Ben parmaklarımı pembe boyalara boyayıp
resimler çizmek istedim ,
şarkılar söylemek istedim.
çocuklar gibi koşup oynamak istedim
ıslak çimenler üzerinde çıplak ayaklarımla.
Gözlerimi kapatıp dalgaların sesini dinlemek
ve denizi koklamak istedim doyana kadar.
Kumlara karışıp yeryüzü ile bütünleşmek istedim ben.
Ben hiç başkası olamadım ki.
Ben hiç kimseyi unutmadım ki.
Beni bırakıp giden insanların ne seslerini ne yüzlerini
ne de sözlerini unutmadım.
Ben, bana söylenilen güzel ya da kötü
hiçbir cümleyi unutmadım ki.
Beni unuttunuz mu diye sormadım ki onlara.
Birikti şimdi beni bırakıp giden insanların
yüzleri,
sesleri,
sözleri,
Birikti beynimde...
Susun lütfen,
yalnızca insan olmak istedim ben,
insan gibi yaşamak.
şimdi lütfen susun...
Artık herşey için çok geç...
Alıp gideceğim söylemediğim sözlerimi,
alıp gideceğim ölü doğmuş düşlerimi…
adımı kimsenin bilmediği şehirlerde yaşayacağım..
telefonumu kimse çaldırmayacak..
yokluğumdan kederlenmeyecek kimse...
sokak kedileriyle arkadaş olacağım yalnızca…
onlar anlar benim kederimi...
mahzun kedilerin gözlerinde kaybolacağım...
kuşlara anlatacağım derdimi..
BARDAĞIN İÇİNDE BİR damla su vardı.
Bir aşağı bir yukarı gezdirdim onu.
Sonra durup seyrettim.
O damla,
aczin ve fakrın en güzel ifadesi olan göz yaşını andırıyordu;
muhtaç oluşun,
isteyen oluşun,
yalvarış hâlinin sözsüz ifadesi olan göz yaşını…
su hayattı...
adıma su deseler de
ben hiç su olamadım ki dost...
sus payı verilmiş bir hayatın hangi harfinden tutmalı insan ..
Şu Koca İstanbul’un hangi tepesinden haykırmalıyım
bir başka tepesine ki suskunluğum sana
bürünüp çıkıp gelsin düşlerime ..
Yazmıyorum ...
ya da yazamıyorum ...
ve artık;
Kirletilmiş bir satır düştü yazgıma...
kırmızı bir çay..
yanık bir gül..
kırık bir gönül..
Ve muhabbetin sağnak sağnak yağdığı ;
doyumsuz istanbul akşamlarında ;
ney'imin deliklerinde isimsiz bir nota..
Çile hanemde bir başına çürümeyi beceremediğim için
bir topluluk arıyorum kendime.
Kederleri ve kaderleri bana benzeyen.
kelimelere gereksinim duymadan anlaşabileceğim birileri olmalı.
Yüreğinden benimkine benzer trenlerin geçtiği,
beyninde benim aktığım denize dökülen
ırmakların aktığı birileri olmalı..............
kağıtlardan gökkuşağı yap bana.
Uzun mavi şiirler
bir de gülücükler yap bana.
Kapama perdeleri,
bırak şiir süzülsün
defterimden içeri.
Beyaz kağıt,
cümlelerle aydınlansın...
Su'dan kule
gökyüzünden kumlar...
Şiirlerden oyunlar yap bana.
Bir çocuğun şair misali
çarpan kalbine
şiir kokan edebi yalnızlıklar çiz.
Yaşanmamış herşeyin vebalini aldımda geldim sana
Uyunmamış uykuların huzurunu
Söylenmemiş tüm sözlerin ağırlığını getirdim sana
Al gece rengi saçlarımı
Gözlerimde ki ışıltısı yitmiş yıldızları al
Ellerimin çare diye sarıldığı kırgınlıklarımı getirdim sana
Al kırgınlıkları
Oyuncak bebekler yapardık çocukken
İki tahtadan
Giydirirdik sonra süslü elbiseler
Bebeklerimi getirdim sana
İster oyna ister yak
Korkularla bölünürdü uykularım,
Kâbuslarımı getirdim sana
Yazılmamış öykülerimi
üflenmemiş Ney'imi getrdim sana,
yüküm çok fazla...
Sana sevgiler getirmiştim oysa...
Bu yaşamdan küçücük umutlar derlemiştim yüreğimde…
Şimdilerde gönlümün yelkenlerini toplamaktayım...
sevme...
birdaha beni sevme...
resimler çizmek istedim ,
şarkılar söylemek istedim.
