır Sûresi, 35:2.
4 : bk. Saffât Sûresi, 37:146.