Tefeül...

uður1

Well-known member
MESNEVİ-İ NURİYE DERSLERİ 3.5.LEM’ALAR(DEVAMI)
ÜÇÜNCÜ LEM’A
Cenâb-ı Hakkın canlı mahlûkata bastığı hayat hâteminin gayr-ı mütenâhî nakış ve keyfiyetlerinden bir nümuneyi göstereceğiz. Şöyle ki:
Nasıl ki suyun katrelerinden, şişenin parçalarından tut, seyyar yıldızlara kadar şeffaf veya şeffaf gibi herşeyde şemsin cilvelerinden şemse mahsus bir turra, bir cilve bulunur. Kezalik, Şems-i Ezelînin de bütün canlı mahlûkatta “ihya ve nefh-i hayat” cihetiyle bir tecellî-i ehadiyeti vardır ki, bütün esbab iktidar ve ihtiyara sahibi oldukları farz edilse dahi, o sikkenin ne mislini ve ne taklidini, ne münferiden ve ne müçtemian yapmaktan acizdirler. Buna binaen, şeffaf şeylerde görünen o timsaller şemsin timsali olup, şemsten o şeffaf şeylere in’ikâs etmiş olduklarına hükmedilmediği takdirde, o sayısız katrelerde ve zerrelerde, herbirisinde hakikî bir şemsin maddesiyle mevcut bulunduğuna hükmetmek lâzım gelir.
Kezalik, Şems-i Ezelînin şualar menzilesinde olan tecellî-i esmasının nokta-i merkeziyesi olan hayat, Şems-i Ezelîye isnad edilmediği takdirde, bir sineğe, bir çiçeğe varıncaya kadar herbir zîhayatta nihayetsiz bir kudret, muhit bir ilim, mutlak bir irade gibi, Vacibü’l-Vücuddan maada hiçbirşeyde vücudu mümkün olmayan sair sıfatların mevcut olmasına cahilâne, ahmakane, gülünç bir batıl hüküm lâzım gelir. Ve aynı zamanda, şu batıl hükümle, herbir zerreye ve herbir sebebe bir ulûhiyet-i mutlakayı isnad etmekle sayısız şerikleri ispat etmek mecburiyeti hasıl olur.
Maahaza, tohum olacak bir habbe veya bir çekirdekteki garip, acip, muntazam vaziyete bakınız ki, o habbe, tohumu olacak cismin bütün eczasıyla münasebettar olduğu gibi, nev’iyle, yani ebnâ-yı cinsiyle de ve bütün mevcudatla da münasebetleri vardır. Ve onlara karşı o münasebetleri nisbetinde vazifeleri vardır. Eğer o tohumcuk habbenin Kadir-i Mutlaktan nisbeti kesilip kendi nefsine isnad edilirse, yani kendi kendine olmuştur denilirse, herbir tohumda, herşeyi görecek bir gözün ve herşeye muhit bir ilmin bulunmasını itikad etmek lâzım gelir. Bu ise, sabık temsilde, herbir şeffaf zerrede hakikî bir şemsin vücudunu iddia etmek gibi gülünç bir hamakattir.

Lügatler :
acip : hayret verici, şaşırtıcı
acz : acizlik, güçsüzlük
ahmakane : ahmakça, akılsızca
binaen : dayanarak
cahilâne : cahilce, bilgisizce

Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cihet : yön, taraf
cilve : görüntü, akis
cism : varlık, beden
ebnâ-yı cins : kendi cinsinden olanlar
ecza : bütünü oluşturan parçalar

esbab : sebebler
farz edilmek : varsayılmak
garip : tuhaf

gayr-ı mütenâhî : nihayetsiz, sonsuz
habbe : dane, tohum
hakikî : gerçek
hamakat : ahmaklık
hasıl olmak : meydana gelmek

hâtem : mühür
hükmedilmek : karar verilmek
hükmetmek : hüküm ve karar vermek
hüküm : yargı, karar
ihtiyar : seçme gücü, irade

ihya : hayat verme, diriltme
iktidar : güç, kudret
in'ikâs etmek : yansımak
irade : dileme sıfatı
isnad etmek : dayandırmak
itikad etmek : inanmak
Kadir-i Mutlak : herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah
katre : damla

keyfiyet : hal, özellik, nitelik
kezalik : bunun gibi
kudret : güç, iktidar
maada : başka, dışında, ötesinde
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte

mahlûk : yaratılmış, varlık
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar

mahsus : has, özel
mecburiyet : zorunlu olma, mecbur olma
menzil : yer, konum
mevcudat : varlıklar
mevcut : var
misil : benzer, eş değer
muhit : her tarafı kuşatan
muntazam : düzenli
mutlak : kayıtsız, sınırsız
müçtemian : topluca, hepsi birden
münasebet : ilişki, bağ
münasebettar : alâkalı, ilgili
münferiden : tek olarak

nakış : işleme, süsleme
nefh-i hayat : hayat üfleme; cansızlara can verme
nefs : kendisi
nev' : çeşit, tür
nihayetsiz : sınırsız
nisbet : bağlantı; oran
nisbetinde : ölçüsünde
nokta-i merkeziye : merkezî nokta

nümune : örnek, misal
sabık : geçen, önceki
sair : diğer, başka

seyyar : hareketli, yerinde sabit durmayan
sikke : işaret, damga
şeffaf : saydam, parlak
şems : güneş
Şems-i Ezelî : Ezelî Güneş; bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatan Allah için bir unvan olarak kullanılır
şerik : Allah’a ortak koşulan şey
şua : ışık, parıltı
takdirde : durumda

tecellî-i ehadiyet : Allah’ın birliğinin her bir varlıkta görünmesi
tecellî-i esma : Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine ait büyük tecelliler, yansımalar
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
timsal : görüntü

turra : padişaha özel mühür, nişan
ulûhiyet-i mutlaka : hiçbir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ilâh olma, mutlak ve sınırsız bir ilâhlık
Vacibü'l-Vücud : varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah
vazife : görev
vaziyet : durum, hal
vücud : varlık
zerre : atom, maddenin en küçük parçası
zîhayat : canlı


 
Üst