tatlı dil

HAYA

Sevdam Davam
836257896559048_1258239687.jpg


Tatlı Dil​
Kamil Efendi , at bakıcısıdır. Bir cuma günü, camiye gelir. Bakar ki, hiç kimse yok! Vaaza hazırlanan hoca, cemaat olmadığını görünce, Kamil Efendi'ye sorar:


"Senden başka kimse yok.Ne dersin? Vaaz edeyim mi, yoksa etmeyeyim mi?"

Kamil Efendi, "Ben seyisim, bu işlerden anlamam. Benim yirmi atım var. Hepsi kaçıp gitse biri kalsa, onu ihmal etmem, yine bakarım" der.

Bunun üzerine hoca, uzun uzun vaaz eder.Namaz sonrası Kamil Efendi'ye sorar:

"Nasıl, vaazımı beğendin mi?"

Kamil Efendi şöyle der:

"Ben seyisim, vaazdan anlamam. Ancak brn, yirmi atın suyunu ve yemini bir ata verip onu çatlatmam."


Hz.Musa Firavun'a dini anlatmakla, Beni İsrail'i esaretten kurtarmakla görevlendirilir. Kardeşi Harun, kendisine yardımcı olarak verilir. Cenab-ı Hak , kardeş iki peygambere şöyle emreder:

"Firavun'a gidin. Çünkü o iyice azdı. Varın da ona 'kavl-i leyyin'le (yumuşak bir dille ) anlatın. Olurki, öğüt alır veya korkar.

Ayette yer alan "olur ki" ifadesi, şüphesiz Haz. Musa ve Harun'la alakalıdır. Cenab-ı Hak, onun iman etmeyeceğini elbette bilmektedir. " Firavun'a, onun öğüt alacağını umar olduğunuz bir halde gidin" denmektedir. Yoksa tebliğin neticesiz kalacağını bilen birisi şevkle anlatamaz.


Demek "Ben Rabbim!" diyen Firavun gibi birisine de gidilse, kabul edeceğini ümit eder bir halde gidilmelidir.

Ve anlatırken "kavl-i leyyin" ile anlatılmalıdır.

Hz.Musa'nın Firavun'a gönderilmesi ve tebliğ şekliyle ilgili hususlar, maalesef pek çok müslüman tarafından henüz layıkıyla anlaşılmamaıştır.


İçimizden bazıları, "Allah'ın mühürlediği kalbe, sen ne yapabilirsin?" diyerek tebliğden kaçmaktadırlar. Halbuki Hz. Peygamber(a.s.m.) "Bu ümmetin Firavun'u dediği Ebu Cehil'e defalarca gitmiş, anlatmıştır.


İnsan yüz kapılı saraya benzer. Bu kapılardan doksan dokuzu kapalı olsa yine de tek açık kapıdan o saraya girmek mümkündür. Kavl-i leyyin, insan sarayına girmek hususunda çok kapıları açabilen, iyi bir anahtardır.


Bir kısım vaizlerimiz, sadece bayram namazlarına gelenleri, doğrudan tenkit ederler. Halbuki doğrudan tenkit, çoğu kere zarar verir. Bir berber bile, sakalı doğrudan traş etmez. Önce sabunlar sonra keser.


İşte bu sırrı yakalamış vaizlerimizden biri, bir bayram vaazında şunları anlatır:

"Efendim, evvelki bayram namazından sonra, camide bir ceketin unutulduğunu fark ettik. 'Herhalde, vakit namazına gelir, ceketini alır' diye düşündük, Vakit namazlarına gelmeyince' Herhalde cuma namazına gelir' diye bekledik.


"Aradan aylar geçtiği halde ceketi soran olmayınca, zayi olmasın diye muhtaç birisine verdik. Ancak diğer bayram namazında sahibi yanımıza geldi ve 'Ben geçen seneki bayram namazında ceketimi burada unutmuşum. Sizdeyse almaya geldim' dedi.


"Biz de durumu kendisine anlattık, geç kaldığını söyledik. Siz de şayet ceketinizi unutursanız, sakın diğer bayrama kadar beklemeyin, hemen gelin ceketinizi alın."
 

HAYA

Sevdam Davam
Kalp ve Göz…


Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz en heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz. Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve aşığın bütün biyografisi, bu “ilk bakışın öncesi ve sonrası”ndan ibarettir. Kalpte ateşin yükselmesi, aklın ve sabrın ateşe düşmesi o ilk bakış ile başlar. Kılıcın kınından sıyrılması yahut okun yaydan fırlamasıdır bu. Sevgilinin yüzü kınında bir kılıç yahut sadakta bir yay gibidir; bakış onu kınından ve sadağından çıkarır.Sevgili’nin yüzümü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır.
Aşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap.
Göz… Savaşı başlatan haberci.
Bakış… Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve aşk… Kalp ile göz arasındaki kutlu bir hadise.

Çok sonraları kalp göze diyecektir ki, “Ben bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlere itaat edilen hükümdar oldun, ben senin peşinde koşan tebaan. Sen emir ben esir. Sonra devam eder:

- Ey göz! Sen ikisin ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıp onu öldürmesi zulüm değil de nedir?… Şimdi ağla o halde; etiğin zulmün cezasını çek bakalım.

Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: “Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur” (Hacc 46)

Göz görünce bir kez geriye ne kalır?
İskender Pala

.
 
Üst