Selam sana ölüm!

Livza

Well-known member
olum.png



(SON BİR haftada, dostları arasında her yaştan beş ölüme şahit olmanın ve benimle aynı yaşta aniden ahret âlemine göçen Hasan Almaz’ın tefekkürüyle)



Var oluşumuzun en heyecanlı, en anlamlı ânı ölüm.
Uçsuz bucaksız bir serüvene yelken açmak ölüm.
Şu maceralarla dolu dünyamız da anlamını yitiriyor zaman zaman.
Ölümü seviyorum.
Bekliyorum…

Ölümlerimiz hayatlarımızı aydınlatır.
Anlamlandırır.

Bir yakınımızın ölümü içimizde onulmaz bir yolculuk duygusu uyandırır.
O yolculuğa atılmak için umutla bakarız ufuklara.
Sıranın elbet bize de geleceğini hiç unutmadan!

Ölümlerimiz anlamdan yoksunsa eğer, hayatlarımız da yoksun demektir.
Hayatın asıl macerası ölümle başlar!
Sonsuz ve sınırsız bir âleme geçişin ipucuyla.

Her birimiz hayat boyu aradığımız ölümü yaşarız, bilinmez bir ânın sabahında.
Kendimiz için hayat boyu hazırladığımız ölümü buluveririz birden bire

Modern hayat ölümü inkar edemese de yokmuş gibi yaşıyor.
“Herkesin öleceğini bilirdim bilmesine ama,
Benim hep bir istisna olarak bu dünyada kalacağımı düşünürdüm” diyor bir batılı ölürken.
Seküler bir yabancılıkta ölüme verilecek cevap yok.
Onu unutmaktan, yokmuş gibi yapmaktan başka…

Oysa hayatla ölüm, ölümle hayat ne kadar da iç içe aslında.
Nereye saklansak beyhude.
Hangi kovuğa, hangi servete, hangi makama gizlensek boş.
Sonunda o kaçıp durduğumuz ölüm gelip bizi de bulacak.

Öyleyse hiç kaçamayacağımız ve bir gün mutlaka bizi gelip bulacak bir şeyden kaçmaya çalışmak niye?
Niye hayat boyu o yokmuş gibi yaşamak?

Ölüme bakmak, ölümle olmak, ölümü bir dost, bir arkadaş yapmak.
Bizi hiç yaşamadığımız maceralara götürecek bir gemi görmek.

Ölümü sevmek!
O bizi bulmadan biz ona sevgili olur muyuz?

En önemli varlığımızı emanet edeceğimiz ölüme yabancı durmak abes.
Onun dostluğunu, onun sırlarını keşfetmek.

Ölümle başlayacak, hayatımızın en güzel macerası.
Ölümle herkes bu hayatın bir rüya olduğunu anlayacak ve uyanacak.
Vuslattır ölüm, ruhun sevdiğine kavuşmasıdır.
Dünyanın yalanlarından, aldatmalarından, ağırlıklarından sıyrılıp gitmektir.

Hayatımızın akıp ölüme,
oradan da ölümsüz hayata kavuşmasından daha heyecanlı bir sırrı var mıdır?
Güzel ölüm, dost ölüm, hayat ölüm!
Sevdiklerimizden ayrılma kaygısı da olmasa,
seni her gün çağırıp duracağım dayanılmaz bir merakla.

Ey ölüm! heyecanla bekliyorum seni!
Bıktım şu dünyanın ağırlıklarından, keşmekeşinden;
senin götüreceğin sahili bekliyorum.

Ne zaman çalacak son müzik?
Ne zaman gireceğim senin o dayanılmaz heyecanlı, meraklı kapından?

Bir mucizesin sen, tıpkı doğum gibi!

En çok sevdiklerime kavuşturansın.

Hayatı ölüm nimeti ile beraber Yaratana,
Ölümün de hayat gibi yaratılış olduğunu anlayana,
Ve ölmeden ölümle beraber yaşamayı,
Ölüme dost olmayı bilene,
Merakla beklediğim sevgili dost ölüm hep sana,
Selam olsun!

05/01/2009
Levent Bilgi
​
 

müdavim

Üye Sorumlusu
Ölüm Kaşla Göz Arasında!
Mevlânâ -kuddise sirruh-, fenâfillah (İlahi aşkın en üst) mertebesine kavuşabilmenin sırrının mutlak teslîmiyette olduğunu şu şekilde ifâde eder:

“Deniz suyu, kendisine bütünüyle teslim olan ölüyü başı üstünde taşır. Diri olan ve en ufak tereddüdü bulunan ise, denizin elinden nasıl sağ kurtulur? Aynı şekilde Ölmeden evvel ölünüz. sırrı ile beşerî sıfatlardan soyunarak ölürsen, esrâr denizi seni baş üzerinde gezdirir.”

O büyük Allah dostu şöyle buyurur:

“İrfân ehli, kılavuza benzer; yola girenlere faydalı olur. Ancak yola girmeyenlere kılavuzun bir faydası olmadığı gibi, o gâfiller de kılavuzun kadrini bilmezler!”

“Yine bir hekim, hastalara şifâ dağıtır; bunu ağlayıp inleyen hastalar iyi bilirler. Ancak bir ölü, hekimin kıymet ve değerini nasıl idrâk edebilir?”

“Ömür, yarınlara bağlanan ümitlerle geçip gitmede, gâfilcesine kavgalarla, gürültülerle, didinmelerle tükenip durmadadır.”

“Sen aklını başına al da, ömrünü, şu içinde bulunduğun gün say!.. Bak bakalım, bugünü de hangi sevdâlarla harcıyorsun?..”

“Kâh cüzdanını, keseni para ile doldurmak kaygısı, kâh yemek içmek endişesi ile bu âciz ömür geçip gitmede, verilen her nefes de eksilmede...”

“Ölüm, bizi birer birer çekip alıyor. Onun heybetinden akıllıların beti benzi sararıp solmada...”

“Ölüm, yolda durmuş bekliyor. Efendi ise gezip tozma sevdâsında...”

“Ölüm, kaşla göz arasında, onu hatırlamaktan bile bize daha yakın... Fakat gaflete dalanın aklı nerelere gitmede?.. Bilmem ki!..”
 
Üst