Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
EY HÜRRİYET-İ ŞER’Î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir şarklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum. Eğer aynü’l-hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşvünemâ bulsan, bu millet-i mazlumenin de eski zamana nispeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse 1اَلْعَظَمَةُِللهِوَالْمِنَّةُلَهُ ki bizi kabr-i vahşet ve istibdattan ihraç ve cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti.
Yâ Rab! Ne saadetli bir kıyamet ve ne güzel bir haşir ki, 2وَالْبَعْثُبَعْدَالْمَوْتِ hakikatinin küçük bir misâlini bu zaman bize tasvir ediyor. Şöyle ki:
Asya’nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler, 3يَالَيْتَنِىكُنْتُتُرَابًا demeye başladılar. Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler : 1: Azamet ve büyüklük Allah’a mahsustur. Ve yalnız Ona boyun eğilir. 2: Ölümden sonra diriliş haktır. 3: “Ne olurdu, keşke toprak olaydım!” Nebe’ Sûresi, 78:40.
Lügatler : ağrâz-ı şahsî : kişisel garazlar, kinler aynü'l-hayat şeriatı : şeriatın hayat çeşmesi azamet : büyüklük cennet-i ittihad : birlik, beraberlik cenneti fikr-i intikam : intikam düşüncesi hakikat : gerçek haşir : âhirette yeniden diriliş ve Allah’ın huzurunda hesap vermek için toplanma hükûmet-i meşrutâ : meşrutiyet sistemine dayalı hükûmet, yönetim hürriyet-i şer'î : şeriatın, yani İslâmiyetin tarif ettiği hürriyet, özgürlük ihraç : çıkartmak istibdâd : baskı, despotluk kabr-i vahşet : vahşet kabri; yabanilik, vahşilik mezarı kıyamet : dünyanın ölümü ve varlığın bozulup dağılması lekedar etmek : lekelemek mazarrat-ı umumiye : halkın geneli üzerine gelen zararlar, umuma gelen zararlar medeniyet-i kadîme : eski medeniyet medfun : defnedilmiş, gömülmüş menba-ı hayat : hayat kaynağı menfaat : fayda millet-i mazlume : zulme uğramış millet misâl : örnek mu’cize : insanların benzerini yapmakta âciz kaldıkları olağanüstü şey muhabbet-i milliye : millî muhabbet (yani din ve millet sevgisi) müthiş : dehşet veren, korkutan neşvünemâ : büyüme ve gelişme nispeten : kıyasla, oranla ömr-ü ebedî : sonsuz ömür saadetli : mutlu sadâ : ses şarklı : doğulu şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet tabakat-ı gaflet : gaflet seviyeleri; umursamazlık tabakaları tasvir etmek : anlatmak, göz önünde canlandırarak anlatmak tebşir etmek : müjdelemek terakki : ilerleme, yükselme umum : bütün ya Rab : ey varlıkları terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah’ım zindan-ı esaret : esirlik zindanı