Yediden yetmişe herkeste yaygın olarak görülen depresyon, yeterli tedavi edilmediğinde ömür boyu sürebiliyor. Uzmanlar, antidepresanların uyuşturucu, psikoterapinin ise dertleşme olarak algılanmasının hastayı tedaviden uzaklaştırdığını vurguluyor.“48 yaşında bir kadınım. İlk kez 26 yaşındayken depresyon tanısıyla tedavi gördüm. Daha sonra 10 yıl hiç hastalanmadım ama ondan sonra depresyon defalarca tekrarladı. Vücuduma zarar vermemesi için, kendimi iyi hissettiğimde depresyon ilaçlarını kestim. Son yıllarda ise depresyondan neredeyse hiç çıkmıyorum. Depresyon ilacı kullanmaktan bıktım.” Bu sözler yaklaşık 25 senedir depresyon hastası olan birine ait. Uzmanlar, yetersiz tedavi edilen depresyonun tekrarladığını ve devamlılık oluşturduğunu söylüyor.Araştırmalar, depresyon hastalarının hafızasının her depresyon döneminden sonra biraz daha kötüleştiğini gösteriyor. Bir kişi, en az üç kez ciddi bir depresyon yaşamışsa, o kişinin tekrar depresyona girme riski yüzde 80’in üzerinde. Tıpkı bir tansiyon hastasının düzenli tansiyon ilacı kullanması gibi antidepresan tedaviye, kesmeden devam etmesi gerekiyor. Bu ilaçların uzun vadede kişiye getirdiği kazancın olası risklerinden çok daha fazla olduğunu söyleyen Prof. İlhan Yargıç, dâhiliye hekimlerinin genelde hastada depresyondan şüphelendiğinde, bu tanıyı hastayla paylaşmadan reçeteye antidepresan yazdığını söylüyor. Bu durumda bazı hastaların bunun bir “sinir ilacı” olduğunu öğrendiklerinde ilacı reddettiğini kaydeden uzman, “Çoğu da ilacı alsa da ara sıra kullanır ya da bir kutu kullanıp bırakır. Hastaya, fiziksel bir bozukluk saptanmadığı, bu şikâyetlerinin depresyona bağlı olduğu ve bunun da sinir sistemindeki salgıların düzeninin stres nedeniyle bozulmasından kaynaklandığını anlayabileceği düzeyde açıklanmalı ve ondan sonra antidepresan ilaç yazılmalı. Yazılan ilacın sinir sistemini düzenleyici olduğu, bağımlılık yapmayacağı, etkisinin 3-4 haftada başlayacağı, ilk zamanlarda yan etkilerinin olabileceği ama bunların daha sonra geçeceği, şikayetleri ortadan kalktıktan sonra da ilaca en az 6 ay aynı dozda devam etmesi gerektiği açıklanmalı.” uyarısında bulunuyor. Tıbbî adıyla majör veya klinik depresyonun ciddi, fakat tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Yargıç, bu konuda uzman yardımının önemli olduğunu vurguluyor. Depresyon vakalarının en az yarısının kendiliğinden düzeldiğini ancak tedavi edilmediği takdirde bir kısmının süreklilik kazandığını aktaran uzman, “Tedavi edilmeyen bir depresyon dönemi kendi doğal seyrinin sonunda geçse dahi, ortalama olarak 9 ay sürer.” ifadelerini kullanıyor. Yaşanan sıkıntıların depresyonun nedeni değil tetikleyicisi olduğunu söyleyen Prof. Yargıç, sadece sıkıntıları ortadan kaldırmanın depresyonu sona erdirmediğini söylüyor. Yargıç şu örneği veriyor: “Bir stresle ilişkili olarak depresyonun ortaya çıkması, elektrik voltajındaki yükselmeye bağlı olarak sigortanın atmasına benzer. Normal elektrik akımı gelse de artık evde lambalar yanmaz, sigortanın tamir edilmesi gerekir. Stres yaşayan bir kişinin beyninde bazı salgıların düzeninin bozulması, sigortanın atması gibidir. İlaçlar bunu tamir eder.”‘ANTİDEPRESAN BAĞIMLILIK YAPAR’ DÜŞÜNCESİ, TEDAVİDEN UZAKLAŞTIRIYORDepresyondaki hastanın, tedavinin yardımıyla birkaç hafta içinde düzelmeye başlayacağını ve sonra da özellikle koşma ve diğer sporlarla depresyonu daha çabuk atlatabileceğini ifade eden Yargıç, antidepresan ilaçlarla ilgili de önemli bilgiler veriyor. Depresyon için verilen ilaçların yanlış ve yaygın olarak uyuşturucu, çok yan etkileri olan ve insanı aptallaştıran ilaçlar olarak bilindiğini kaydeden ve aynı zamanda bağımlılık tedavisinde de uzman olan Yargıç, “Antidepresanlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Çünkü bağımlılık yapıcı maddelerden farklı olarak, keyif hali oluşturmazlar. Antidepresanlar uzun vadede ve yavaş bir şekilde patolojik mutsuzluk halini kaldırarak kişiyi normale döndürürler. Oysa bağımlılık yapıcı maddeler alınır alınmaz kişiyi yalancı ve yersiz bir keyif alma durumuna sokarlar. Antidepresanlar ise stres nedeniyle bozulan ve kişinin anormal tepkiler vermesine neden olan sinirsel mekanizmaları onararak gerçekle uyum sağlamalarını temin eder. Antidepresan ilaçların yan etkileri genellikle hafif ve geçicidir, günlük hayatı aksatacak şiddette olmazlar. Hafif düzeyde depresyon geçiren kişiler işlerini sürdürerek bu ilaçları kullanabilirler. Bu ilaçlar araba kullanmaya, ders çalışmaya engel olmazlar. Bağımlılık yapabilen ilaçlar ülkemizde özel kontrole tabidirler; yeşil ve kırmızı reçetelerle satılırlar.” ifadelerini kullanıyor.Depresyondaki bir diğer tedavi yöntemi olan psikoterapi ile ilgili de şu bilgileri veriyor: “Psikoterapi, sohbet etmek ya da nasihat vermek değildir. Hastanın var olan psikolojik belirtilerini ortadan kaldırmak ya da azaltmak, davranış bozukluğunu düzeltmek, kişiliğinin gelişmesini sağlamak amacıyla eğitimli bir kişiyle (terapist) psikolojik anlamda yürütülen profesyonel bir tedavidir. Bilişsel terapilerde hastanın çocukluğundan beri oluşan negatif ve disfonksiyonel düşünce kalıpları saptanarak alternatif düşünce üretme ve bunları test etme yöntemiyle değiştirilir. Davranışçı terapilerde hastanın belli davranış kalıbı ödevler verilerek değiştirilir. Bunlar gibi daha başka terapi teknikleri de vardır.” Depresyon tedavisinde birinci seçeneğin antidepresanlar ve psikoterapi olduğunu dile getiren İlhan Yargıç, kronikleşmiş ya da daha önceden eksik tedavi edilmiş depresyonların tedavisinde antidepresanların yanına, onların etkilerini güçlendiren ilaçlar eklendiğini söylüyor.BİTTİ
Devami...