Tefeül...

uður1

Well-known member
DİVAN-I HARB-İ ÖRFÎ
8.11.HÜRRİYETE HİTAP(DEVAMI)
Bunun en büyük sebebi, istibdattan sonra, mürşid-i umumî üç büyük şubenin ki, “Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif,” veyahut
1عِبَارَاتُناَشَتّٰىوَحُسْنُكَوَاحِدٌوَكُلٌّاِلىٰذَكَالْجَمَالِيُشِيرُ

beytinin mâsadakı olan ehl-i medrese ve ehl-i mektep ve eh-i tekkenin, tebayün ü efkâr ve tehâlüf-ü meşâribidir.

Bu tebayün-ü efkâr ahlâk-ı İslâmiyenin esasını sarsmış, ittihad-ı milleti çatallaştırmış. Terakkiyat-ı medeniyeden geri bırakmıştır. Zira biri ifrat ile diğerini tekfir ve tadlil ediyor; öteki tefrit ile onu teçhil ve gayr-ı mutemed addediyor. Bunun çaresi, tevhid ile ve efkârlarının mabeyninde teyid ile münasebet ile musalâhadır. Ta itidal noktasında musafaha ile birleşmeli ki, âheng-i terakkîyi ihlâl etmesinler.

Üçüncüsü: Ben vaizleri dinledim; nasihatleri bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasâvet-i kalbimden başka üç sebep buldum:

Birincisi: Zaman-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeâyı parlak ve mübalâğalı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için ispat-ı müddeâ ve müteharrî-i hakikati iknâ lâzım iken, ihmal ediyorlar.

İkincisi: Birşeyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim şeyi tenzil edeceklerinden, muvazene-i şeriatı muhafaza etmiyorlar.

Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan, hale mutabık, yani ilcaat-ı zamana muvafık, yani teşhis-i illete münasip söz söylemezler. Güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler :
1: İbarelerimiz ayrı ayrı ise de, güzelliğin birdir. Hepsi de o güzelliğe işaret ediyorlar.
Lügatler :
addetmek : saymak, kabul etmek
âheng-i terakkî : ilerleme ve gelişmenin ahengi, uyumu
ahlâk-ı İslâmiye : İslâm ahlâkı
belâgat : maksada ve hâle uygun düzgün ve güzel söz söyleme
beyt : mısra, şiir satırı
efkâr : fikirler
ehl-i medrese : dinî eğitim ve öğretim yapan yüksek okullarda ilim tahsil edenler veya oraya mensup ilim adamları
ehl-i mektep : okula ve üniversiteye mensup kimseler, oradaki öğrenciler ve ilim adamları
ehl-i tekke : tekkede tarikat yolunu tutanlar; tarikat ve tasavvuf mesleğinde olanlar
esas : temel
gayr-ı mutemed : güvenilir olmayan
hale mutabık : hâl ve duruma uygun
ifrat : aşırılık
ihlâl etmek : bozmak, karıştırmak
ilcaat-ı zaman : zamanın getirdiği mecburiyetler, çaresiz durumda bırakmalar
ispat-ı müddeâ : iddia edilen şeyin ispatı
itidal : her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama
ittihad-ı millet : milletin birliği; aynı topraklar üzerinde yaşayan ve aralarında din, dil, duygu, ortak tarih, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğunun birlik ve beraberliği
kasâvet-i kalb : kalp sertliği, kalp katılığı
mabeyninde : aralarında
mâsadak : bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı örnek
muhafaza etmek : korumak
mukteza : birşeyin gereği
musafaha : tokalaşma; kucaklaşma
musalâha : karşılıklı barışma
muvafık : uygun
muvazene-i şeriat : şeriatın dengesi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin dengesi
mübalâğalı : abartılı
münasebet : bağlantı, ilgi
münasip : uygun
müteharrî-i hakikat : gerçeği araştıran, inceleyen
tadlil etmek : birinin veya bir topluluğun delâlette olduğunu iddia etmek
tasvir-i müddeâ : iddia edilen şeyin delilsiz tasviri, san’atlı bir biçimde anlatımı
tebâyün-ü efkâr : fikirlerin birbirinden farklı oluşu
teçhil : birinin veya bir topluluğun cahil olduğunu iddia etmek
tefrit : tersine aşırılık, normalden daha geri seviyede olma
tehâlüf-ü meşârib : meşreplerin, metotların birbirinden farklı oluşu
tekfir : küfürle itham etme, suçlama
tenzil etmek : indirmek, alt seviyelere düşürmek
terakkiyat-ı medeniye : medeniyetteki ilerlemeler, kalkınmalar
tergib : rağbet uyandırma, isteklendirme
terhib etmek : korkutmak
teşhis-i illet : hastalığın teşhisi
tevhid : birleştirme
teyid : destekleme, doğrulama
zaman-ı hâzıra : şimdiki zaman
zaman-ı sâlife : geçmiş zaman





--
 
Üst