Ün kurbanı sahte müctehidler

İlim-irfan

Well-known member
Müslüman kesimde meşhur olmanın çeşitli yolları vardır. Adam az veya çok din ilimleri okumuştur, yine az veya çok Arapça bilmektedir. Din alimi ve fakih olabilmek için icazet almamıştır. Zaten din aliminden çok yerli/Müslüman oryantaliste benzemektedir. Lakin için için ünlü olmak, isminden bahsettirmek, nefsini tatmin etmek için yanıp tutuşmaktadır. Bunları Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içinde elde edebilir mi? Edemez. O halde:
1. Aykırı bir söz söyler, ortaya çarpık bir görüş atar ve kısa zamanda kâzib (yalancı) bir şöhret elde eder. Meselâ, dört mezhebin doğru olduğunu kabul ettiği bir hükmün yanlış olduğunu, yahut haram bir şeyin helâl olduğunu iddia eder.

2. İctihad yapmaya ehliyeti olmadığı halde saçma sapan ictihadlar yapar.
3. Şazz bir görüşü savunur. Bir tartışma başlatır. Epey tenkit edilir, hattâ hakarete uğrar ama şöhret şöhrettir.
Ülkemizde böyle yapanların hepsi bir değildir.
Namaz kılanları vardır, namazı terk edenleri vardır...
Mutedil (ılımlı) bid'atçi olanı vardır, iyice zıvanadan çıkmış olanı vardır.
Tarikat ve tasavvuf mensubu olan Müslümanları bid'atçi göreni vardır, müşrik ve kâfir olarak göreni vardır.
Bu gibi kişileri yakan şey içlerindeki meşhur olma, benliklerini tatmin etme ateşidir. Yani ateş içtedir.
Ünlü aykırılardan bazısı çok zengin olmuştur. Hem ün, hem servet... Oh ne güzel... Güzel ve iyi değil, çok çirkin, çok kötü. İleride Dâr-ı Ceza'da ateş var.
Hükema (bilge kişiler) "Şöhret âfettir" buyurmuşlardır. Müslümanın şöhrete ihtiyacı yoktur. Çünkü onun işi Yaratan iledir. Bir kimse meşhur olmak için yanıp tutuşuyorsa onda gizli nifak var demektir.
Bid'atçi yüz binlerce dolar te'lif ücreti karşılığında bir din kitabı hazırlar. Yirmi yerine aykırı yorumlar koyar, gerisi doğrudur. İşte bu yirmi şey onu yakar. Okuyanların bir kısmını da...
Hem yüz binlerce dolar kazanmıştır, hem de ününe ün katmıştır. Reklamın kötüsü olmaz. Ün ündür.
Böylelerinin etrafına taraftarlar toplanır. Bir kısmı samimî akılsızlardır. Bir kısmı cinnî şeytanlara pabucu ters giydirecek insî şeytanlardır.
Memlekette böyle onlarca, yüzlerce aykırı kişi zuhur eder, bunların aykırı küçük fakat militan cemaatleri oluşur... Müslümanlar arasında tartışmalar eksik olmaz. Sen bid'atçisin... Asıl bid'atçi ben değilim sensin... Onlar Müslüman değildir, müşrik ve kafirdir... İbn Teymiyye imamdır... İmam mimam değildir, gulüvve (dinde aşırılığa) sapmış bir alimdir... Cuma namazından sonra sünnet ve zuhr-i âhir kılınmaz... Hayır kılınır, kılmak gerekir... Böyle yüzlerce tartışma konusu...
Müslümanlar birbirleriyle çekişirken bu ün ve (bazısı) servet meraklıları ellerini sevinçle ovuştururlar. Oh ün ne güzel şey, oh servet ne tatlı...
Böylece ülkedeki İslâmî birlik parçalanır, birbirleriyle kardeş olan mü'minler çarpışır, kafirlerin "böl, parçala ve hükm et" planı gerçekleşir.
Sahte müctehidlerin ünleri arttıkça artar.
Sevenleri ve sövenleri çoğalır.
Köy mollası olacak halleri yokken üstad olurlar.
Kimisi iyice zengin olur. Te'lif ücretleri, paralı konferanslar, dinsiz medyadan alınan yüklü maaşlar. Bahçe içinde Şeddadî kâşâneler.
Bir sürü de musibet ve belâ gelir başlarına.
Şöhret âfettir sözü boş laf değildir. Mücerrebtir (tecrübe edilmiştir).
Sahte müctehidlikte, aykırı fikir, inanç ve görüşlerde, bid'atleri doğru göstermekte, tarikat ve tasavvuf Müslümanlarını kâfir ilan etmekte, şu Necd'linin propagandasını yapmakta çok menfaatler vardır ama asıl selâmet Ehl-i Sünnettedir.
Farsça beyit tercümesi:
"Denizde çok menfaatler vardır ama
Sen selâmet istiyorsan o kenardadır."
Türkçe beyit:
"Bevval-i çeh-i Zemzem'i lânet ile anar halk
Sen Kâbe gibi kendini hürmetle benam et"




Mehmet Şevket Eygi - Milli Gazete 26/Ekim/2009
 

memluk

Hatim Sorumlusu
HAŞİYE İhtar: Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir.
Verilse de onunla hoşlanılmaz.
Hoşlansa ihlâsı kaybeder, riyâya girer.
Şan ve şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs ise, ücret ve mükâfat değil, belki ihlâssızlık yüzünden gelen bir itab ve bir mücazattır.
Evet, amel-i salihin hayatı olan ihlâsın zararına teveccüh-ü nâs ve şan ve şeref, kabir kapısına kadar muvakkat olan bir lezzet-i cüz’iyeye mukabil, kabrin öbür tarafında azâb-ı kabir gibi nâhoş bir şekil aldığından, teveccüh-ü nâsı arzu etmek değil, belki ondan ürkmek ve kaçmak lâzımdır.
Şöhretperestlerin ve şan ü şeref peşinde koşanların kulakları çınlasın!

(yirminci lema)
 

cade

Member
birleştirici olun ayrıştırıcı,, bütün müslümanları kardeştir.. herkes ayni olacak diye bir kural mı var ? da bernim haberim yok mesela...
biri çıplak ayağa mesh eder olur, ,,öbürü yıkadığı ayağa giydiği meshin üzerine mesh yapar o da olur,, bir derr ki kan abdesti bozar o da olur , diğeri hayır kan abdesti bozmaz der o da kabuldur... tek tip müslümanlık yoktur... şekle takılıp aldanmayın.. bu işler benim gibileri de aşar gerçi ya neyse ...
lailahe illallah diyenler kurtulur inşaallah..
 

İlim-irfan

Well-known member
ben de öylesine yani her ne olursa olsun birleştirici olunsan babında demiştim,, sürçi lisan etmişsem ki edebilirim affola.


Siz bildiğinizden şaşmayın yani iliminiz ne durumda az çok anladım kalkıpta bu saatten sonra size eğriyi doğruyu öğretecek değilim size tavsiyem kuran tefsirini ve hadisi şerifleri çok okuyun


Selam ve Dua ile...
 

cade

Member
zaten öyle yapıyorum dostum, kardeşim.. .
ve bak dikkat edersen seni ve başkalarını da yalnız ve yalnız lailahe illallah sancağı altında birleşmeye çağırdım,, başka şeylerde birliğe değil.
 
Üst