Tefeül...

uður1

Well-known member
HUTBE-İ ŞÂMİYE 7.10.HAKİKAT ÇEKİRDEKLERİ(DEVAMI)
65. Havf ve zaaf, tesirat-ı hariciyeyi teşcî eder.

66. Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez.

67. Şimdilik İstanbul siyaseti, İspanyol hastalığı gibi bir hastalıktır.

68. Deli adama “İyisin, iyisin” denilse iyileşmesi, iyi adama “Fenasın, fenasın” denilse fenalaşması nadir değildir.

69. Düşmanın düşmanı, düşman kaldıkça dosttur. Düşmanın dostu, dost kaldıkça düşmandır.

70. İnadın işi: Şeytan birisine yardım etse, “Melektir” der, rahmet okur. Muhalifinde melek görse, “Libasını değiştirmiş şeytandır” der, lânet eder.

71. Bir derdin dermanı, başka bir derde zehir olabilir. Bir derman, haddinden geçse, dert getirir.

72.
1
اَلْجَمْعِيَّةُالَّتِىفِيهَاالتَّسَانُدُاٰلَةٌخُلِقَتْلِتَحْرِيكِالسَّكَنَاتِ،وَالْجَمَاعَةُالَّتِىفِيهَاالتَّحَاسُدُاٰلَةٌخُلِقَتْلِتَسْكِينِالْحَرَكَاتِ

73. Cemaatte vahid-i sahih olmazsa, cem ve zam, kesir darbı gibi küçültür. HAŞİYE

74. Adem-i kabul, kabul-ü ademle iltibas olunur. Adem-i kabul: Adem-i delil i sübut, onun delilidir. Kabul-ü adem, delil-i adem ister. Biri şek, biri inkârdır.

75. İmanî meselelerde şüphe, bir delili, hatta yüz delili atsa da, medlûle iras-ı zarar edemez. Çünkü binler delil var.

76. Sevâd-ı âzama ittibâ edilmeli. Ekseriyete ve sevâd-ı âzama dayandığı zaman, lâkayt Emevîlik, en nihayet Ehl-i Sünnet cemaatine girdi. Adetçe ekalliyette kalan salâbetli Alevîlik, en nihayet az bir kısmı Râfızîliğe dayandı.

77. Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazan hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir. Herkes kendi mesleğine “Hüve hakkun” demeli, “Hüve’l-Hakku” dememeli. Veyahut “Hüve hasen” demeli, “Hüve’l-Hasen” dememeli.

78. Cennet olmazsa, Cehennem tâzip etmez.

79. Zaman ihtiyarlandıkça Kur’ân gençleşiyor, rumûzu tavazzuh ediyor. Nur, nar göründüğü gibi, bazan şiddet-i belâgat dahi mübalâğa görünür.

80. Hararetteki merâtip, burudetin tahallülü iledir. Hüsündeki derecat, kubhun tedahülü iledir. Kudret-i ezeliye zâtiyedir, lâzımedir, zaruriyedir. Acz tahallül edemez, merâtip olamaz, herşey ona nisbeten müsavidir.

81. Şemsin feyz-i tecellîsi olan timsali, denizin sathında ve denizin katresinde aynı hüviyeti gösteriyor.

82. Hayat, cilve-i tevhiddendir; müntehâsı da vahdet kesb ediyor.

83. İnsanlarda velî, Cumada dakika-i icabe, Ramazan’da Leyle-i Kadir, Esmâ i
Hüsnâda İsm-i Âzam, ömürde ecel meçhul kaldıkça, sair efrad dahi kıymettar kalır, ehemmiyet verilir. Yirmi sene müphem bir ömür, nihayeti muayyen bin
sene ömre müreccahtır.

84. Dünyada mâsiyetin âkıbeti, ikab-ı uhrevîye delildir.

85. Rızk, hayat kadar kudret nazarında ehemmiyetlidir. Kudret çıkarıyor, kader giydiriyor, inâyet besliyor. Hayat, muhassal-ı mazbuttur, görünür. Rızk, gayr-ı muhassal, tedricî münteşirdir, düşündürür. Açlıktan ölmek yoktur. Zira bedende şahm ve saire sûretinde iddihar olunan gıda bitmeden evvel ölüyor.

Demek, terk-i âdetten neş’et eden maraz öldürür; rızıksızlık değil.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Tesanüd içindeki bir cemiyet, atâleti harekete tebdil eden bir vasıtadır. Birbirlerini kıskanma içindeki bir cemaat ise, hareketi atâlete çevirmeye vasıtadır.
HAŞİYE: Hesapta malûmdur ki, darb ve cem ziyadeleştirir. Dört kere dört, on altı olur. Fakat kesirlerde, darb ve cem, bilâkis küçültür. Sülüsü sülüs ile darb etmek, tüsu’ olur, yani dokuzda bir olur. Aynen onun gibi, insanlarda sıhhat ve istikamet ile vahdet olmazsa, ziyadeleşmekle küçülür, bozuk olur, kıymetsiz olur.

