Yirmidokuzuncu Mektub / 9.kısım'dan
[Şu kısım, turuk-u velayet hakkında olup "Dokuz Telvih"tir.]
BİRİNCİ TELVİH:
"Tasavvuf", "tarîkat", "velayet", "seyr ü sülûk" namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-ı kudsiye vardır ki; o hakikat-ı kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cild kitab ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikatı ümmete ve bize söylemişler.
ﺟَﺰَﺍﻫُﻢُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ (Allah onları bol hayırlarla mükâfatlandırsın.)Biz, o muhit denizinden birkaç katre hükmünde birkaç reşhalarını şu zamanın bazı ilcaatına binaen göstereceğiz.
Sual:
Tarîkat nedir?
Elcevab:
Tarîkatın gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mi'rac-ı Ahmedî'nin (A.S.M.) gölgesinde ve sayesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-u ruhanî neticesinde, zevkî, halî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur'aniyeye mazhariyet; "tarîkat", "tasavvuf" namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemal-i beşerîdir.
------------------------------
Tarîkat: Manevi terbiye yolu, yol.
Gaye-i maksadı: Maksadın gayesi, kastedilen ve istenilen gaye.
Marifet: Bilme, tanıma.
İnkişaf-ı hakaik-i imaniye: İmanla ilgili gerçeklerde gelişme ve yükselme.
Mi'rac-ı Ahmedî': Hz. Muhammedin(asm) mi'racı (Allah(cc) ile görüşüp konuşacak makama yükselmesi).
Saye: Koruma, sahip çıkma, himaye.
Kalb: Gönül. *Yürek.
Seyr ü sülûk-u ruhanî: Ruha ait bir terbiye yoluna girip devam etme.
Zevkî: Zevk ile ilgili, zevke ait.
Halî: Vaziyet ile.
Şuhudî: Görmeyle ilgili.
Hakaik-i imaniye: İmana ait hakikatlar, inançla ilgili gerçekler.
Mazhariyet: Mazhar olma, nail olma.
Tasavvuf: İslâmiyetin temel prensiplerine dayanarak, nefsi dünya alâkalarından ve sevgisinden kesip Allah'a(cc) ulaşma yolundaki kalbe, ahlâka, nefse, ruha, marifete, makama ve batına ait bilgiler, mutasavvıfların ilmi, Allah'a ulaşma bilgisi ve yaklaşımı. *Kişinin kalbini dünya ilgilerinde kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması.
Ulvî: Yüksek, yüce.
Sırr-ı insanî: İnsana ait sır, insanda bulunan ve açıkça bilinemeyen manevî bir duygu ve yetenek.
Kemal-i beşerî: İnsanla ilgili gelişme ve olgunlaşma.
Evet şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insanın kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir. Evet insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misillü, kâinatın bir nevi merkez-i manevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insanın mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinatın mazharı, medarı, çekirdeği olduğunu; hadd ü hesaba gelmeyen ehl-i velayetin yazdıkları milyonlarla nuranî kitablar gösteriyorlar.
----------------------------------
Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
Fihriste-i câmia: Kapsamlı bir özet listesi.
Harita-i maneviye: Manevî harita.
Dimağ: Akıl, şuur, beyin.
Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
Misillü: Gibi, benzeri.
Nevi: Çeşit, tür.
Merkez-i manevî: Manevî merkez.
Fünun: Fenler, ilimler.
Ulûm-u beşeriye: İnsan eliyle ortaya konan ilimler, insan aklının ürünü olan ilimler.
Mahiyet: Temel özellik, temel gerçek.
Hakaik-i kâinat: Kâinatın gerçekleri.
Mazhar: Kazanma, ulaşma, sahip olma.
Medar: Sebeb, vesile.
Hadd ü hesab: Sınır ve sayı.
Ehl-i velayet: Evliyalar, ermişler.
Nuranî: Nurlu.
Mektubat
Dokuzuncu Kısım
Telvihat-ı Tis'a
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
ﺍَﻻ َٓ ﺍِﻥَّ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻻ َ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻ َﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ
"Bilin ki, Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar." Yunus Sûresi, 10:62.
Telvihat-ı Tis'a
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
ﺍَﻻ َٓ ﺍِﻥَّ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻻ َ ﺧَﻮْﻑٌ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻ َﻫُﻢْ ﻳَﺤْﺰَﻧُﻮﻥَ
"Bilin ki, Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar." Yunus Sûresi, 10:62.
[Şu kısım, turuk-u velayet hakkında olup "Dokuz Telvih"tir.]
