Tefeül

uður1

Well-known member
Adil ve Rahim, Kadir ve Hakim, neden hususi hatalara hususi ceza vermeyip, koca bir unsuru musallat eder. Bu hal cemal-i rahmetine ve şümul-ü kudretine nasıl muvafık düşer?
Elcevab: Kadir-i Zülcelâl, her bir unsura çok vazifeler vermiş ve her bir vazifede çok neticeler verdiriyor. Bir unsurun bir tek vazifesinde, bir tek neticesi çirkin ve şer ve musibet olsa da, sair güzel neticeler, bu neticeyi de güzel hükmüne getirir. Eğer bu tek çirkin netice vücuda gelmemek için, insana karşı hiddete gelmiş o unsur, o vazifeden men edilse; o vakit o güzel neticeler adedince hayırlar terk edilir ve lüzumlu bir hayrı yapmamak, şer olması haysiyetiyle, o hayırlar adedince şerler yapılır. Ta bir tek şer gelmesin gibi; gayet çirkin ve hilaf-ı hikmet ve hilaf-ı hakikat bir kusurdur. Kudret ve hikmet ve hakikat kusurdan münezzehtirler.
Madem bir kısım hatalar, unsurları ve arzı hiddete getirecek derecede bir şümullü isyandır ve çok mahlûkatın hukukuna bir tahkirli tecavüzdür. Elbette o cinayetin fevkalade çirkinliğini göstermek için, koca bir unsura, külli vazifesi içinde "Onları terbiye et" diye emir verilmesi ayn-ı hikmettir ve adalettir ve mazlumlara ayn-ı rahmettir.

Lügatler
Adalet :zulüm etmemek, hak sahibine hakkını vermek, haksızları terbiye etmek
Aded :sayı, tane, miktar
Âdil :adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah
Arz : yeryüzü,dünya
Ayn-ı hikmet :hikmetin ta kendisi
Ayn-ı rahmet :adaletin ta kendisi
Cemal-i rahmet : Allah’ın rahmetinin güzelliği
Cinayet :birisine dokunan ve cezayı icap ettirecek suç işlemek
Elbette :kat’i, kesin, muhakkak
Elcevap :cevap şu ki
Emir :iş, husus, şey, hadise, madde, buyruk, talimat, kural
Fevkalade : adetin üstünde, yüksek bir şekilde
Gayet :çok, pek çok
Hakikat: gerçek, doğru, bir şeyin gerçek mahiyeti
Hakîm :iş ve emirleri hikmetli ve yanlışsız olan(Allah)
Hal :durum, vaziyet
Hayır :iyilik, güzellik
Haysiyet : itibar, değer, kıymet
Hiddet :öfke, kızgınlık, hışım
Hikmet :Herkesin bilmediği gizli sebeb, gizli sır, sebeb, fayda, gaye, her şeyin belirli gayelere yönelik olarak, manalı, faydalı ve tam yerli yerinde olması ve yaratılması
Hilâf-ı hakikat :gerçeğe aykırı
Hilâf-ı hikmet :yaratılıştaki hikmete, İlâhî gayeye zıt
Hukuk :haklar, kurallar, esaslar
Hususi :özel, bir şeye ait olan
Hükmüne :eek:nun yerine, onun gibi olarak
İsyan :İtaatsizlik. Emre karşı gelmek. Ayaklanmak.
Kadîr : her şeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi(Allah)
Kadîr-i Zülcelâl :her türlü eksiklikten yüce, kuvvet ve kudreti herşeyi kuşatan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan Allah
Kısım :parça, bölüm
Kudret : güç, kuvvet, iktidar
Kusur :noksanlık, eksiklik, acizlik, tedbirsizlik
Küllî :bütüne ait, tamamen, geniş, kapsamlı
Lüzum :gereklilik, lazım olmak
Mahlûkat :yaratılmışlar, yaratıklar
Mazlum :zulüm görmüş, sakin, sessiz
Men edilmek :engellenmek, yasak edilmek, durdurulmak
Musallat :rahatsız eden, sataşan
Musibet :bela, felaket, afet, dert
Muvafık :uygun,yerinde, denk
Münezzeh :pak, kusur ve noksanlıklardan uzak
Netice :sonuç, son, gaye, semere, hülâsa, özet
Rahîm :rahmet edici, merhamet eden, rahmeti herşeyi kuşatan sonsuz merhamet sahibi(Allah)
Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
Şer :kötü,kötülük, fenalık, Allah’a isyan
Şümul : kapsama, kuşatma
Şümûl-ü kudret :kudretin her şeyi kapsaması
Tahkir :hakir görme, küçümseme, alçaltma
Tecavüz :haddini aşmak, zorlamak, söz veya hareketle ileri gitmek
Terbiye : belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma
Terk :bırakmak, salıvermek, vazgeçmek
Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
Vakit :zaman, saat, çağ, mevsim
Vazife :bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş, görev
Vücud: beden, varlık, var olmak
 
Üst