Taksim Gezi Parkı için yapılan ve günlerce süren eylemler, birçok yerde şiddet olaylarına dönüştü ve olaylar nedeniyle 3 kişi hayatını kaybetti. Birçok yerde olaylara müdahil olmayan kişi, işyeri ve kamu malları zarar gördü. Peki İslam, hak arayışında şiddet kullanılmasına, devletin olayları bastırmasında öfke ve şiddete nasıl yaklaşıyor?İlahiyatçılar günlük hayatın akışından savaş, toplumsal çatışma gibi gergin sosyal ve siyasi hadiselere kadar mümince davranışın itidal üzerine kurulu olduğunu söylüyor. Kötülüğün bir başka kötülükle def edilemeyeceğini belirten akademisyenler, komşuya, kamu malına, masum insanlara, çevreye, ağaç ve hayvanlara yönelik şiddet, işgal ve zarar vermenin dinde yeri olmadığını vurguluyor. Şiddet, hakaret ve tahrike başvurmadan herkesin düşüncelerini ifade edebileceğini belirten İslam hukukçusu Prof. Dr. Saffet Köse, İslam’da şiddet ve masum insanları hedef alan saldırganlıklara, vandalizme yer olmadığını vurguluyor. Muhalif görüşteki bireylere saygılı olunmasını ve bunun dinlerin ortak noktası olduğunu kaydeden Köse, “Bütün dinlerin ve insan hakları metinlerinin ana ilkesi vücut bütünlüğünün korunması ilkesine dayanır. Çünkü bütün haklar, insan varsa mevcut bir anlam ifade eder.” diyor. “Devlet de insanların vücut bütünlüğünü koruyacak tedbirler almalı. Bunu yaparken de emniyet teşkilatı, güvenlik birimleri insan haklarına saygılı bir şekilde diğer insanların mağdur olmasını önleyecek şekilde müdahalelerde bulunmalı.” diyen Köse, İslam hukukunda temel prensibin ‘Bir kötülüğü def ederken başka bir kötülüğe meydan vermemek’ olduğunu dile getiriyor. İlahiyatçı Prof. Dr. Hüseyin Algül ise insanlara korku ve dehşet veren vandalizm benzeri yakıp yıkmaların Müslüman davranışlarıyla ve ahlakıyla bağdaşmadığına dikkat çekiyor. Algül, hak ve hukuk alanında yapılacakların demokratik olması gerektiğini ve insani ilişkilerde bireylerin sulh içerisinde haklarını aramaları gerektiğini söylüyor. Fatih Üniversitesi İslam hukukçusu Prof. Dr. Hamdi Döndüren de konunun başka bir noktasına dikkat çekerek, ağaç, hayvan, çevre, kamu malları ve komşu haklarının toplumsal olaylarda korunmasının birinci öncelik olduğunu söylüyor.Savaşta bile insanların korunması esastır(İslam hukukçusu) Prof. Dr. Saffet Köse: Peygamber Efendimiz (sas), kumandanlarına savaşta sivil alanların, mabetlerin, evlerin, hayvanların, ağaçların, suların, kendi hallerinde bulunan vatandaşların, kadınların, çocukların, ibadethanelerden hangisi olursa olsun oralarda kendini ibadete verip dışarıyla ilgisi olmayanların çatışma dışı olduğunu haber vermiş, bunlara zarar verilemeyeceğini söylemiş. Zarar verildiği takdirde de bunların hepsinin tazmininin gerektiğini bildirmiştir. Toplumsal olaylarda suça dengesiz bir şekilde ceza verirseniz, zulüm etmiş olursunuz. Eğer gereken cezayı da vermezseniz cezanın bir anlamı kalmaz. Dolayısıyla denge korunmalı. Mesela Uhud Savaşı’nda müşrikler öne geçtiğinde Müslümanlar öfkeyle doluyor ‘Hiçbir gözün görmediği duymadığı şekilde şunlara bir ders verelim.’ şeklinde bir duyguya kapılıyorlar. Onun üzerine ‘Ceza verecek olursanız, size yapılan muamelenin misliyle cezalandırın. Ama eğer bu hususta sabrederseniz, bilin ki bu, sabredenler için daha hayırlıdır.’ şeklinde Nahl Suresi 126. ayet-i kerime iniyor.Müslüman, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişidir (İslam tarihçisi) Prof. Dr. Hüseyin Algül: İslam sulh kökünden gelir, mesajı barıştır. Peygamberimiz (sas) Müslüman’ı, elinden dilinden kimseye zarar gelmeyen kişi olarak tarif eder. Müslüman canı ve malı konusunda insanların kendisinden emin olunduğu kişidir. Peygamber Efendimiz (sas), insanlara saygılı olunması gereği üzerinde durur. Herkes sorumluluğunu görevini bilmeli, komşuya, mahalleye saygılı olmalı. Hak ve hukuka saygı gerekir. Kamu alanları, ortak kullanılan yerlerdir ve bu da toplumsal kul hakkını gerektirir. Kul hakkı da ancak karşındaki insanla helallik dilenerek affolunur.Can, mal ve çevre güvenliği sulh içinde korunmalı(İslam hukukçusu) Prof. Dr. Hamdi Döndüren: İnsan kendine ve çevresine zarar vermediği gibi birbirlerinin canına ve malına da saygılı olmalı, onları da koruma altına almalıdır. Bazı talep ve istekler için bazı beyanatlar olabilir ancak kesinlikle çevreye, cana, mala, ırza ve bitkilere yönelik bir zarar olmaması gerekir. Olduğu takdirde karşı tarafın toplumu korumak için buna müdahale hakkı doğar. Hz. Peygamber (sas), bunu savaşlarda kimi talepleriyle dile getirmiştir. Hac ve umre sırasında harem bölgelerindeki yeşilliklere ve çimenlere dahi zarar verilmesi de engellenmiştir.
Devami...