BİRİNCİ TELVİH:
"Tasavvuf", "tarîkat", "velayet", "seyr ü sülûk" namları altında şirin, nuranî, neş'eli, ruhanî bir hakikat-ı kudsiye vardır ki; o hakikat-ı kudsiyeyi ilân eden, ders veren, tavsif eden binler cild kitab ehl-i zevk ve keşfin muhakkikleri yazmışlar, o hakikatı ümmete ve bize söylemişler.
ﺟَﺰَﺍﻫُﻢُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ (Allah onları bol hayırlarla mükâfatlandırsın.)Biz, o muhit denizinden birkaç katre hükmünde birkaç reşhalarını şu zamanın bazı ilcaatına binaen göstereceğiz.
Sual:
Tarîkat nedir?
Elcevab:
Tarîkatın gaye-i maksadı, marifet ve inkişaf-ı hakaik-i imaniye olarak, Mi'rac-ı Ahmedî'nin (A.S.M.) gölgesinde ve sayesi altında kalb ayağıyla bir seyr ü sülûk-u ruhanî neticesinde, zevkî, halî ve bir derece şuhudî hakaik-i imaniye ve Kur'aniyeye mazhariyet; "tarîkat", "tasavvuf" namıyla ulvî bir sırr-ı insanî ve bir kemal-i beşerîdir.
------------------------------
Tarîkat: Manevi terbiye yolu, yol.
Gaye-i maksadı: Maksadın gayesi, kastedilen ve istenilen gaye.
Marifet: Bilme, tanıma.
İnkişaf-ı hakaik-i imaniye: İmanla ilgili gerçeklerde gelişme ve yükselme.
Mi'rac-ı Ahmedî': Hz. Muhammedin(asm) mi'racı (Allah(cc) ile görüşüp konuşacak makama yükselmesi).
Saye: Koruma, sahip çıkma, himaye.
Kalb: Gönül. *Yürek.
Seyr ü sülûk-u ruhanî: Ruha ait bir terbiye yoluna girip devam etme.
Zevkî: Zevk ile ilgili, zevke ait.
Halî: Vaziyet ile.
Şuhudî: Görmeyle ilgili.
Hakaik-i imaniye: İmana ait hakikatlar, inançla ilgili gerçekler.
Mazhariyet: Mazhar olma, nail olma.
Tasavvuf: İslâmiyetin temel prensiplerine dayanarak, nefsi dünya alâkalarından ve sevgisinden kesip Allah'a(cc) ulaşma yolundaki kalbe, ahlâka, nefse, ruha, marifete, makama ve batına ait bilgiler, mutasavvıfların ilmi, Allah'a ulaşma bilgisi ve yaklaşımı. *Kişinin kalbini dünya ilgilerinde kesip gönlünü Allah sevgisine bağlaması.
Ulvî: Yüksek, yüce.
Sırr-ı insanî: İnsana ait sır, insanda bulunan ve açıkça bilinemeyen manevî bir duygu ve yetenek.
Kemal-i beşerî: İnsanla ilgili gelişme ve olgunlaşma.
Evet şu kâinatta insan bir fihriste-i câmia olduğundan, insanın kalbi binler âlemin harita-i maneviyesi hükmündedir. Evet insanın kafasındaki dimağı, hadsiz telsiz telgraf ve telefonların santral denilen merkezi misillü, kâinatın bir nevi merkez-i manevîsi olduğunu gösteren hadsiz fünun ve ulûm-u beşeriye olduğu gibi, insanın mahiyetindeki kalbi dahi, hadsiz hakaik-i kâinatın mazharı, medarı, çekirdeği olduğunu; hadd ü hesaba gelmeyen ehl-i velayetin yazdıkları milyonlarla nuranî kitablar gösteriyorlar.
----------------------------------
Kâinat: Yaratılan bütün varlıklar, evren.
Fihriste-i câmia: Kapsamlı bir özet listesi.
Harita-i maneviye: Manevî harita.
Dimağ: Akıl, şuur, beyin.
Hadsiz: Sınırsız, sayısız.
Misillü: Gibi, benzeri.
Nevi: Çeşit, tür.
Merkez-i manevî: Manevî merkez.
Fünun: Fenler, ilimler.
Ulûm-u beşeriye: İnsan eliyle ortaya konan ilimler, insan aklının ürünü olan ilimler.
Mahiyet: Temel özellik, temel gerçek.
Hakaik-i kâinat: Kâinatın gerçekleri.
Mazhar: Kazanma, ulaşma, sahip olma.
Medar: Sebeb, vesile.
Hadd ü hesab: Sınır ve sayı.
Ehl-i velayet: Evliyalar, ermişler.
Nuranî: Nurlu.
Mektubat