Tefeül...

uður1

Well-known member
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ 8.1.HÜRRİYETE HİTAP
EY HÜRRİYET-İ ŞER’Î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun, benim gibi bir şarklıyı tabakat-ı gaflet altında yatmışken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve umum millet, zindan-ı esarette kalacaktık. Seni ömr-ü ebedî ile tebşir ediyorum. Eğer aynü’l-hayat şeriatı menba-ı hayat yapsan ve o cennette neşvünemâ bulsan, bu millet-i mazlumenin de eski zamana nispeten bin derece terakki edeceğini müjde veriyorum. Eğer hakkıyla seni rehber etse, ağrâz-ı şahsî ve fikr-i intikam ile sizi lekedar etmezse 1اَلْعَظَمَةُِللهِوَالْمِنَّةُلَهُ ki bizi kabr-i vahşet ve istibdattan ihraç ve cennet-i ittihad ve muhabbet-i milliyeye davet etti.

Yâ Rab! Ne saadetli bir kıyamet ve ne güzel bir haşir ki, 2
وَالْبَعْثُبَعْدَالْمَوْتِ hakikatinin küçük bir misâlini bu zaman bize tasvir ediyor. Şöyle ki:

Asya’nın ve Rumeli’nin köşelerinde medfun olan medeniyet-i kadîme hayata başlamış ve menfaatini mazarrat-ı umumiyede arayan ve istibdadı arzu edenler, 3
يَالَيْتَنِىكُنْتُتُرَابًا demeye başladılar.
Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Azamet ve büyüklük Allah’a mahsustur. Ve yalnız Ona boyun eğilir.
2: Ölümden sonra diriliş haktır.
3: “Ne olurdu, keşke toprak olaydım!” Nebe’ Sûresi, 78:40.

Lügatler :
ağrâz-ı şahsî : kişisel garazlar, kinler
aynü'l-hayat şeriatı : şeriatın hayat çeşmesi
azamet : büyüklük
cennet-i ittihad : birlik, beraberlik cenneti
fikr-i intikam : intikam düşüncesi
hakikat : gerçek
haşir : âhirette yeniden diriliş ve Allah’ın huzurunda hesap vermek için toplanma
hükûmet-i meşrutâ : meşrutiyet sistemine dayalı hükûmet, yönetim
hürriyet-i şer'î : şeriatın, yani İslâmiyetin tarif ettiği hürriyet, özgürlük
ihraç : çıkartmak
istibdâd : baskı, despotluk
kabr-i vahşet : vahşet kabri; yabanilik, vahşilik mezarı
kıyamet : dünyanın ölümü ve varlığın bozulup dağılması
lekedar etmek : lekelemek
mazarrat-ı umumiye : halkın geneli üzerine gelen zararlar, umuma gelen zararlar
medeniyet-i kadîme : eski medeniyet
medfun : defnedilmiş, gömülmüş
menba-ı hayat : hayat kaynağı
menfaat : fayda
millet-i mazlume : zulme uğramış millet
misâl : örnek
mu’cize : insanların benzerini yapmakta âciz kaldıkları olağanüstü şey
muhabbet-i milliye : millî muhabbet (yani din ve millet sevgisi)
müthiş : dehşet veren, korkutan
neşvünemâ : büyüme ve gelişme
nispeten : kıyasla, oranla
ömr-ü ebedî : sonsuz ömür
saadetli : mutlu
sadâ : ses
şarklı : doğulu
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi; İslâmiyet
tabakat-ı gaflet : gaflet seviyeleri; umursamazlık tabakaları
tasvir etmek : anlatmak, göz önünde canlandırarak anlatmak
tebşir etmek : müjdelemek
terakki : ilerleme, yükselme
umum : bütün
ya Rab : ey varlıkları terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah’ım
zindan-ı esaret : esirlik zindanı

 
Üst