çocuklar gibi koşup oynamak istedim
ıslak çimenler üzerinde çıplak ayaklarımla.
Gözlerimi kapatıp dalgaların sesini dinlemek
ve denizi koklamak istedim doyana kadar.
Kumlara karışıp yeryüzü ile bütünleşmek istedim ben.
Ben hiç başkası olamadım ki.
Ben hiç kimseyi unutmadım ki.
Beni bırakıp giden insanların ne seslerini ne yüzlerini
ne de sözlerini unutmadım.
Ben, bana söylenilen güzel ya da kötü
hiçbir cümleyi unutmadım ki.
Beni unuttunuz mu diye sormadım ki onlara.
Birikti şimdi beni bırakıp giden insanların
yüzleri,
sesleri,
sözleri,
Birikti beynimde...
Susun lütfen,
yalnızca insan olmak istedim ben,
insan gibi yaşamak.
şimdi lütfen susun...
Artık herşey için çok geç...
Alıp gideceğim söylemediğim sözlerimi,
alıp gideceğim ölü doğmuş düşlerimi…
adımı kimsenin bilmediği şehirlerde yaşayacağım..
telefonumu kimse çaldırmayacak..
yokluğumdan kederlenmeyecek kimse...
sokak kedileriyle arkadaş olacağım yalnızca…
onlar anlar benim kederimi...
mahzun kedilerin gözlerinde kaybolacağım...
kuşlara anlatacağım derdimi..
BARDAĞIN İÇİNDE BİR damla su vardı.
Bir aşağı bir yukarı gezdirdim onu.
Sonra durup seyrettim.
O damla,
aczin ve fakrın en güzel ifadesi olan göz yaşını andırıyordu;
muhtaç oluşun,
isteyen oluşun,
yalvarış hâlinin sözsüz ifadesi olan göz yaşını…
su hayattı...
adıma su deseler de
ben hiç su olamadım ki dost...
sus payı verilmiş bir hayatın hangi harfinden tutmalı insan ..
Şu Koca İstanbul’un hangi tepesinden haykırmalıyım
bir başka tepesine ki suskunluğum sana
bürünüp çıkıp gelsin düşlerime ..
Yazmıyorum ...
ya da yazamıyorum ...
ve artık;
Kirletilmiş bir satır düştü yazgıma...
kırmızı bir çay..
yanık bir gül..
kırık bir gönül..
Ve muhabbetin sağnak sağnak yağdığı ;
doyumsuz istanbul akşamlarında ;
ney'imin deliklerinde isimsiz bir nota..
Çile hanemde bir başına çürümeyi beceremediğim için
bir topluluk arıyorum kendime.
Kederleri ve kaderleri bana benzeyen.
kelimelere gereksinim duymadan anlaşabileceğim birileri olmalı.
Yüreğinden benimkine benzer trenlerin geçtiği,
beyninde benim aktığım denize dökülen
ırmakların aktığı birileri olmalı..............
kağıtlardan gökkuşağı yap bana.
Uzun mavi şiirler
bir de gülücükler yap bana.
Kapama perdeleri,
bırak şiir süzülsün
defterimden içeri.
Beyaz kağıt,
cümlelerle aydınlansın...
Su'dan kule
gökyüzünden kumlar...
Şiirlerden oyunlar yap bana.
Bir çocuğun şair misali
çarpan kalbine
şiir kokan edebi yalnızlıklar çiz.
Yaşanmamış herşeyin vebalini aldımda geldim sana
Uyunmamış uykuların huzurunu
Söylenmemiş tüm sözlerin ağırlığını getirdim sana
Al gece rengi saçlarımı
Gözlerimde ki ışıltısı yitmiş yıldızları al
Ellerimin çare diye sarıldığı kırgınlıklarımı getirdim sana
Al kırgınlıkları
Oyuncak bebekler yapardık çocukken
İki tahtadan
Giydirirdik sonra süslü elbiseler
Bebeklerimi getirdim sana
İster oyna ister yak
Korkularla bölünürdü uykularım,
Kâbuslarımı getirdim sana
Yazılmamış öykülerimi
üflenmemiş Ney'imi getrdim sana,
yüküm çok fazla...
Sana sevgiler getirmiştim oysa...
Bu yaşamdan küçücük umutlar derlemiştim yüreğimde…
Şimdilerde gönlümün yelkenlerini toplamaktayım...
sevme...
birdaha beni sevme...