Tefeül...

uður1

Well-known member
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ

8.5.HÜRRİYETE HİTAP(DEVAMI)
Geniş ve muşa’şa’ olan yeni hürriyet-i şer’iyeye adem-i liyâkat—zira çocuğa geniş olmaz—şanlı olan ittihad-ı millîyi bozulmuş ve müteaffin olan hâlât ile fena bir hastalığa hedef edecektir. Zira ehl-i takvâ ve vicdanın tefsiri böyle değil. Mezhebi de muhalif olacaktır. Biz millet-i Osmaniye erkeğiz. Kâmet-i merdane-i istidad-ı milliyemize kadınların libası gibi süslü sefahet ve hevesat ve israfat yakışmıyor. Binaenaleyh, aldanmayalım.

1
خُذْمَاصَفَادَعْمَاكَدَرْ kâidesini düsturu’l-amel yapalım. Şöyle ki:

Ecnebiyede terakkiyat-ı medeniyeye yardım edecek noktaları (fünun ve sanayi gibi) maalmemnuniye alacağız.

Amma medeniyetin zünub ve mesavîsi olarak bazı âdât ve ahlâk-ı seyyie ki, ecnebîlerde mehasin-i medeniye-i kesiresiyle muhat olduğu için çirkinliğini o kadar göstermiyor. Biz ise, aldığımız vakit sû-i tâlih cihetiyle ve sû-i intihap tarikiyle müşkilü’t-tahsil mehasin-i medeniyeti terk edip, çocuk gibi hevâ ve hevese muvafık zünub-u medeniyet kesb ettiğimizden, muhannes gibi veya mütereccile gibi oluruz. Kadın, erkek gibi giyinse maskara olur. Erkek, kadın gibi süslense muhannesliktir, yakışmaz. Mert ve âlihimmet, zîb ü zîverle muzahraf cilveli hanım gibi olmamalı.

Elhasıl: Zünub ve mesâvî-i medeniyeti, hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten seyf-i şeriatla yasak edeceğiz. Ta ki, medeniyetimizin gençliği ve şebabeti, zülâl-i aynü’l-hayat-ı şeriatla muhafaza olsun. Kesb-i medeniyette Japonlara iktida bize lâzımdır ki, onlar Avrupa’dan mehasin-i medeniyeti almakla beraber, her kavmin mâye-i bekàsı olan âdât-ı milliyelerini muhafaza ettiler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: Duru olanı al; bulanık olanı bırak!
Lügatler :
âdât : âdetler, alışkanlıklar
âdât-ı milliye : millî adetler
adem-i liyâkat : liyakatsizlik, lâyık olmama
ahlâk-ı seyyie : kötü ahlâk
âl-i himmet : gayreti yüksek
binaenaleyh : bundan dolayı
düsturu’l-amel : işin prensibi, kuralı
ecnebî : yabancı
ehl-i takva ve vicdan : Allah’tan korkan, emirlerine bağlı olan dindar kimseler ve vicdan sahipleri
elhasıl : kısaca, özetle
fena : kötü
fünun : fenler, bilimler
hâlât : durumlar, hâller
hevâ : nefsin hoşuna giden faydasız arzular; yetenekleri, duygu ve düşünceleri nefsin emrine verme
heves : nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular
hevesat : gelip geçici, nefsin hoşuna giden istek ve arzular
hudud-u hürriyet : hürriyetin sınırı
iktida : uyma
israfat : israflar, savurganlıklar
ittihad-ı millî : millî birlik
kâide : kural, prensip
kâmet-i merdane-i istidad-ı milliye : millî yeteneğin mert görünüşlü endamı, boyu
kavim : millet; aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan insan topluluğu
kesb etmek : kazanmak
kesb-i medeniyet : medeniyet kazanma
libas : elbise
maalmemnuniye : memnuniyetle
mâye-i bekà : devamlılığın mayası, temeli
mehasin-i medeniye-i kesire : çok sayıdaki medeniyet güzellikleri
mehasin-i medeniyet : medeniyetin güzellikleri
mesavî : kötülükler, zararlar
mezhep : takip edilen yol; anlayış, görüş
millet-i Osmaniye : Osmanlı milleti
muhafaza etmek : korumak
muhalif : aykırı
muhannes : kadınlaşmış erkek
muhanneslik : kadınlaşma işi
muhat olma : çevrilme, kuşatılma
muvafık : uygun
muzahraf : sahte, yalancı, kof
müşkilü’t-tahsil : elde edilmesi zor
müteaffin : kokuşmuş
mütereccile : erkekleşmiş kadın
sanayi : san’at, zanaat, beceri, hüner; ham maddeleri işleyerek mamul madde haline sokmak için uygulanan işlem ve araçların bütünü; endüstri
sefahet : ahmaklık, beyinsizlik; yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük
seyf-i şeriat : şeriat kılıcı
sû-i intihap : kötü seçim
sû-i tâlih : kötü talih, baht
şebabet : gençlik
tarikiyle : yoluyla
tefsir : açıklama, yorum
terakkiyat-ı medeniye : medenî ilerlemeler, kalkınmalar
zîb ü zîver : süs ve ziynet, altın-gümüş
zülâl-i aynü’l-hayat-ı şeriat : şeriatın hayat pınarının tatlı suyu
zünub ve mesâvî-i medeniyet : medeniyetin günahları ve kötülükleri
zünub : günahlar
zünub-u medeniyet : medeniyetin günahları


ZELZELE YANİ DEPREMİN MANEVİ SEBEBLERİ VE HİKMETLERİ 14. SÖZÜN ZEYLİ -2


ON DÖRDÜNCÜ SÖZÜN ZEYLİ(2)
İkinci sual: Niçin gâvurların memleketlerinde bu semâvî tokat başlarına gelmiyor, bu biçare Müslümanlara iniyor?

