Soğuk bahane mi çiçek açmak isteyene?..
Bahçemizdeki yaban erikleri çiçeğe durdu. Açık uçuk pembe. Özlemiş gözüm bahçede çiçeği. Martın karı, buzu gelir de yakar mı bu güzelim çiçekleri bilmiyorum. Hem tebessüm ediyorum baktıkça süslenmiş dallara, hem onca ağaç içinde çiçek açmış görünce yapayalnız, hazırlıksız kavrulur mu soğukta diye içim sızlıyor. Rabbinin izniyle açmış oysa. Öylesine cesur, öylesine güzel. Bana mı düşer tasalanmak onun için. O, itaat etmiş. Geç mi, erken mi diye sormamış. Yanar mıyım, donar mıyım Martın soğuğunda dememiş. Koyvermiş kendini, süslemiş püslemiş alabilesiye.
Kimbilir, sadece baharın değil, başka birşeyin daha müjdesini vermek istemiş herkesten önce. Nisanı beklememiş, O’nun doğumunu kutlarken tüm alem, o, en güzel haline bürünmüş çiçekleriyle hazır olmak istemiş.
Güzel ağaç! Senin gibi süslenemedik.... Rabbimizin hoşnut olacağı en güzel hallerimize bürünemedik. Henüz hazır değiliz o güzel günü karşılamaya. Ama inan başladık biz de binlerce salat-ü selam getirmeye yollarına sermek için Rasul’ün. Ümmet hatimler okuyor hep birlikte o gün için. Sonra bakıyoruz kendimize şöyle bir. Öyle senin gibi çiçeklere bezenmemişiz. Biz yüreğimize batan dikenleri çıkarmakla meşgulüz. Yok! Şikayet değil. Ne acıdan zulümden, ne kandan gözyaşından, ne de ölümün ayak seslerinin verdiği ürpertiden bahis değil derdim. Hani Martın kazma kürek yaktıran soğuğu var ya, işte onun misali bizim halimiz. Biz bu mevsimde geldik dünyaya. Takdir böyle imiş.
Derdim o ki, senin gibi cesur olamıyoruz yine de. Cesaret mi, teslimiyet mi demek daha doğru bilmem. Rahmetin çiçeklerini açtırmak için şöyle bir silkiniversek senin gibi. Namaza doyamasak, uykunun baştan çıkarıcılığına kanmasak, öyle okusak, öyle okusak ki Kur’an’ı, batan her dikeni çıkarabilsek acıtmadan. Tembellikten, korkaklıktan, doymayan nefisten, faydasız ilimden O’na sığınır halde olsak her an. Ah biz de koyversek kendimizi şöyle bir Rahmetin kucağına! Öyle yanar mıyım, donar mıyım demeden teslim olsak Yaradan’a.
Sabrın sırrına varsak, vesveselerin fısıltılarını sustursak....
Takdir böyleymiş.... Biz bu mevsimde geldik dünyaya.... Soğuk bahane mi çiçek açmak isteyene? Güzel ağaç! Yoksa senin vazifen bu mudur her bahar? Bütün ağaçlardan önce davranıp haykırmak mı bu hakikati: “Soğuk bahane mi çiçek açmak isteyene?!”
Minarelerin kandilleri yanacak az kaldı. Tebrik etmek için doğum gününü kutlu Rasul’ün harıl harıl hazırlanıyor kainat. Açmayan çiçek, sürgün vermeyen yaprak kalmayacak belki de o güne değin. Yok, unutmayız biz de! Biliyoruz, bilmeyi ümit ediyoruz: Soğuk bahane olamaz çiçek açmak isteyene... Çiçekleri hayal ediyoruz.... Hayali bile, çok ama çok güzel!
“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salevat getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab, 56)
Bahçemizdeki yaban erikleri çiçeğe durdu. Açık uçuk pembe. Özlemiş gözüm bahçede çiçeği. Martın karı, buzu gelir de yakar mı bu güzelim çiçekleri bilmiyorum. Hem tebessüm ediyorum baktıkça süslenmiş dallara, hem onca ağaç içinde çiçek açmış görünce yapayalnız, hazırlıksız kavrulur mu soğukta diye içim sızlıyor. Rabbinin izniyle açmış oysa. Öylesine cesur, öylesine güzel. Bana mı düşer tasalanmak onun için. O, itaat etmiş. Geç mi, erken mi diye sormamış. Yanar mıyım, donar mıyım Martın soğuğunda dememiş. Koyvermiş kendini, süslemiş püslemiş alabilesiye.
Kimbilir, sadece baharın değil, başka birşeyin daha müjdesini vermek istemiş herkesten önce. Nisanı beklememiş, O’nun doğumunu kutlarken tüm alem, o, en güzel haline bürünmüş çiçekleriyle hazır olmak istemiş.
Güzel ağaç! Senin gibi süslenemedik.... Rabbimizin hoşnut olacağı en güzel hallerimize bürünemedik. Henüz hazır değiliz o güzel günü karşılamaya. Ama inan başladık biz de binlerce salat-ü selam getirmeye yollarına sermek için Rasul’ün. Ümmet hatimler okuyor hep birlikte o gün için. Sonra bakıyoruz kendimize şöyle bir. Öyle senin gibi çiçeklere bezenmemişiz. Biz yüreğimize batan dikenleri çıkarmakla meşgulüz. Yok! Şikayet değil. Ne acıdan zulümden, ne kandan gözyaşından, ne de ölümün ayak seslerinin verdiği ürpertiden bahis değil derdim. Hani Martın kazma kürek yaktıran soğuğu var ya, işte onun misali bizim halimiz. Biz bu mevsimde geldik dünyaya. Takdir böyle imiş.
Derdim o ki, senin gibi cesur olamıyoruz yine de. Cesaret mi, teslimiyet mi demek daha doğru bilmem. Rahmetin çiçeklerini açtırmak için şöyle bir silkiniversek senin gibi. Namaza doyamasak, uykunun baştan çıkarıcılığına kanmasak, öyle okusak, öyle okusak ki Kur’an’ı, batan her dikeni çıkarabilsek acıtmadan. Tembellikten, korkaklıktan, doymayan nefisten, faydasız ilimden O’na sığınır halde olsak her an. Ah biz de koyversek kendimizi şöyle bir Rahmetin kucağına! Öyle yanar mıyım, donar mıyım demeden teslim olsak Yaradan’a.
Sabrın sırrına varsak, vesveselerin fısıltılarını sustursak....
Takdir böyleymiş.... Biz bu mevsimde geldik dünyaya.... Soğuk bahane mi çiçek açmak isteyene? Güzel ağaç! Yoksa senin vazifen bu mudur her bahar? Bütün ağaçlardan önce davranıp haykırmak mı bu hakikati: “Soğuk bahane mi çiçek açmak isteyene?!”
Minarelerin kandilleri yanacak az kaldı. Tebrik etmek için doğum gününü kutlu Rasul’ün harıl harıl hazırlanıyor kainat. Açmayan çiçek, sürgün vermeyen yaprak kalmayacak belki de o güne değin. Yok, unutmayız biz de! Biliyoruz, bilmeyi ümit ediyoruz: Soğuk bahane olamaz çiçek açmak isteyene... Çiçekleri hayal ediyoruz.... Hayali bile, çok ama çok güzel!
“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salevat getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab, 56)