Lügatler
acz : âcizlik, güçsüzlük (bk. a-c-z)
adem-i delil-i sübut : birşeyin varlığını ispat eden delilinin olmayışı
adem-i kabul : kabul etmeme, bir hükme varmama
ahsen : en güzel, daha güzel (bk.
ḥ-s-n)
âkıbet : netice, son
burudet : soğukluk

cem : toplama (bk. c-m-a)
cemaat : topluluk, grup (bk. c-m-a)
cilve-i tevhid : tevhid cilvesi, görüntüsü (bk. c-l-y; v-
ḥ-d)
dakika-i icâbe : duanın kabul olduğu vakit, an darb etmek : çarpmak
darb : matematikteki çarpma işlemi
delil-i adem : birşeyin yokluğunun delili (bk. d-l-l)
derecat : dereceler
ecel : ölüm vakti
efrad : fertler, bireyler (bk. f-r-d)
ehak : en doğru, daha doğru (bk.
ḥ-ḳ-ḳ)
ehemmiyet : değer, önem
ekalliyet : azınlık
ekseriyet : çoğunluk (bk. k-s-r)
Esmâ-i Hüsna : Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri (bk. s-m-v;
ḥ-s-n)
feyz-i tecellî : yansımada oluşan parıltı; bereket (bk. c-l-y)
gayr-i muhassal : husule gelmemiş, birden somut olarak var olmayan
had : sınır, çizgi
hararet : sıcaklık, ısı
hasen : güzel (bk.
ḥ-s-n)
haşiye : dipnot, açıklayıcı not
havf : korku
hüsün : güzellik (bk.
ḥ-s-n)
Hüve hakkun : o haktır (bk.
ḥ-ḳ-ḳ)
Hüve hasen : o güzeldir (bk.
ḥ-s-n)
Hüve’l-Hakku : sadece o haktır (bk.
ḥ-ḳ-ḳ)
Hüve’l-Hasen : sadece o güzeldir (bk.
ḥ-s-n)
hüviyet : kimlik, fotoğraf, birşeyin görüntüsü
ihtilâf : anlaşmazlık, uyuşmazlık (bk.
ḫ-l-f)
ikab-ı uhrevîye : âhiretteki ceza (bk. e-
ḫ-r)
iltibas : karıştırma
imanî : imanla ilgili (bk. e-m-n)
inâyet : Allah’ın yardımı (bk. a-n-y)
iras-ı zarar : zarar verme (bk. v-r-s)
İsm-i Âzam : Cenâb-ı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-
ẓ-m)
İspanyol hastalığı : grip gibi bulaşıcı bir hastalık
istikamet : doğruluk (bk.
ḳ-v-m)
ittiba : tâbi olmak, uymak
ittifak : birleşme, söz birliği
kabul-ü adem : yokluğunu iddia etme, inkâr
kader : Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması (bk.
ḳ-d-r)
katre : damla
kesb etmek : kazanmak
kesir darbı : bölme işleminde paydanın çarpılarak büyütülmesi
kesir : küsurat hesabı (bk. k-s-r)
kıymettar : kıymetli, değerli
kubh : çirkinlik
kudret : Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı (bk.
ḳ-d-r)
kudret-i ezeliye : varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah’ın kudreti (bk.
ḳ-d-r; e-z-l)
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
lânet etmek : kötü olmasını istemek
lâzıme : lüzumlu, gerekli olan
Leyle-i Kadir : Kadir Gecesi (bk.
ḳ-d-r)
libas : elbise
maraz : hastalık, illet

mâsiyet : günah, isyan
maslahat : fayda, gaye (bk.
ṣ-l-ḥ)
mazarrat : zararlar, ziyanlar
meçhul : bilinmeyen
medlûl : delil alan, delillendirilmiş (bk. d-l-l)
merâtip : mertebeler, dereceler
mevhum : gerçekte olmadığı halde var sayılan
muayyen : belirlenmiş, kararlaştırılmış
muhalif : aykırı, zıt (bk.
ḫ-l-f)
muhassal-ı mazbut : elde tutulacak şekilde var olan, oluşan
müntehâ : en son nokta, sonuç
münteşir : yayılmış
müphem : belirsiz, gizli
müreccah : tercih edilen
müsavi : eşit, denk
nar : ateş
nazar : dikkat, bakış (bk. n-
ẓ-r)
neş’et eden : doğan (bk. n-ş-e)

nihayet : son
nisbeten : kıyasla, oranla (bk. n-s-b)
nur : ışık (bk. n-v-r)
rahmet : merhamet, şefkat, acıma, esirgeme (bk. r-
ḥ-m)
rızk : rızık
rümuz : ince işaretler
sair : diğer, başka
salâbet : dinin emirlerini korumada ve uygulamada ciddiyet ve sağlamlık
sath : yüzey

sevâd-ı âzam : insanların çoğunluğu (bk. a-ẓ-m)
sülüs : üçte bir
şek : şüphe, tereddüt
şems : güneş
şiddet-i belâgat : belâgatın kuvvetliliği, etkinliği (bk. b-l-ğ)
tahallül : araya girme, müdahale etme
tavazzuh etmek : açığa çıkmak
tâzip etmek : azap etmek
tedahül : içine girme, dahil olma
tedricî : derece derece, yavaş yavaş
terk-i âdet : alışkanlıkların terki

tesirat-ı hariciye : dış tesirler, etkenler
teşcî : cesaretlendirme
timsal : nümune, örnek (bk. m-s
̱-l)
tüsu’ : dokuzda bir

vahdet : birlik (bk. v-ḥ-d)
vahid-i sahih : sağlam birey, küsuratsız sayı; tamsayı
velî : Allah dostu (bk. v-l-y)
zaaf : zayıflık, güçsüzlük
zaruriye : zorunlu
zâtiye : kendi özünden olan, ilinti olmayan

ziyadeleşmek : artmak, çoğalmak



 
Üst