Elcevap: Büyük hatalar ve cinayetler tehirle büyük merkezlerde ve küçücük cinayetler tâcille küçük merkezlerde verildiği gibi, mühim bir hikmete binaen, ehl-i küfrün cinayetlerinin kısm-ı âzamı Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşre tehir edilerek, ehl-i imanın hataları kısmen bu dünyada cezası verilir. (HAŞİYE)

Üçüncü sual: Bazı eşhâsın hatasından gelen bu musibet bir derece memlekette umumî şekle girmesinin sebebi nedir?

Elcevap: Umumî musibet, ekseriyetin hatasından ileri gelmesi cihetiyle, ekser nâsın o zalim eşhâsın harekâtına fiilen veya iltizamen veya iltihaken taraftar olmasıyla mânen iştirak eder, musibet-i âmmeye sebebiyet verir.

Dördüncü sual: Madem bu zelzele musibeti hataların neticesi ve keffâretü’z-zünubdur. Masumların ve hatasızların o musibet içinde yanması nedendir? Âdaletullah nasıl müsaade eder?

Yine mânevî canipten elcevap: Bu mesele sırr-ı kadere taallûk ettiği için, Risale-i Kadere havale edip, yalnız burada bu kadar denildi:

وَاتَّقوُافِتْنَةًلاَتُصِيبَنَّالَّذِينَظَلَمُوامِنْكُمْخَاصَّةً
1

Yani, “Bir belâ, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere mahsus kalmayıp masumları da yakar.”

Şu âyetin sırrı şudur ki: Bu dünya bir meydan-ı tecrübe ve imtihandır ve dar-ı teklif ve mücahededir. İmtihan ve teklif, iktiza ederler ki, hakikatler perdeli kalıp, ta müsabaka ve mücahede ile Ebu Bekir’ler âlâ-yı illiyyîne çıksınlar ve Ebu Cehil’ler esfel-i sâfilîne girsinler. Eğer masumlar böyle musibetlerde sağlam kalsaydılar, Ebu Cehil’ler, aynen Ebu Bekir’ler gibi teslim olup, mücahede ile mânevî terakki kapısı kapanacaktı ve sırr-ı teklif bozulacaktı.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
(HAŞİYE) : Hem Rus gibi olanlar (Bu tâbir SSCB dönemi Rusya’sına aittir), mensuh ve tahrif edilmiş bir dini terk etmekle, hak ve ebedî ve kabil-i nesh olmayan bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmadığından, zemin şimdilik onları bırakıp bunlara hiddet ediyor.
1 : Enfâl Sûresi, 8:25.

Lügatler :

adaletullah : Allah’ın adaleti
âlâ-yı illiyyîn : yücelerin en yücesi
biçare : çaresiz
canip : taraf, yön
cihet : yön, taraf
dar-ı teklif ve mücahede : sorumluluk ve mücadele yeri
ebedî : sonsuz
ehl-i iman : iman edenler, mü’minler
ehl-i küfür : küfür ehli, inanmayanlar
ekseriyet : çoğunluk
esfel-i sâfilin : aşağıların en aşağısı
eşhâs : şahıslar, kişiler
fiilen : davranışla
gayretullah : Allah’ın hak dinini koruma sıfatı
hak : doğru, gerçek
hakikat : gerçek, doğru
harekât : hareketler, davranışlar
hikmet-i İlâhî : Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması
iktiza : gerektirme
iltihaken : katılarak
iltizamen : taraftar olarak
iştirak : ortak olma, katılma
kabil-i nesh olmayan : hükmü kaldırılamayan
keffâretü’z-zünub : günahlara keffaret, günahların bağışlanmasına vesile
kısm-ı âzam : büyük kısım
Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşr : öldükten sonra âhirette Allah’ın huzurunda kurulacak olan büyük mahkeme
mazlum : zulme uğrayan
mensuh : hükmü yürürlükten kalkmış olan
meydan-ı tecrübe ve imtihan : deneme ve imtihan meydanı
musibet-i âmme : büyük ve genel musibet
mücahede : nefisle mücadele, cihad
müsabaka : yarışma
nâs : insanlar
rahmet : şefkat, merhamet
Risale-i Kader : Kader Risalesi (Yirmi Altıncı Söz)
sır : gizli gerçek, gizem
sırr-ı kader : kader sırrı
sırr-ı teklif : kulluk sırrı, insanların Allah tarafından görevlendirilerek dünyaya gönderilmesinin anlamı
taallûk etmek : ilgili olmak
tahrif edilmek : değiştirilmek, bozulmak
tehir : erteleme, sonraya bırakma
teklif : görev yükleme, sorumluluk
terakki : ilerleme
zelzele : deprem, sarsıntı


 
Üst